1. YAZARLAR

  2. MUSTAFA SİEL

  3. Muhacirlere Ensar Olabilmek
MUSTAFA SİEL

MUSTAFA SİEL

Yazarın Tüm Yazıları >

Muhacirlere Ensar Olabilmek

27 Eylül 2014 Cumartesi 10:55A+A-

Suriye Artık Türkiye’de

Mart 2011’de başlayan Suriye intifadası 3. yılını  yarılarken, Türkiye’deki Suriyeli muhacirlerin sayısı milyonu çoktan aşmış durumda. Son günlere kadar sadece Esed muhalif Araplar gelirdi muhacir olarak. Işid’in son hamlelerinin arkasından Ezidi ve Müslüman Kürtlerde katıldı bu göç kervanına. Suriye intifadasının ilk yıllarında yüzbinli rakamlar göz korkuturken, şimdi çıta iki milyon rakamına yükseltilmiş durumda.

İntifadanın ilk günlerinden itibaren başlattığımız Suriye içindeki muhaliflere ve mağdur duruma düşen halka insani yardım yapmak konusundaki çalışmalarımız aynen devam etmeli. Lakin artık gözlerimizi Türkiye içindeki Suriyeli ve (başta Iraklı olmak üzere) diğer muhacirlere çevirmemiz de elzem olmuş durumda.

Hatta belki de önümüzdeki günlerde, Türkiye içindeki Suriyeli Muhacirlerle ilgilenmemiz, Suriye içindeki mağdur halk kesimiyle ilgilenmemizden daha fazla önem ve öncelik kazanacaktır.

Türkiye Bir Muhacir Memleketidir Ve Yine Bir Muhacir Memleketi Olmalıdır

Önce şunu idrak edelim. Suriyeli (ve diğer memleketlerden gelen) Arap, Kürt, Türkmen vs. muhacirler el değil, öz kardeşlerimizdir. Tıpkı Kafkasya’dan gelen Çerkez, Gürcü vs. Trakya’dan gelenler gibi ve hatta daha yakın. Çünkü Suriye ve Iraklı muhacirlerle sadece Ümmet kardeşliğimiz yok, daha 100 yıl önce aynı memleketin vatandaşları, aynı devletin uyrukları idik.

Bu gün Suriyeli (ve diğer memleketlerden gelen) muhacirleri bir yük olarak görenlerin önemli bir kısmı geçmişlerine dönüp bakarlarsa, atalarının da tıpkı Suriyeli muhacirler gibi Osmanlı’ya ve Türkiye’ye hicret etmek zorunda kaldıklarını görürler. O günlerde Osmanlı ve Türkiye için yük gibi görünen ve ciddi sıkıntılar oluşturan bu muhacirler, bu gün Türkiye’nin dinamiklerinden en önemlileri haline gelmişlerdir.

Suriyeli muhacirlerin büyük kısmı eninde sonunda Suriye’ye döneceklerdir. Bu durumda inşaallah Türkiye halkı ile Suriye halkı arasında derin dostluk bağları kurulmuş olacak, adeta iki devlet tek millet anlayışına evrileceklerdir. Geriye dönmeyenler olursa, onlarda Türkiye için bir çeşitlilik ve dinamizm kaynağı olacak, tıpkı önceki muhacirler gibi Türkiye için bir kazanım olacaklardır.

Muhacirler Ümmetle Aramızda Kardeşlik Köprüsü Olmalıdır

100 yıl önce kıblemizi batıya çeviren mankurt idareciler, başta Arap ve Kürtlere olmak üzere tüm Müslüman halklara karşı halkımızda ciddi bir aşağılama ve düşmanlık oluşturmaya gayret ettiler yıllar boyu. Batının köpeğine bile imrenerek bakanlar, kendi köpeklerine Arap adını vermekten ayrı bir haz duydular, Kürtlerin ise varlığını bile kabul etmediler.

Bu propagandalar maalesef halk nezdinde de etkili oldu ve halkımızın ekseriyetinde başta Arap ve Kürtler olmak üzere Türkiye dışındaki (resmi politika gereği Azerbeycan ve Pakistan hariç) tüm Müslümanlara karşı en azından bir yabancılaşma, bazen de küçümseme ve düşmanlık duyguları oluştu.

