1. YAZARLAR

  2. Kadrican Mendi

  3. Olmak ya da Müslüman Olmak

Olmak ya da Müslüman Olmak

Temmuz 2001A+A-

Sahne I:

Müslüman olmak,
ne olduğunun farkında olmaktır.

Ben bir müslümanım önermesi, ikinci ve üçüncü şahıslarda bir fikrin zihinde İnkişaf etmesinin sonucu olarak görülmeli... Değil mi?

Yoksa hayatımızda gözden kaçırdığımız birçok ayrıntıyla beraber "esası" da mı ıskalıyoruz? Bizi esasla eklemleyen, "milyonlarca"dan bağımsız, başına "Ben müslümanım, çünkü..."yü ekleyebileceğimiz bir hikayemiz var mı? Yoksa milyonlar gibi biz de kendi hikayemizi 20.00 ana haber bültenlerinden mi öğreniyoruz?

- Bu çok rahatsız edici, sinir bozucu bir terkip. Artık modası geçmiş, ama yine de beynine takılmış bir kanca gibi acı veriyor.

Anladım ki, hatır için, değişiklik olsun diye ya da sırf birilerinin inadına "olunan" şey müslüman olmak olmuyor. Sadece "olmak"; bir eşya gibi, bir hayvan... hatta bir "şey" gibi olmak. Tercih gerektirmeyen, sırf öyle olduğun için olmak. Yarın başka türlü, bir sonraki gün rüzgarın durumuna göre başka türlü olmak. Olmaktan olmaya, kan ter içinde, salya sümük, kılıktan kılığa, bir soytarı telaşıyla debelenip durmak.

- Bu kadarı da fazla, kes şunu artık... çok gereksiz, saçmalayıp durma...

O halde ben müslümanım demek, ben müslüman oldum demek ne büyük, ne kahramanca ve asil bir şey değil mi? Bir o kadar da cüretkâr...

Sen!.. Sen müslüman oldun... öyle mi?.. diye sormazlar mı? Yani seni "herkes"in dışına atacak bir tercih yaptın... Elinin kenarıyla hayatını ortadan ikiye böldün yani... Dedin ki ben herkes gibi değilim... Benim "gerçek" düşmanlarım var... Sahiden diyebildin mi bunu? Ben şunlara şunlara savaş açtım; ey düşmanlarım ya zulmü ve ifsadı bırakın, ya da Allah aramızdaki hükmünü verinceye kadar, elinizden geleni ardınıza komayın! Hadi tamam velev ki dedin, ama bu kararından düşmanlarının da haberi oldu mu sahiden?...

- Düşmanlar mı? En başta gelen düşmanın benim. Ne olacak, ne yapacaksın? Sen kimsin ula...

Yoksa sen "düşman sahibi olmayı" arkasından galiz küfürler savurup, yüzüne karşı "Bu dansı bana lütfeder misiniz?" demek mi zannediyorsun? Hadi şimdi bir daha bir daha düşün. Ben müslüman oldum demen seni böyle bir tercihe götürdü mü?

- Tamam ben gidiyorum, ne halin varsa gör!.. Seni manyak, şizofrenik herif seni...

Peki olmaz a, diyelim ki oldu da düşmanlık eden hiçbir şey bulamadın. Ya dostların... Öyle kan bağından, aşağı mahalleden, aynı sıralardan vs. değil. Müslüman oldum der demez yeşeriveren bir dostluk. Kendinden kattığın, emek verdiğin, hep hayra yorduğun, çocuğuna yavrum dediğin, hesapsız kitapsız sevdiğin, "Ben bir müslümanım" diyenlere dostluk... Konuşmadan da aynı şeyleri söylediğin insanlar. Dünyanın öbür ucundan duasını işittiğin, seksiz şüphesiz "Amin!" dediğin insanlar.

Böyle birilerine rastgeldin mi?

- "........................."

"Ben müslüman oldum. Bunu dost düşman bilsin; ta ki düşmanlarım nefretinde boğulsun; dostlarsa merhametiyle göversin."... Hiç böyle bir cümlen oldu mu hayatında? Her şeyin üstüne üstüne geldiği sıkıntıların, ezaların, ızdırapların darbeleriyle, sırtını duvara yapıştırdıklarında, son gücünü toplayıp, hani "Uyluğundan çekip çıkardığın mavzer" gibi bir çığlığın oldu mu?

"Olamayacağım Arkadaş!.. size teslim olmayacağım... Ve bilin ki bugün düşmanlığım hiç olmadığı kadar kavidir üstünüze, ve dostlar gözüme hiçbir gün bu kadar güzel gözükmediler..."

* * *

Not: Işıklar sönmez, ve oyun devam eder.

BU SAYIDAKİ DİĞER YAZILAR