1. YAZARLAR

  2. Bahadır Kurbanoğlu

  3. TESEV Anketi: Şapkadan Muhafazakar-Demokratlık Çıktı!

Bahadır Kurbanoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

TESEV Anketi: Şapkadan Muhafazakar-Demokratlık Çıktı!

Aralık 2006A+A-

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV)'in "Türkiye'de din, toplum ve siyaset" isimli araştırmasının sonuçları çok geniş yankı uyandırdı ve bu ayın gündemine damgasını vurdu. Siyasilerden köşe yazarları ve görsel medyaya kadar herkes kendi bulunduğu zaviyeden sonuçları değerlendirdi.

Anketler, kamuoyundaki eğilimleri belirlemede önemli bir araçtırlar. İlmiliklerini belirleyen birçok kıstas olmakla birlikte, genelde toplumsal ve siyasal konularla ilgili anketler sahibinin sesine yakın sonuçlar verir. Bunda soruların hazırlanış şekli ve içeriği, anket için seçilen bölgeler ve denekler kadar belirleyici olur. Geçmişte de bu ve buna benzer anketlerde sözünü ettiğimiz durumlar yaşanmıştı.

TESEV anketini bu derece geniş çevrelerce tartışmaya değer kılan Türkiye'de geniş kitlelerin muhatap olduğu sorunları kapsamasında yattığı söylenebilir. TSK'dan siyasilere, etnik sorunlar ve eğitimden başörtüsü meselesi ve özgürlüklere kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan anket, aslında istatistiksel açıdan zaaflar içermekte. Bu zaaflar elbette sadece TESEV anketine özgü değil. Mesela belli bir konuda, diyelim ki başörtüsü ile ilgili özel bir ankette uzmanlar en aşağı 50 sorunun konunun özeline ilişkin hazırlanması taraftarı. Soruların çeşitliliği ve kapsamı ne kadar artarsa objektiflik kriterinin de o derece artacağı görüşü hakim. Geçtiğimiz günlerde kurumların güvenilirliğine ilişkin yapılan bir ankette TSK ile ilgili 2 soru sorulmakta ("TSK'nın yıpratılmaya çalışıldığına inanıyor musunuz?" ve "TSK siyasete karışmalı mı?") ve seçenekler "Evet", "Hayır", "İlgilenmiyorum" şeklindeki 3 cevaptan oluşmakta. Sonuçta %54'lük bir kesim TSK'nın siyasete karışmamasını isterken, aynı ankette %60'lık bir kesim de yıpratılmaya çalışıldığını düşünmekte. Peki sadece bu 2 soru ve "Evet" "Hayır"lı cevaplar üzerinden bir yere varmak mümkün mü?

Aynı konuda farklı bir örnek AKDER'in (Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği) yakın geçmişte sadece Başörtüsü meselesini konu alan raporu. Yerli yabancı çeşitli İnsan hakları kuruluşlarından gazete ve dergilere, akademik kuruluşlardan sosyal araştırma merkezlerine kadar yaklaşık 14 ayrı çalışmaya başvurularak hazırlanan bu rapor, sözünü ettiğimiz anketlerden çok daha objektif ve ilmi kriterler içermekte ve sorunun toplumdaki karşılığını ortaya koymakta. TESEV'in anketi bu yönüyle daha zayıf bir görüntü arzetmekte. Zira geniş bir yelpazeyi içine alan pekçok konu birkaç soru çerçevesinde çözümlenmeye/sonuca ulaştırılmaya çalışılmakta ki, bu husus anketi değerlendirirken dikkate alınmalı.

