1. YAZARLAR

  2. Hamza Türkmen

  3. Sizi Hep İyi Hatırlayacağız!

Sizi Hep İyi Hatırlayacağız!

Temmuz 2005A+A-

Mazlumder Kültür Komitesi ve Genç Hukukçular Grubu, birisini elim bir kazada diğerini amansız bir hastalıkla yitirdiğimiz iki avukat arkadaşları hakkında Zübeyde Hanım Tiyatro Salonu'nda bir anma toplantısı düzenlemişlerdi. Aydın Durmuş ve Macide Göç'ün hayatlarının, düşüncelerinin ve anılarının gündemleştirildiği bu toplantıda aynı elim kazada yitirdiğimiz Özlem Özyurt da anılmıştı. Toplantının başında yer alan sinevizyonda Aydın Bey'in, Macide ve Özlem hanımların mücadele hayatlarından görsel bazı kesitler aktarılmıştı.

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan Aydın Durmuş'un avukatlık hayatına adım attığı yıllar, 28 Şubat kabusunun ülke üzerine çöktüğü bir dönemdi. Ülkede yaşanan hak ihlalleri ve hukuksuzluk karşısında fıtri bir adalet arayışına yönelen Durmuş, özellikle başörtüsü yasağı karşısında yükselen İslami duyarlılığının sorumluluğu olarak İstanbul Mazlumder saflarında hukuk mücadelesine katılmıştı. 28 Şubat cuntasına karşı İslami kimliğine sahip çıkan yüzlerce, binlerce üniversite öğrencisi yasaklar karşısında meydanlarda direnirken, o da hakları gasp edilen başörtülü öğrenciler için çoğu zaman büro faaliyetlerini terk ederek fakülte önlerinde, mahkeme salonlarında, emniyette hak ve hukuk mücadelesinin taşıyıcısı olmuştu. Ancak yakalandığı ölümcül hastalıktan kurtulamayarak geride bir mücadele geleneği bırakarak vefat etmişti.

Genç avukatlara, stajyerlere ve hukuk öğrencilerine hukuk alanında örneklik oluşturan öncü şahsiyetleri tanıştırmak amacını önceleyerek düzenlenen bu toplantıda Özlem Özyurt'a da yer verilmesi gerçekten manidardı. Çünkü Özlem Hanım, avukat olmamasına rağmen başörtüsü mücadelesinde, resmi ideolojinin ve küresel kapitalizmin dayatmaları karşısında direnişin ön saflarında olmuş, insan hakları bağlamında hukuk mücadelesi vermiş ve bu konularda temayüz etmiş bir şahsiyetti. O yaşamını birlikte yitirdiği Macide Hanım'la beraber yaşamımızı kuşatan cahili düzene ve dünya görüşlerine cevap vermeye çalışırken de, başörtüsü mücadelesinde de hep ön saflarda olmuştu. Panzerler ve köpeklerle sıkıştırılmış alanlarda yaptığı basın açıklamalarında, mahkeme salonlarında, gözlemaltı hücrelerinde onun görüntülerinden hafızamıza kazınan sayısız kareler var. Ayrıca sahih bir din anlayışını kavramak ve aktarmak için yaptığı cansiperane çabaları, varoşlardaki mustezafların, F Tipi direnişinde ölüm orucuna yatanların acısını paylaşan gayretleri, Müslümanların sorunlarını gündemleştirme çabaları ve geleceği adımlayan ümitvar azmi onunla ilgili hafızamızdaki karelerin diğer bölümleri.

