1. YAZARLAR

  2. Haksöz

  3. Zafer Direnenlerindir

Zafer Direnenlerindir

Nisan 1996A+A-

Düzen güçlerinin saldırısıyla Bandırma Cezaevi'ne sevk edilen Müslüman siyasi tutsaklar, sevk olayına ilişkin yaşadıklarını aşağıdaki yazı ile dile getiriyorlar. Yazı, dergimiz matbaa aşamasındayken elimize ulaşmıştır. Müslüman kamuoyunu bu konuya ve koalisyon hükümetinin cezaevlerine yönelik karalama kampanyaları ve yeni saldın hazırlıklarına karşı duyarlı olmaya çağırıyoruz.

hak söz

1993 yılı Şubatı'ndan itibaren Bayrampaşa Özel Tip Cezaevinde başlayan egemen cahili güçlere karşı tavizsiz ve ilkeli mücadelemiz, Bandırma Kapalı Cezaevinde de sürecektir.

28.3.1996 günü saat 15.00'de Bayrampaşa Özel Tip Cezaevi maltasında, A Blokta kalan adli suçtan tutuklu Emin Arakuş (16) tarafından İnfaz koruma başmemuru Yener Çolaklar öldürüldü, infaz koruma memurları (gardiyanlar) olay nedeniyle tepkilerini ve bir takım taleplerini ifade etmek için sayım olmayıp infaz koruma memurluğu bölümünde toplandılar. Bunun üzerine cezaevi, askerin kontrolüne geçti. Blokların kapıları kilitlenerek tüm dış irtibatlar kesildi.

Söz konusu olayın Müslüman siyasi tutsaklarla herhangi bir ilgisi olmadığından, bize yönelik bir saldırının olabileceğini tahmin etmedik. 29.3.1996 günü sabah saat 7.00'de olağan arama için bloğumuza asker girdi. Ancak asker sayısının fazla olması, ellerinde jop, sopa, kelepçe gibi malzeme taşınması ve aralarında çok sayıda rütbelinin olması olağanüstü bir gelişmenin habercisi idi. 28 kişilik bir blokta arama yapmak için üç yüz (300) kadar askerin gerekmeyeceği apaçıktı. Askerlerin kendi aralarındaki konuşmaları ve tedirginlikleri, birbirlerine "benim grubum hangisi?", "benim grup nerede?" gibi sorular sormaları, bir şeylerin tezgahlandığının işaretiydi. Dikkatli olmak gerektiği hususunda arkadaşlarla konuşuyorduk ki, bir düdük sesiyle askerler her bir arkadaşın üzerine gruplar halinde çullandılar. Tekbir sesleri arasında direniş gösterildi. Ancak kişi başına dokuz asker, bir astsubaydan oluşan on kişilik bir grubun düşmesi nedeniyle direnişe ancak belli bir süre devam edilebildi. Asker sayısındaki bu aşırılık, sistemi koruma güçleri ve savunucularının müslümanlar karşısında korku ve acziyetlerini ifade ediyordu.

Polisin işkencehanelerinde felç geçiren Cengiz Sarıkaya ve yargısız infazla sırtında vurulup hala yaralı hali devam eden Tamer Aslan da dahil olmak üzere her bir arkadaşın elleri arkadan kelepçelenerek havalandırmaya çıkarıldık. Rejimin koruma güçleri kendilerini ancak İslam'ın direniş erlerinin ellerine vurulan kelepçelerle güvenlik içinde hissedebildiler. Hırpalanarak her bir arkadaşın üst araması yapıldı. Daha sonra birer birer bloğumuzdan alınıp "tek tekler"e (tek kişilik hücrelere) kapatılmak üzere götürüldük. Burada tekrar bir üst araması yapıldı. Üzerimizdeki tüm eşyalar alındı.

Sistemin çarkını döndüren herkes canla başla çalışıyordu. Bir yandan askerler gidip geliyor, bir yandan da "kilitler nerede?", "kilit kulpları kırık, niçin onarılmadı?", "hiçbir hazırlık yapmadınız mı?" diye kendileri gibi "emir kulları" olan gardiyanlara bağırıp aşağılıyorlardı. Süratle teknisyenler, tesisatçılar geldi, lambalar onarıldı, kaynak makinası çalıştırıldı. İşlerini bitirdikleri gibi bizleri hücrelere kapatıp kapıyı kilitledikten sonra orayı terkettiler. Bir bölüm arkadaşımız bloğun alt, bir bölümde üst kısmına alınmıştı.

Öncelikle alt ve üst kısımlarda kimlerin bulunduğunu, hangi arkadaşın hangi hücrede kaldığını tespite çalıştık. Bir arkadaş tek tek isimlerimizi okuyor, ismini duyan arkadaş tekbir getirerek bulunduğu nokta hakkında bilgi veriyordu. Böylece tüm arkadaşlar ve kaldıkları hücrelerin numaraları tespit edildi. Ranzalardan koparılan demir çubuklarla herkes kendi kapı mazgalını patlattı. Kapı ve kilitleri patlatmak için de çaba gösterildi.