Ancak anket bu yönünden ziyade farklı anlamlarda tartışıldı. Bunlardan İlki TESEV'in kimliğine ve arka planına ilişkin tartışmalardı. Soros Vakfıyla ilişkileri, AB'nin binlerce Euro'luk fonlarıyla beslenen araştırmalar yapması gibi. Malumu olduğu vechiyle bir takım AB karşıtı, Ulusalcı, Kızılelmacı ya da Kemalist kesimlerin yaptığı bu tür eleştiriler, anket sonuçlarından hoşlanmamaları ve çıkarlarının zedelenmesiyle yakından ilintiliydi. Nitekim TESEV'in AB Kriterlerinin Türkiye'de yerleşmesiyle ilgili tavrı çok açık olmakla birlikte, AB fonlarından bugün onlarca kuruluş, belediye, vakıf faydalanmakta. Hatta bazıları bu fonlarla ayakta durmakta ve bunlar arasında TESEV'e aynı hususta itirazda bulunan Kemalist STK'lar da bulunmakta. Eğer TSK, yasaklar ya da ulusal histeriler aleyhine neticelenen sonuçlardan yola çıkarak bu neticelere varılacaksa o zaman mesela OYAK'ın Kuzey Irak'ta ne iş yaptığı ya da Saddam devrilirken ABD fonundan pay alarak yazı yazan ve şimdilerde TESEV'i bundan dolayı yargılamaya çalışanlar da sorgulanmalı değil mi? Silahların gölgesinde anket yapıp "Türkiye'de en güvenilir kurumun Ordu" olduğuna dair sonuçlar devşirenlerin bu ankete ve arka planına itiraz etme hakları var mı?

Bu ve benzeri tartışmalar anket sonuçlarının tetiklediği siyasal ortamın getirilerinden. Peki anket neler söylüyor? Bu anketten yola çıkarak, toplumsal ve siyasal analizlere ilişkin bazı ipuçları yakalamak mümkün mü?

Her anket tartışmasında olduğu gibi ankete bakan gözler 'algıda seçicilik' geleneğini burada da bozmadılar. Özellikle laikliğin başını çeken kesimlerin bu hususta kafa karışıklıkları yaşadıklarını söylemek abartı sayılmaz. Aslında bu durumu kafa karışıklığından ziyade zihinlerindekini açığa vurmak zorunda kalışları ve siyasi usluplarındaki çelişkilerle ifadelendirmek daha doğru olur. Nitekim türban yerine başörtüsü kavramının kullanılmasının siyasi bir simgeye bilinçli atıf yapılması ve bir siyasal bilincin tezahürü olarak gören bağnaz kesimlerin ağızlarındaki baklaları çıkarmak zorunda kalışları bu durumu özetliyor. Anket sonuçlarının doğruluğundan şüphe ettiklerini ifade eden mezkur kesimler başörtülülerin sayılarının azaldığına inanmadıklarını ve sokakların buna şahit olduğunu dillendirmekteler. Böylelikle siyasal simge olarak niteledikleri başörtüsü ile türban arasında bir fark görmediklerini ikrar etmekle birlikte "irtica tehdidi"nin aslında toplumsal bir yönelim olduğunun da altını çizmek zorunda kalıyorlar. Cumhuriyet gazetesi ve müdavimlerinin çığırtkanlıkları bir yana Milliyet gazetesinden Derya Sazak daha soğukkanlı bir şekilde şu soruyu soruyor:

"28 Şubat koşullarında yapılmış 1999 araştırmasına göre Türkiye'de AKP iktidarı altında geçen son dört yılda üniversitelerdeki 'türban yasağı' dışında özellikle kadınların kıyafetleri konusunda büyük bir rahatlama gözleniyor. Türban siyasal bir simge olmanın ötesinde, muhafazakâr çevrelerde kadının toplum yaşamına katılmasının da bir aracı haline geldi. Bu özgürlük sonucu İslami kesimde 'örtünme' giderek yaygınlaşırken, türbanlı kadınların sayısı nasıl azalıyor, anlayamadık?!"