AKP’nin 12 yıllık iktidarında mevcut siyasi ve sosyal şartlar çerçevesinde tekrar İslam dünyasıyla irtibat kurmaya, iyice örselenmiş olan Ümmet bilincini onarmaya yönelik politikaları yavaş yavaş meyvelerini vermekte. Suriye ve Iraklı muhacirler, halkımızın Ümmetle koparılmış olan kardeşlik bağlarının yeniden tamiri için reel bir vasat olabilir ve olması için mutlaka çaba gösterilmelidir. Ancak bu kendiliğinden yada sadece Hükümetin çabaları ile mümkün olmayıp, bizlerin özverili çabalarını gerektirmektedir.

AKP İktidarının Suriye Muhacirleriyle İlgili Siyaseti

Hükümet intifadanın ilk günlerinden itibaren Suriyeli muhacirlere açık kapı politikası güttü ve gelen muhacirleri sınıra yakın yerlerde oluşturduğu yerlerde kurduğu kamplarda iskan etme yolunu tuttu. Lakin sürecin uzaması ve muhacirlerin önemli bir kısmının kamplarda kalmak istememesi nedeniyle çok sayıda muhacir, başta sınıra yakın şehirler ile İstanbul olmak üzere Türkiye’nin pek çok şehrine dağıldılar ve kendi imkanlarıyla ayakta kalmaya çalıştılar.

Başlangıçta muhacirlerin kamp dışında kalmalarının sorunlar oluşturacağı öngörüsüyle buna sıcak bakmayan iktidar, süreç içinde buna göz yummak zorunda kaldı. Gelinen durum itibarıyla, muhacirlerin kamplarda tutulması politikasının gözden geçirilmesi, durumu müsait olanlardan isteyenlerin kontrollü bir şekilde Türkiye’nin uygun olan yerlerine yerleşmelerine imkan tanınması daha doğru olur kanaatindeyim.

Muhacirler Yük Değil Bereket Kaynağıdır

Mevcut durumda genel algı, muhacirlerin bir yük ve tüketici olduğu yönünde. Aslında durumu uygun olanların kamp dışında yerleşmesine izin verilmesi halinde, durum tersine dönecektir. Çünkü bu muhacirler hem üretici ve hem de tüketici olarak yük olmaktan çıkıp, ekonomiye katkı sağlayacak duruma geleceklerdir.

Bu sağlandığı takdirde hem ekonomi canlanacak, hem muhacirler sığıntı ve işe yaramaz psikolojisine düşmekten kurtulacaklar, hem halkımızla muhacirler arasında günlük hayatta reel şartlarda beraber olmanın getirdiği tabi bir tanışma ve ısınma vasatı oluşacaktır.

İlaveten, muhacirlere sahip çıkmanın Yüce Allah tarafından dolaylı olarak bereket sağlayacağı (ve şimdiye kadar sağladığı) gerçeği de unutulmamalıdır.

Büyük Devletler Ve Milletler Muhacir Kabul Eder Ve Daha da Büyürler

Başta ABD olmak üzere gelişmiş batılı devletler düzenli göçmen gelişini özellikle teşvik ederek, bu dinamizmden yararlanmayı bir devlet politikası haline getirmişlerdir.

Osmanlının varisi olan ve hala (Iraktaki rehinelerin kurtarılmasında gördüğümüz üzere) tüm İslam aleminde hatırlı bir yeri olan Türkiye, özellikle İslam beldelerinden kabul edeceği muhacirlerle, hem dinamizm kazanacak, hem de Osmanlı döneminde sahip olduğu ümmet profilini yeniden oluşturacaktır.

Tüm bu nedenlerle Türkiye başta Suriye olmak üzere tüm mazlum halklar için bir hicret yurdu olmaya devam etmeli, muhacir kabul etmekten kaçınmamalıdır.

Devlet Muhacirlerle Gereğince Ve Yeterince İlgilenemez

Muhacirlerin buraya kadar sağladığımız olumlu etkilerin oluşabilmesi için, mutlaka hicretin planlı ve kontrollü yapılması gerekir. Saldım çayıra mevlam kayıra mantığıyla yapılırsa, faydadan çok zarar getirecektir.

İktidar muhacirler konusunda elinden gelenden fazlasını yapmaya çalışmakta, planlı ve kontrollü bir hicret politikası yürütmektedir. Lakin çoğu iktidarı aşan çeşitli nedenlerle istenilen başarıyı elde edememektedir.

Bunun en önemli nedeni, bizzat devlet kadroları içinde iktidar yada İslam düşmanı olan kadroların aksi yöndeki çabaları, en azından görevlerini savsaklamalarıdır.

