1. YAZARLAR

  2. Haksöz

  3. İzzet Kararlılık ve Umut

İzzet Kararlılık ve Umut

Mayıs 2000A+A-

Gecenin bir vaktinde kapınız çalınıyor. Çocuklarınız henüz uyumuş. İçeriye bir sürü polis doluşuyor. Çocukların uykusu bölünüyor. Önce evde bulunan herkes bir odaya itiliyor. Sonra her yer didik didik aranıyor. Kitaplar yerlere dökülüyor. Bazı kitap ve dergiler seçilip alınıyor ve sizi evinizden alıp terörle mücadele şubesine götürüyorlar. Geride ağlayan çocuklarınız, eşinizin merak dolu bakışları kalıyor. Suçunuz Selam Gazetesi'ni okumak ya da Selam Gazetesi'nden bir yazarı veya bir çalışanı tanımak...

Sonra eşiniz ve yakınlarınız konuyu hararetle takip ediyor. Geceleyin tanıdıklara, dostlara telefon ediliyor. Bu gözaltının nedeni, niçini sorgulanıyor. Ancak mantıklı bir izah bulunamıyor. Terörle Mücadele Şubeleri'nin kapıları aşındırılıyor; ama herhangi bir cevap gelmiyor. Ve bir gün sonra ekranlardan Selam Gazetesi'nin eski sahibi, yöneticisi, yazarı ve temsilcilerinin Uğur Mumcu suikastıyla ilgili olarak gözaltına alındıklarını öğreniyorsunuz. Yine öğreniyorsunuz ki yedi yıldır haftalık ve günlük yayın yapan Selam gazetesi bir gazete değil de bir terör örgütüymüş. Ve ithamlar peş peşe devam ediyor. O zaman da anlıyorsunuz ki terör örgütü olmakla itham edilen Selam Gazetesi'nin Anadolu'da dağıtımcılığını yapmak veya okuyucusu olmak, kurgulanmış bir terör örgütüyle irtibatlandırılmanız için yeterli bir sebeb. Şaşırıyorsunuz! Ve sonraki günler ajanslardan ve diğer şehirlerdeki dostlarınızdan bu gazetenin yüzlerce okuru ve dağıtıcısının da aynı günlerde gözaltına alındığını, tehdit edildiğini veya bilfiil korkutulduğunu öğrenmiş oluyorsunuz.

Ve nihayet suçunuz açıklanıyor: TCK 168. Yani kurgulanmış bir örgütle irtibatlı olmak. Tutuklanıyorsunuz. Tekrar sorgulanmak üzere Ankara'ya gönderiliyorsunuz. Neye göre? Şaibeli bir itirafçının çelişkili beyanlarına göre. İlim-JİTEM ilişkilerine bulaşmış veya bulaştırılmış bir itirafçının kurgu dolu beyanlarıyla birçok insan zan ve şaibe altında bırakılıyor. Gözaltına alınıyor. Sorgulanıyor, işkenceden geçiriliyor. Çoluk çocuğu ve yakınları mağdur ediliyor.

İşte burası Türkiye. Cumhurbaşkanlığı koltuğuna hukuku gözetsin söylemiyle hukukçu bir devlet adamının seçildiği bir ülke. Bu ülkede düşünmenin, siyasi olayları takip etmenin, muhalif bir gazetenin okuyucusu olmanın akıbetinin kötülüğü gösterilerek insanlara korku salınıyor. İnsanlara susun deniliyor, görmeyin, konuşmayın. Burası Türkiye. Karanlıklar ülkesi...

MİT ve Meclis Araştırma Komisyonu raporlarında Mumcu suikastinin ABD, İsrail ve JİTEM'le ilgisi üzerinde durulurken, düzenlenen operasyonlarda ısrarla İran bağlantısının aranması adeta bir yönlendirme veya hedef saptırması. Suikastın İran'la bağlantısı üzerinde duran komplocular 28 Şubat sürecine de önemli katkılarda bulunuyorlar. "Kahrolsun Şeriat" nidaları bu sefer de İslami çevrelere yönelik sürek avına dönüşüyor. Ülke yasaları çerçevesinde yayın yapan bir gazete ve okurları, gözaltı ve tutuklama korkusuyla sindirilmeye çalışılıyor. Sindirilmek istenen sadece bu gazete ve okurları değil; sisteme muhalif her düşünce ve sistemin hukuksuzluğunu sorgulayan herkes. Korku, sindirme ve tehditler açısından Selam Gazetesi ve okurları sadece bir örnek.