Aslında Sazak'ın anket sonuçlarına güvenmediğini de ima ettiği bu cümlelerdeki tespitlerine muzip görülebilecek şu soruyla katkı yapmak mümkün:

"Konuyla ilgili yüzdelerden TESEV çevresindeki Liberal demokratların arzu ettiği ve AK Partililerin de hoşuna gidecek batı tarzı bir demokrat-muhafazakar dindarlığın arttığına ilişkin yorumları inkıtaya uğratacak sonuçlar çıkarmak da mümkün değil mi?" Örtünenler azalmış ama örtünmeyi Allah'ın emri sayanlar %71.5'e ulaşmış. O halde İslami gelişimin lehine kitlesel bir bilinçlenmeden de söz edebiliriz! Sayı azalmış ama nitelik artmış! Acaba böyle baktığımızda bazılarının yürek hoplamalarına hak vermemek elde mi? Gerçi konuyu bu şekilde gündeme getirerek "İrticai tehlike"nin sürekliliğinden dem vuranların eline koz vermiş oluyoruz ama elden ne gelir; veriler pek ala böyle de okunabilir. Gerçi meseleyi böyle ortaya koyduğumuzda Yeni Şafak'tan Fatma K.Barbarasoğlu haklı olarak bize katılmayacaktır. Zira Ona göre artan dini hassasiyetler değil, moderniteyle uyumlu kendi kültürünü günden güne üreten 'türbansız dindarlık'.

Sonuç olarak mezkur laik kesimlerin lehlerindeki %20'lik dilimleri önemseyen, aleyhlerindeki %50'lik dilimleri ise "demokrasilerde çoğunluk azınlığa hükmedemez" düsturuna sarılarak yorumladıklarına bir kez daha şahit olmuş olduk.

TESEV Başkanı Can Paker'e göre, "Türkiye'de başörtüsü sorunu genel kanının aksine azalmakta. Bu azalma kentleşmeye ve artan gelir seviyesine bağlı..." TESEV Demokratikleşme Programı Direktörü gazeteci Etyen Mahçupyan da, araştırmanın ortaya çıkardığı en önemli bulgunun Türkiye'de dindarlığın artarken, dinsel bağnazlığın düşmesi olduğunu vurguladı. Mahçupyan, Türkiye'de alışılmışın dışında bir şekilde, modernleşmenin dindarlığın içinden oluştuğunu dile getirdi. Araştırmayla ilgili TESEV'in görüşlerini en geniş çerçevede yansıtan bir makalesi Zaman gazetesinde yayınlanan TESEV Demokratikleşme Programı Sorumlusu Derya Demirler ise "...Sürekli değişim halinde olan bir ülkede, her sosyal bilim çalışmasında olduğu gibi sadece bir anı fotoğraflayan bu çalışma, etki etme potansiyelinin, dolayısıyla bizlerin sorumluluğunun arttığı bir 'Değişim'e işaret ediyor" dedikten sonra, özgürlüklerin önünde engel olarak gördüğü ve siyasi muhafazakarlar olarak nitelendirdiği statükocu kesimlere yönelik anket sonuçlarının altını çizdiğine inandığı şu vurguyu yapıyordu; "...1999'dan bu yana başını örten kadınların sayısının artmadığını, aksine % 9 oranında bir azalma olduğunu gözlemliyoruz. Türkiye'de irtica tehdidi olduğunu düşünenlerin bir kısmının, bu düşüncelerine gerekçe olarak başörtülü kadınların sayısındaki artışı göstermeleri ise algı ile gerçek arasındaki çelişkiyi ortaya koyuyor..."