12 Haziran 2005 Pazar günü Süreyya Yüksel'in cenaze namazını kıldık. O gelenekçi ve modernist uçlarda yer alan aile bireylerinin izinden sıyrılmaya çalışan, Kur'ani söylemi yakalamak ve yaşamlaştırmak gayreti içinde olan ve bu gayretleriyle birçok Müslümanın, özellikle Müslüman bayanların önünü açmaya uğraşan bir çaba içinde olmuştu. Rabbimizden ona rahmet ve şefaat dileriz. Süreyya Yüksel 1980'li yıllarda kendilerini İslam'ı yaşama ve yaşatma amacına vakfetme azmindeki birkaç arkadaşıyla beraber Fatih'te bir ev tutmuşlar ve bu eve de Suffe demişlerdi. İşte Macide Göç de İstanbul Hukuk Fakültesi'nde okurken Suffe'nin ilk müdavimlerinden olmuştu. Macide Göç, lise yıllarında güçlendirdiği İslam'la alakalı ilgisini, İstanbul'da Suffe, Tuba Kız Kur'an Kursu gibi mekanlardaki etkinliklerle ve arkadaş grubuyla yaptığı okumalarla zenginleştirerek İslami duyarlılığını yükseltmiş ve sonraki dönemlerde, duyarlılığını nass temelli tutarlı bir bilinç düzeyine ulaştırmıştı. 12 Nisan 2005 günü Mazlumder Kültür Komitesi ve Genç Hukukçular Grubu'nun düzenledikleri anma gününde eşi olarak benden de Macide Göç hakkında bir konuşma yapmamı istemişlerdi. Aşağıda bu konuşmanın band çözümünü sunuyorum:

"Macide Göç, dava arkadaşım, hayat arkadaşım ve eşimdi. O bir avukattı.

Onu tanıdığımdan beri, o hep içinde yaşadığımız ve kuşatıldığımız bu seküler-ulusçu ve kapitalizmin işbirlikçisi rejimin dayatmalarına karşı Müslüman onurunu ve bağımsız kimlikli bir duruşu savundu.

O bu cahili sistemin hukuk mantığına hiç inanmadı.

Onun hukuk ve adalet mücadelesi en belirgin olarak 1980'li yılların başında girdiği İstanbul Hukuk Fakültesi'nde okurken başladı. Hukuk Fakültesi'ne girdiği yıllar, İslami kimliğini de netleştirmeye başladığı, bu uğurda modernist ve gelenekçi kirlerden hicret etmeğe çalıştığı, vahyi ölçülerle bilinçlenmek için en az dersleri kadar emek verdiği yıllardı.

O dönemler Türkiye'de tevhidi uyanış sürecine yeni yeni adım atılıyordu. "İslami harekette kadının yeri nedir?" başlıklı yaygın ama sistemsiz ve usulsüz tartışmalar söz konusuydu. O yıllarda Macide hayata dönük olarak İslami uyanış, eğitim, tebliğ ve mücadele saflarında yer alan ender bayanlarımızdan birisi oldu. Üniversitelerde bilinçlenme sürecine girmiş başörtülü öğrenciler artmaya başlayınca, devlet rahatsızlığını YÖK'ün başörtüsü yasağıyla ifşa etti. Devlet, üniversiteleri evrensel bilgiye ulaşılması gereken yerler olarak değil, adeta resmi ideolojiye kapı kulu yetiştiren askeri kışlalar olarak görüyordu.

O yıllarda İslami oluşumlar ve İslami mücadele içinde kadının yeri, statüsü, sorumluluğu belli değildi ve kısmen tartışılabiliyordu. Yine o yıllarda yerleşik dindar aile kızları ve kenar mahallelerde, varoşlarda yaşayan dindar aile kızları eğreti kimlikler içindeydiler. Çoğu kompleksli şekilde başörtülerini biçimsiz, yarım baş tarzında takıyorlardı.

İşte bu süreçte YÖK'ün yasağına karşı İÜ Kampüsü ve AÜ İlahiyat Fakültesi önünde bir avuç bayan öğrenci, içerden ve dışardan bir çok moral bozucu engellemeye, barikata ve spekülasyona rağmen bir direniş başlattılar. İÜ önündeki direniş 7-8 öğrenciyle başladı. Aramızda bulunan Av. Nurcan Hanım, yitirdiğimiz Macide'nin 7-8 arkadaşıyla başlattıkları bu direniş, süreç içinde barikatları aştı, destek almaya başladı ve ilk kez kamuoyunda yaygın olarak başörtülü kimliği ve bayanların İslami direniş bilincini gündeme taşıdı. Bu kimlik aşılayıcı bir kavgaydı. Artık Türkiye çapında başörtüsü bir üst kimlik olarak ve Müslüman kadının hayat içindeki rolü de ciddi olarak değerlendirilmeye başlandı. Yarım başörtüler kitlesel bir kazanımla takva başörtüsü haline yöneldi.

