
Evet onları imâmlar, doğru yolun rehberleri, kendilerine uyanları doğru yola ulaştıran önderler yaptık diyor Rabbimiz.
Onlar Allah’ın emriyle insanlara hidâyet yolunu gösterecekler. Allah’ın seçip görevlendirdiği imâmlar olarak onlar insanların önlerine düşecekler, onları Allah’a götürecekler. Kendilerine tabi olan insanları hayra, Hakka, doğruya, cennete götürecekler.
Evet hayatları Allah tarafından kesinlikle onaylanmış insanlar bunlardır. Biz kendimiz için onları örnek bilmek zorunda olduğumuz gibi, insanları da Allah’ın bu örnek insanlarına çağırmak zorundayız. Yeryüzünde hayatları Allah tarafından onaylanmış en mükemmel önderler bunlardır.
Ve yine biz onlara, o imâmlara hayır işlerini, hayırlı ve bereketli amelleri vahy ettik, bildirdik. Her türlü hayırlı işleri onlara öğrettik biz. Ve onlara namazı ikameyi emredip vahy ettik de onlar namazı ikame ettiler. Zekâtı emrettik de onlar zekâtı verenlerden oldular. Kendileri namazı ikame edip, zekâtı verdikleri gibi aynı zamanda bunu toplumlarına da aktardılar. Toplumlarına da bunu uygulattılar.
BASAİRUL KUR’AN
Fahruddîn er-Râzî’nin Tefsîr-i Kebîr (Mefâtîhu’l-Ğayb) adlı eserinde Enbiyâ Sûresi 73. ayetini şu temel başlıklarla incelenir:
1. Peygamberliğin Amacı ve İmamet (Önderlik)
Râzî, ayetin başındaki "Onları önderler (imâmlar) yaptık" ifadesini açıklarken şu hususlara dikkat çeker:
Taklit Edilen Model Olmak: İmam, dinde kendisine uyulan/tabi olunan kimsedir. Cenâb-ı Hak, bu peygamberleri (Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Ya'kub) insanların dinî konularda kendilerini örnek alacakları rehberler kılmıştır.
"Bizim Emrimizle" (Bi-amrinâ): Bu ifade iki anlama gelir:
Onlar insanları ancak Allah'ın emri, vahyi ve dinî hükümleri doğrultusunda hak yola çağırırlar; kendi heva ve heveslerinden konuşmazlar.
Onların önderlik makamı ve insanları davet etmeleri bizzat Allah'ın emri ve emriyle verdikleri yetki sayesindedir.
2- Râzî, ayetteki amel sıralamasını mantıksal ve fıkhi açıdan ele alır:
"Hayırlı işler yapmayı vahyettik" (Fi'lel-khayrât): Bu ifade kulların yapması gereken tüm iyi amel, tayyibat ve ibadetleri kapsayan genel (âmm) bir emirdir.
Namaz ve Zekâtın Ayrıca Sayılması: Namaz ve zekât da hayırlı amellerin içinde yer almasına rağmen özel olarak zikredilmiştir. Râzî'ye göre bu durum:
Namazın bedenî ibadetlerin en üstünü ve direği,
Zekâtın ise malî ibadetlerin en üstünü ve esası olduğunu gösterir.
Şereflerine ve dinî hayatın direği oluşlarına binaen genel ifadeden sonra ayrıca vurgulanmışlardır.
3. "İbadet Edenler/Kulluk Edenler idiler" İfadesi (Kânû Lenâ 'Âbidîn)
Râzî, ayetin sonundaki bu cümlenin taşıdığı kelamî ve ahlakî inceliklere dikkat çeker:
Önce Kendileri Yaşarlardı: Peygamberler başkalarına emrettikleri ibadet ve hayırları önce kendileri bizzat uygularlardı. Yani sadece "tebliğ eden" değil, emredilen ameli bizzat hayatlarında gerçekleştiren "kullar" idiler.
İhlas ve Hasr (Tahsîs): "Lenâ" (Yalnızca Bize) kelimesinin "âbidîn" (kulluk edenler) kelimesinden önce gelmesi, ibadette ihlası bildirir. Yani onlar amellerini gösteriş, makam veya dünya menfaati için değil, sırf Allah rızası için yaparlardı.
4. İsmet Sıfatı (Peygamberlerin Günahsızlığı)
Râzî, bu ayeti peygamberlerin ismet (günah işlememe) sıfatına delil getirir:
Allah Teâlâ mutlak olarak "Onları emrimizle doğru yolu gösteren imamlar/önderler yaptık" buyurduğuna göre, onların tabi olunması gereken amellerinde bir masiyet (günah) veya hata bulunmaması gerekir. Eğer günah işleselerdi, onlara uymak Allah'ın emriyle günaha uymak anlamına gelirdi ki bu batıldır. Dolayısıyla bu ayet, peygamberlerin rehberlik ettikleri hususlarda masum olduklarının bir göstergesidir.
TEFSİRİ KEBİR