Anket üzerinden kendi egemenlik alanlarının zedelenmemesi adına yorumlar kotaranlar olduğu gibi, yukarıdaki yorumlarda da anket sonuçlarından ziyade niyetlerini ankete kabul ettirmek isteyen bir tarzı ve bu tarzın getirdiği çelişkileri gözlemlemek mümkün. Onların da hedefledikleri sonuçları büyük ölçüde elde ettikleri görülüyor. Batılı ülkelerden bakıldığında batılılaşma ve modernitenin kötülenmesine tepki olarak görülen dindarlaşma, Türkiye'den bakıldığında moderniteyi yeniden üreten başat bir yönelim olarak gösteriliyor. Kimilerine göreyse kendi modernitesini üretiyor. Mesela dindarlıkla dinsel bağnazlık ayrımı, demokrasi talep eden dindar kitlelerin şeriatı istemedikleri öngörüsünden hareketle, demokrasi kültürünü içselleştirmiş bir protestanizm sadedinde üçüncü dünyacı bir özgürleşme ve demokrasi talebi olarak pohpohlanıyor. Jakoben kesimlere "bakın ülke hiç de sizin söylediğiniz yere doğru evrilmiyor" denirken, aynı zamanda kitlelere "gayet iyi bu kimlik üzere yol almaya devam edin" mesajı iletiliyor. Üstelik başını örtenlerin azaldığına ilişkin görüşlerde, sebepler kentleşme ve gelir artışı gibi klasik oryantalistik tespitlere sıkıştırılıp, 28 Şubatların etkisi sümen altı ediliyor.

Sonuç

Bazı vechelerden anket sonuçlarına baktığımızda toplumdaki kimlik yapısı ve duyarlılıklarla ilgili genel eğilimleri tespit etmek mümkün. Halkın %93'lük bir kesimi kendisini dindar görmekle birlikte, İslam'ın temel umdelerinden uzak bir kimlik serdetmekte. Elbette ankette bu hususlarla ilgili sorular yok ama diğer sorulara verilen cevaplar bu seviyeyi ortaya koymakta. Daha çok liberal eğilimlere sahip muhafazakar bir kimlik yapısı serdeden kitleler mesela hem başörtüsünü Allah'ın emri olarak görüyor, hem de kızının eğitim görürken başörtüsünü çıkarabileceğini rahatlıkla ifade ediyor. Kendini dindar görmekle birlikte şeriatın ne anlama geldiğini bilmiyor. Cumhurbaşkanının hem dindar (%75) hem de laikliğin koruyucusu (%75) olmasını arzu ediyor. Ordunun siyasete müdahalesine karşı çıkarken TSK'sız bir siyasetin de mümkün olmadığı kanaatini taşıyor.

Anket bir yönüyle anketin yapıldığı toplumsal kesitlerin muhafazakar (dini özgürlüklerden yana), demokrat (yasaklara karşı) yönünü ortaya koyarken, diğer yandan sahih/net bir kimliğe sahip olamama, kendine güvensizlik, ekonomik sorunları her şeyin üzerinde görme yönünde halk katmanlarında var olan genel eğilimlerin de işaretlerini yansıtıyor. Soruların mahiyeti ve soruluş şekli elbetteki yönlendirmeleri içeriyor ve her ne hikmetse AB ile olan ilişkilerin askıya alınması maddesini bir kenara koyarsak, AK Parti'nin genel siyasi eğilimlerine ilişkin bir tablonun ortaya çıkmasına da elverişli bir zemin hazırlıyor.

Bütün bunların yanında bizleri bazı gerçeklerle yüzleştiriyor ve değişimi belli ellere havale etmiş olan bu ülke toplumunun bir resmini yansıtıyor

Yer yer makul, duyarlı, özgürlükçü taleplerde bulunuyor ama bu yolda bir şeyler üretmeyi, emek ortaya koymayı, tekere çomak sokmayı, risk üstlenmeyi sevmiyor. Ankete yansıyan talepler ne STK'ların artmasına, ne sokakların dolmasına sebebiyet veriyor.

Korkular ülkesindeki hayallerinin gerçekleşmesini en yakınındaki sandıklara havale etmekten başka bir pratik ortaya koyamıyor.

Peki hırsızın hiç mi suçu yok?

Var elbette ama hırsızı anketlerle korkutmak ne mümkün!

Bu yazı toplam 1997 defa okunmuştur.
BU SAYIDAKİ DİĞER YAZILAR