Macide, fıtri eğilimi ve edindiği bilinç nedeniyle sürekli olarak mücadeleyi mücadele içinde kazanmak çabası içinde oldu. Onun nezdinde eylemleşmeyen sözün fazla bir değeri yoktu.

O mustezaf öğrenci evleriyle ilgilenirken de,

Diyalog içinde olduğu insanlara saygı ve sıcaklık içinde yaklaşırken de,

Beyazıt Meydanı'nda zulmün ve zorbalığın her çeşidine, ulusal veya küresel baskılara karşı "la" sesimizi yükseltirken de,

Eğitim çalışmalarımızı oluştururken ve uygularken de,

Hayata adım atan gençlere tüketim kültürünün ifsadından uzak sade bir yaşam örnekliği sergilerken de,

28 Şubat zorbalığına karşı meydanlarda, mahkeme salonlarında, gözlemaltı hücrelerinde direngenliğimizin taşıyıcısı olurken de, istişari bir paylaşım içinde, hep hakkı ve adaleti ayakta tutmaya çalıştı.

Resmi ideolojinin biçimlendirdiği sistemle, devletle, ulusal tapınçlarla hiçbir zaman barışık olmadı. Bağımsız İslami kimliğini ve düşüncelerini her platforma hiçbir dünyevi fayda hesabına sapmadan bildiği ve gücü yettiği kadar ortaya koymaya çalıştı.

Biz Macide, Nuri ve eşi Özlem kardeşimle birlikte 2003 yazının sıcağında dostlarımızla ve tanışmak isteyen Müslümanlarla görüşmek üzere arabayla Anadolu yollarına çıkmıştık. Ama 8 Temmuz 2003'te Malatya-Hekimhan yolunda kaza yaptık. Kaza ağırdı. Biz eşleri hastaneye kaldırıldık, Macide'yi ve Özlem kardeşimizi ise kazada yitirdik. Kaza olmadan önce arabada yolculuğumuzda daha uğrayıp görüşeceğimiz 11 vilayetteki Müslümanlarla konuşma gündemimizi mütalaa ediyorduk.

Evet kazadan hemen önce Müslümanların sorunlarını; insan hakları mücadelesine İslami kimliğimizi örtmeden ve sahih ilkelerimizi sulandırmadan nasıl yaklaşmamız lazım geldiğini konuşuyorduk. Ama konuşmamız bitmeden takdiri ilahi geldi, onu ve Özlem'i aramızdan aldı. An dondu. Söz kesildi. Bizler hastaneye sevkedildik, onlar mezarlığa. Ama bir akdimiz vardı. Biz onunla evliliğe adım atarken akitleşmiştik. Akitleşmemiz sadece Rabbimiz katına sunulan bir tekrardı.

Nefsimizin ve insanlığın kurtuluşu için hayatımızı İslam'a adayacaktık. Yerli ve yabancı müstekbirlerin, müşriklerin, tağutların her türlü zulmüne karşı tevhid ve adaletin taşıyıcıları, tanıkları olacaktık. Akdimiz vardı. Bu nedenle kazadan önce; yani an donmadan, söz kesilmeden hemen önce yapmakta olduğumuz konuşmadaki vahyi sosyalleştirmek azmi, Kur'an neslini yeniden inşa etmek cehdi benim için de, Macide'nin ve Özlem'in taşıdığı misyona inanan insanlar için de hiçbir daim ve hiçbir zaman bitmeyecek.

O bir avukattı. Ama hukukçu kimliğinden önce hayatı boyunca düşünceleriyle ve ameliyle hep iyi bir Müslüman olmaya çabaladı. Hukuk mücadelesinde hep tevhid ve adaletin ilkelerini öncelemeye gayret etti.

Hayatımızı acılara boğan kazada yitirdiğimiz rahmetli eşim Macide ve kardeşim Özlem için; ayrıca benzer bir cehdin sahibi olan rahmetli Av. Aydın kardeşim için Rabbimizden şefaat niyaz ediyorum. Bu toplantının da tevhid ve adalet hukukunu önceleyen bir çizginin kalınlaşmasına, güçlenmesine katkı sağlamasını diliyorum. Ayrıca bu toplantının müteşebbislerine ve dinleyen tüm dostlara teşekkür ediyorum."

Bu yazı toplam 2560 defa okunmuştur.
BU SAYIDAKİ DİĞER YAZILAR