Yetkililerden biriyle görüşmek ve mevcut komployu protesto için kapılar dövüldü, sloganlar atıldı. Cezaevi "Allahu Ekber" "İslami hareket engellenemez", "Kahrolsun laik diktatörlük" sloganlarıyla sarsılıyordu. Namaz vakitlerinde ezan okunuyor, namaz kılınıyor, namazdan sonra tekbir getirme, slogan atma ve kapı dövmeler tekrar başlıyordu. Cezaevi istismarcıları ve menfaat tacirleri gelip bizlerle konuşma cesaretini bulamadılar.

Akşam saat 18.00'de askerler tekrar gelerek hücrelerimizi tek tek dolaşıp isim tespitinde bulundular. Bu arada tekrar bir üst araması yapıldı. Daha önce idare-asker işbirliğiyle tespit edilen isimlerden kimisi tekli kimileri de ikişerli olmak üzere kelepçelenip sevk için götürülmek üzere bekletilmeye başlandık. Tek teklerin bulunduğu M Blok'tan dış kapıya kadar tek sıra halinde dizilen askerler ve ürkek bakışlı gardiyanlardan müteşekkil bir karşılama töreni bizleri bekliyordu. Gardiyanlar hücresinden alınıp götürülen her bir arkadaşı, bu falanca şahıs deyip, isimlerini zikrederek hedef gösteriyorlardı. Akabinde, özellikle yüze gelen yumruklar, tekmeler, joplarla ring arabasına bindiriliyorduk. Zalimler, elleri kelepçeli savunmasızlara karşı zulümlerini ispatlarcasına çirkin ve gerçek yüzlerini bir kez daha gösterdiler. Ring arabasına getirilen birçok arkadaş kanlar içindeydi. Düzenin uşakları adeta içlerinde saklı tuttukları üç yıllık zilletin öfke ve kinini kusuyorlardı.

Yolculuğa başlamadan önce tekrar atılan slogan ve tekbirlerle rejim ve işbirlikçilerine karşı, inananları yıldırma ve sindirme politikalarının boşa çıkacağı müjdesi veriliyordu. Artık bizler için yeni bir yolculuk ve yeni bir mücadele süreci başlıyordu. Sevk yönünün nereye olacağı konusu bizlerden özenle gizlenildi. Tahminler üzerine kurulan yolculuk Cuma günü akşam saat 19.00'da başlayıp gece 03.00'de Bandırma Kapalı Cezaevi'nde noktalandı.

Bizden önce kargoyla gönderilen malzemelerimizin hali içler açışıydı. Hırsız, gasıp ve talancı güçler gerçek yüzlerini bir kez daha göstermişlerdi. Elbiselerimizin yeni olanları kesici aletlerle parçalanmış, ayakkabılar falçatalarla kesilmiş, kurtulan elbiseler pisletilerek ayaklar altına alınıp çiğnenmişti. Birçok şahsi eşyaların yanısıra buzdolapları, televizyonlar, video seti, çamaşır makinası, müzik seti, radyo-teypler, walkmanler... vs. gasbedilmiş, paralar, saatler, ve değerli tüm malzemeler çalınmış, büyük bir bölümüne el konulan kitaplarımızın Bandırma'ya gönderilenleri de paramparça edilmişti. Ayrıca yazılarımız ve çalışmalarımızın tümüne el konulmuştu. Bir kez daha, evet bir kez daha zalim güçlerin talancı zihniyetlerine şahit olduk.

"Nice peygamberlerle birlikte birçok Allah erleri savaşa girdiler de; Allah yolunda kendilerine isabet eden (güçlük ve mihnet)den dolayı ne gevşeklik gösterdiler, ne de boyun eğdiler Allah, sabredenleri sever." (3/146)

Egemen güçlerin yıldırma ve sindirme politikalarına teslim olmayacağız. Mücadeleyi her alanda sürdüreceğimize ve bu uğurda gerekli her türlü bedeli ödeyeceğimize Rabbimizi şahid tutarız.

Zafer İnançları uğruna direnenlerindir.

1.4.1996

Müslüman Siyasi Tutsaklar Bandırma Özel Tip Cezaevi

BAYRAMPAŞA'DA AÇLIK GREVİ

Bayrampaşa Özel Tip Cezaevi H. Blok'ta kalmakta olan 28 kişiden 25'i Bandırma'ya sevk edildiler. Bu kişilerin tümü İslami örgüt suçlamasından dolayı cezaevinde bulunmaktalar. Adli suçlardan tutuklanıp, daha sonra müslüman siyasi tutsakların bulunduğu H Blok'ta kalmaya başlayan Özgür Akbay, Koray Şahin ve Ali Kemal Ocak ise Bandırma'ya sevk edilmediler. Bandırma'ya sevk işlemlerinin yapılması için açlık grevine başladıkları öğrenilen bu müslümanlara karşı Bayrampaşa Cezaevi idaresinin baskı uygulamalarını sürdürdüğüne dair bilgiler alınıyor. Bu müslümanlara karşı yönelen baskılar ve sonucunda doğacak her türlü olumsuzluğun sorumlusu Cezaevi idaresi olacaktır.

BU SAYIDAKİ DİĞER YAZILAR