Burası Türkiye! Burası her geçen gün biraz daha korku ülkesi haline dönüştürülüyor. Biraz daha hukuksuzluk artıyor. Ve vurgunculuk biraz daha çoğalırken yoksulluk biraz daha yaygınlaşıyor. Ancak baskı ve zulümler arttıkça yaşadığımız ortamın ve sistemin çelişkileri de, mağdurları da çoğalıyor. Artık herkes baskı ve zulüm karşısında sinmişliği bir kader olarak görmüyor. Ve artık her baskı bir silikleşmeyi, bir kimliksizleşmeyi getirmiyor. Artık çocuklar bile sessiz yığınların öfkesi ile dolup taşıyor.

Bu sayımızda gündem yazımız Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kilitlenen Türkiye halkının beklentileriyle alakalı. Sistemin hukuksuzluğu sürdüğü müddetçe bir hukukçu cumhurbaşkanından beklenecek fazla bir şeyin olmadığı işleniyor gündem yazımızda.

İnsan haklarının en fazla ihlal edildiği ülkelerden birisi olan Türkiye'de hukukiliği tartışılacak olan bir operasyonla yargısız infaza tabi tutulan Selam Gazetesi eski sahibi, yöneticisi, yazarı ve temsilcileri hatta okuyucuları ile ilgili M. Özyiğit'in yazısı ise, konuyla ilgili önemli sorular içeriyor. Selam Gazetesi'ne ve mensuplarına yönelik operasyonu, inanç ve düşünce özgürlüğüne karşı işlenmiş bir insan hakları ihlali olarak gören Avrupa'daki birçok kuruluşun, ortak imzalarıyla yayınlanmış olan protesto bildirisine de bu sayımızda yer veriyoruz. Avrupa'dan yansıyan bu tepki ve dayanışma Örneğinin Türkiye'deki hukuk ihlallerine karşı olan bu ülkedeki kuruluşlar arasında gösterilememiş olması üzüntü verici. Ancak gündemi bombardımana tabi tutan komplocuların oluşturduğu şok geçiyor. Bu tür operasyonlarla ilgili resmi mercilere duyulan güvenin yanlışlığını dost düşman artık herkes anlayacak. Ve daha tedbirli, daha sakin ve daha erdemli tavırlar geliştirmenin hikmeti her geçen gün daha fazla anlaşılacak. Olaylara hikmetli bakışlarımız arttıkça, komploculara karşı dayanışma arzumuz da o oranda kamçılanacak.

Geçen aylarda Almanya'da bir öğretmene ders sırasında başörtüsü yasağı getiren yerel bir mahkemenin kararı Türkiye'de oldukça abartıldı ve Avrupa'daki uygulamalar için genellemelere gidildi. Oysa bu yaklaşım Türkiye kamuoyunu aldatmaya yönelik bir çarpıtmaydı. Başörtüsü yasağının Almanya'daki hukuki boyutunu bu sayıda yer verdiğimiz bir röportajla HDR Genel Başkanı Recep Karagöz enine boyuna aydınlatıyor.

Dergimizde yer alan diğer telif ve çeviri yazılar önemli bilgi ve tartışma başlıkları içeriyor. "Umut" operasyonu olarak takdim edilen hükümet icraatının sonucunu alabilmek için dergimizi bir kaç gün beklettik. Ancak bu konu daha dallandırılıp budaklandırılarak devam edeceğe benziyor.

Yeni gelişmeleri yorumlayacağımız gelecek sayımızda buluşmak üzere, imtihanlar karşısında izzet ve kararlılıkla değerlerimizi korumak, yaşatmak ve geliştirmek azmi içinde selamlar sunuyoruz.

BU SAYIDAKİ DİĞER YAZILAR