
Hz. İbrahim’in çağdaşı olan kralın, Irak Haramilerinin kralı “Nemrut” olduğu, kurmaylarıyla birlikte Allah katından gelen bir azapla yok edildiği rivayet edilmektedir. Bu hikâyenin ayrıntılarına ilişkin çeşitli rivayetler vardır. Ama bunları doğrulayacak bir kanıt yok elimizde. Önemli olan yüce Allah’ın Hz. İbrahim’i aleyhinde kurulmak istenen tuzaktan kurtarmasıdır.
Allah Teala bu âyet-i celilede, Hz. İbrahim´e karşı gelenlerin akıbetlerinin hüsran olduğunu beyan ediyor. Böylece Hz. Muhammed (s.a.v.)e karşı gelenlerin de akıbetlerinin aynı şekilde olacağına işaret buyuruyor.
Ona tuzak kurmak istediler, Onu yakmak, öldürmek istediler ve böylece kıyâmete kadar putlarına, karşı gelenlere unutulmayacak, ibret olacak bir ders vermek istediler, ama Allah onları hüsrana uğrattı. İbrahim (a.s)’a karşı çevirdikleri düzeni, kurdukları komployu Allah boşa çıkardı. Tüm planlarını etkisiz ve sonuçsuz kıldı. Zarara uğrayanlardan, elleri boşa çıkanlardan kıldı. Allah dostu İbrahim (a.s)’a her hangi bir zarar veremezlerken, Allah onlara en büyük zararı verdi.
BASAİRUL KUR’AN
Zemahşerî bu ayeti açıklarken özetle şu ana hususlara dikkat çeker:
1. Tuzak (Keyd) Nitelemesi
Müşrikler ve Nemrut’un kavmi, Hz. İbrahim’i devasa bir ateşe atarak onu yok etmeyi ve davalarını ortadan kaldırmayı planlamışlardı. Zemahşerî, ayette geçen "keyd" (tuzak/hile) kelimesine vurgu yaparak, onların bu eylemlerini büyük, gizli ve hileli bir plana benzetir. Ancak onların bu "tuzağı", Allah'ın mûcizesi karşısında tamamen boşa çıkarılmıştır.
2. "El-Ahserîn" (En Çok Hüsrana Uğrayanlar) İfadesi
Zemahşerî, ayetteki الْأَخْسَرِينَ (el-ahserîn) ismi tafdil (üstünlük) kalıbının seçilme sebebini şöyle izah eder:
Onlar sadece Hz. İbrahim'e zarar verme amacına ulaşamamakla kalmadılar; bilakis amaçladıkları şeyin tam tersi gerçekleşti. Hz. İbrahim ateşten zarar görmeden, bilakis yücelerek çıktı. Nemrut ve kavmi ise hem dünyada rezil ve rüsvay oldular hem de ahirette en büyük hüsranı kazandılar.
Taraf Olmanın Neticesi: Bir eylem yapıp da eylemin tamamen kendi aleyhine dönmesi durumuna belâgatta "en büyük hüsran" denir. Kendi elleriyle hazırladıkları büyük ateş, Hz. İbrahim için bir esenlik yurdu olurken, onlar için yenilginin ve çaresizliğin sembolü haline gelmiştir.
3. Dilbilimsel ve Mantıksal İncelik
Zemahşerî tefsir metodunun en belirgin özelliği olan belâgat odaklı bakışıyla şuna işaret eder:
Ayette "فَجَعَلْنَاهُمُ الْخَاسِرِينَ" ("onları hüsrana uğrayanlar kıldık") denmeyip, üstünlük derecesi ifade eden "الْأَخْسَرِينَ" ("en çok hüsrana uğrayanlar/en büyük kayba uğrayanlar") kalıbının tercih edilmesi; tuzak kuranların düştüğü durumun ne kadar vahim, rezilce ve mutlak bir mağlubiyet olduğunu tekit etmek (güçlendirmek) içindir.
Mûcizenin Derinliği ve Nemrut’un Çaresizliği
Sebep-Sonuç İlişkisinin Altüst Olması: Zemahşerî, yakıcı ateşin doğası gereği yakması beklenirken, Allah'ın "Ey ateş! İbrahim’e karşı soğuk ve esenlik ol!" (Enbiyâ, 69) emriyle ateşin yakma özelliğinin bir anda kaldırılmasını mûcizenin en çarpıcı yönü olarak vurgular. Müşrikler en güvendikleri unsuru (yıkıcı ateşi) silah olarak kullanmış, fakat bu silah tam aksi yönde tecelli etmiştir.
Dünyalık Gücün İflası: Nemrut ve kavmi, ellerindeki siyasi güç, kalabalık nüfus ve kurdukları devasa düzenle bir tek kişiyi (Hz. İbrahim’i) yok edebileceklerini sanmışlardır. Ancak ayetteki "el-Ahserîn" nitelemesi, insan gücünün ve dünyevi tuzakların, ilahi kudret karşısında ne kadar aciz ve sıfırlanmaya mahkûm olduğunu gösterir.
Zemahşerî'nin Nüktesi: Bir insan başkasına zarar vermek için bir yol tutar da o yol hedef aldığı kişiyi yüceltip kendisini alçaltırsa, o insan zarara uğrayanların en önde gidenidir (el-ahserîn).
EL KEŞŞAF TEFSİRİ

