1. YAZARLAR

  2. Ali Değirmenci

  3. Ergenekon’dan Ne Zaman Çıkarız Hocam?

Ergenekon’dan Ne Zaman Çıkarız Hocam?

Mart 2008A+A-

Hânım hey!

Meğer hânım, Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan ve Küçük Asya diye anılan güzel mi güzel bir ülke varmış.

Toprağı bereketli, tebaası hareketli, tiranları celadetli imiş. Yöneticisinden varyete, televizyonundan sosyete, gündeminden de çete eksik olmazmış. Sadece meşeleri, maşaları değil, kodum mu oturtan paşaları da dillere destanmış. Çiçekler açar, kuşlar uçar, barajlar suyla dolar; fakat kimilerinin gözü bir türlü doymazmış. Üniversitelerine kolay kolay girilmez, rüşvet almadan selam dahi verilmezmiş.

Vergilere bağlanan, türküleri yasaklanan, savaşlara yollanan halkın iki gözü iki çeşme imiş. Acılar bal eylenir, diklenenler kul eylenirmiş. Yasalar ve insan hakları takılmaz, borsaların ve piyasaların içinden çıkılmaz, farklı düşünenlerin gözünün yaşına bakılmaz, kimse de kendi haline bırakılmazmış. Netekim su uyur, düşman uyumazmış!

Meğer hânım,

Bu ülkede kimileri devleti çok sever, sevmeyenleri de aşk ile şevk ile döverlermiş. Herkes ona sahip olmak, onu kullanmak, onun tarafından kullanılmak ister; o yüzden rejim korkusuyla yatar laiklik vurgusuyla kalkarmış. Devletin de kalını, yalını, derini, döveni, seveni, ezeni, büzeni varmış. Adı ve sanı görklü adamlar canları sıkıldığında halkı çağırıp boy boylar, soy soylarmış. Ya sev ya terk et, derlermiş; ya devlet başa ya kuzgun leşe derlermiş. Deli Dumrul gibi bütün köprülerin başında durur, geçenden beş akçe geçmeyenden on akçe alırlarmış. Faili meçhuller, kıymeti kendinden menkuller ortalıkta cirit atar, tafra satarmış. At izi, it izine karışır, beygirler çayırlarda yarışır, filler tepişir ve olan çimenlere olurmuş. Fincancı katırlarını ürkütmesin, apoletli aydınların saygınlığını incitmesin diye muhalif seslerin çıkmasına izin verilmezmiş. Cinci hocalar, blucinli kızlar, popçu ve topçu oğlanlar desteklenir; isteyene doping istemeyene brifing verilirmiş. Devletlûlarla iyi geçinenlere gak deyince et, guk deyince süt ikram edilirmiş. "Yeter ulan!" diye ünlenen biri olursa beylerin gözlerini birden kan bürür ve güpegündüz tanklar yürürmüş. Yağmur yağar, seller akar, Arap kızı camdan bakar; hayat pahalılığı ve zulüm el yakar, feryatlar arş-ı âlâya çıkarmış. Deprem şiddetiyle gelen ayazlar, sağlığa zararlı beyazlar, cinleri tepesinde uyuzlar ekranlardan eksik olmazmış.

Hânım hey!

Gel zaman git zaman reçeteler yazılmaz, peçeteler tutulmaz olmuş. Soğuk sular içilmiş, kuklalar seçilmiş, kaftanlar biçilmiş. Hem yârdan hem de serden geçenler olmuş. Çete çete içinde fingirderken ortaya adı büyük kendi büyük bir Ergenekon çetesi çıkmış. Dokuzlu mu desem on dokuzlu mu? Gizli mi desem çok yüzlü mü? Ne desem yalan olur hânım, yani o kadar olur. Yazarı bozarı, gazetecisi öğretim görevlisi, generali dernekçisi vatan aşkıyla bir araya gelip devleti ve halkı bir vadinin içine sokmuşlar. Kimin eli kimin cebinde belli değilmiş. Yabancı uyruklusu da varmış içlerinde, eroin satanı da haraç kesip bir eli yağda bir eli balda yatanı da. Toplanıp ant içmişler. Köşe başlarını tutmuşlar, deveyi hamuduyla yutmuşlar. Hepsi kamuya yararlı, devleti ve milleti kurtarmaya kararlı imiş. Ellerini taşın altına koymuş; dere tepe, ana avrat düz gitmişler. Susurluk'ta tanışmışlar, Şemdinli'de konuşmuşlar. Vatan için yarışmışlar, dört bir yanda vuruşmuşlar. Zamanla çoğalıp kaplarına sığmaz olmuşlar. Destursuz bağa, bir kutlu çağa girmişler. Ülkenin dört bir tarafı demirmiş hânım, üzerinde böyle çeteler semirmiş. Bir gün sözü dinlenir bir demirci ustası çıkıp söz almış. "Dünya bana dar, böyle yaşamak ar geliyor." demiş. "Burası bizim, buradan çıkış yok!" diyelim demiş. "Biz bu ülkenin sahibiyiz, her şeyi ele geçirmeliyiz. Ülkenin dört bir tarafını demirden ağlarla örelim. Bize uyanı sevelim, karşı duranı dövelim. Yoksa her şey elden gidecek! Hainlere haddini bildirelim, yandaşlarımızın yüzünü güldürelim. Gün, davranma günüdür!" diye seslenmiş.

Gel gör ki hânım,

İp kopmuş, beşik devrilmiş. Kimi kapmış maşayı, kimi kapmış meşeyi, döndürmüşler dört bir köşeyi. Yakayı ele, paçayı sele vermişler. Fakat ne gökten üç elma düşmüş ne de halkın yüzü gülmüş. Ne masal bitmiş ne de kerevetine çıkan olmuş. Ak sakallı bilgeler, umutsuzca başlarını sallayıp "Burada bir şey değişmez. Ergenekon gider Engerekon gelir. Bu ülke sizinle gurur duyuyor, nakaratları eşliğinde kahraman ilan edilir, şimdi yaka paça götürülenler. Böyle gelmiş bu devran böyle gider." demişler.

Meğer hânım,

Dedikleri gibi de olmuş. Olan, vadilerde şaşkın şaşkın dolaştırılan gariban halka olmuş hânım. Türbanın üzerine gidilmiş, domates şaşırtılmış, vergiler artırılmış, Kuzey Irak'a girilmiş, Fenerbahçe yenilmiş, Tarkan dinlenilmiş. Laiklik korunmuş, dizler dövülmüş, saçlar yolunmuş, döşler dövülmüş.

Aynı tas aynı hamam. Hem suçlu olacaksın hem güçlü. Hem nalına vuracaksın hem mıhına. Hem davul hem zurna. İncir. Yarpuz.  Karamela. Ne alakası varsa.

La havle vela kuvvete illa billah!

Bu yazı toplam 1934 defa okunmuştur.
BU SAYIDAKİ DİĞER YAZILAR