Bunun yanında, iktidara yada İslam’a düşman olmasa bile, Devlet kurumlarının hantal oluşu, yapının içinde bulunan bürokrat ve memurların önemli bir kısmının muhacirlere olumsuz bakışı ve yapmaktan ziyade yıkmaya çalışmaları, önemli bir kısmının da salla başı al maaşı mantalitesine sahip olması gibi nedenlerle, devletin muhacirlerle gereğince ve yeterince ilgilenmesi mümkün değildir zaten.

Muhacirler Konusunda İş Başa Düşmektedir

Bu nedenle, gerek devletin muhacir siyasetine doğru yön vermek, gerek mevcut olumlu çalışmalarını desteklemek, gerek yanlış siyaset ve uygulamalardan vaz geçilmesi için çaba göstermek, gerek devletin dolduramadığı boşlukları doldurmak için, ciddi çaba göstermek zorundayız.

Bu konuda öncelikle mevcut faaliyetlerimize ara vermeden devam etmeliyiz. Lakin mevcut faaliyetlerin yeterli olmadığının idrakinde olarak, neler yapmamız gerektiği konusunda etraflıca düşünmeli ve yapılmasını elzem gördüğümüz faaliyetlere girişmeliyiz.

Beldemizde Muhacir Ve Ensar Bilinci Oluşturma Çabaları

Öncelikle başta bulunduğumuz beldeler olmak üzere tüm halkımıza muhacirlerle ilgili Kur’ani görevlerimizi ve bir kısmını yukarıda açıkladığımız gerçekleri ulaştırmalı, onların muhacirlere karşı bakışlarının olumlu yönde değişmesini temine, ensar bilinci oluşturmaya çalışmalıyız. Çünkü sadece bizlerin bu bilince sahip olması yetmemekte, halkımızın da mutlaka bu bilince kavuşması gerekmektedir.

Bunun için seminerler, konferanslar, sergiler, kermesler vs. etkinlikler yapılıp, konu düzenli olarak işlenmelidir ki, halkta bu konuda bir bilinç ve duyarlılık oluşsun. Bu şekilde aynı zamanda İslam ve muhacir düşmanlarının bu konuda oluşturduğu bilgi kirliliği ve düşmanlıkların olumsuz etkileri de azaltılacaktır.

Bu husus çok ve çok önemlidir. Halkımızda muhacirler konusunda yeterli bilinç ve duyarlılık oluşturamadığımız sürece, değil muhacirlere ensar olabilmek, onlara yapılması muhtemel saldırı ve zulümleri bile engelleyemeyiz.

Beldelerimizdeki Muhacirlerle İlişkilerimizi Geliştirelim

Öncelikle beldemizdeki Suriyeli ve başka muhacirleri tespit edip, onlarla diyaloğa geçerek, tanımaya çalışalım. Bunun ardından ihtiyaç sahiplerini tespit edip, maddi ve manevi yardımlarda bulunmaya, imkanlarımız yetersizse imkan sahiplerini buna teşvik etmeye çalışalım.

Bununla da yetinmeyip, bu muhacirlerle ilgili devlet kurumları ve STK’lar arasında bir köprü ve aracı olmaya çalışalım. Bunun için ilgili kurumlar ve STK’larla diyaloğa girip, işbirliği yapmaya çalışalım. Muhacirlerin bu kurumlarla olan işlerinde onlara yardımcı olduğumuz gibi, bu kurumların muhacirlere yardımcı olmasını teşvik edelim.

Halkımızla Muhacirler Arasında Köprü Olalım

4.Nisa Suresi 85. ayette Rabbimiz, kim hayırlı bir işe aracılık ederse ona ondan bir pay vardır buyurmakta. Bizler bizzat kendimiz muhacirlerle ilgili sorumluluklarımızı yerine getirip imkanlarımız çerçevesinde yardım etmekle kalmayarak; gerek muhacirlere yardım yapılmasına aracılık etmek, gerekse ilgili devlet kurumları, STK’lar ve halkımızla muhacirler arasında köprü olarak payımızı almaya çalışalım.

Halkımıza muhacirleri tanıttığımız gibi, muhacirlere de halkımızı tanıtalım. Halkımızda muhacir bilinci oluşturmaya çalıştığımız gibi, muhacirler içinde beldemize ve belde halkımıza uyum için çalışmalar yapalım.

Onların dilencilik yapmasını, öncelikle ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını gidermek, buna rağmen dilenciliğe devam eden olursa bunu da ilgili kurumları harekete geçirerek güzel bir şekilde engellemeye çalışalım.

Muhacirlerin beldemiz halkının tepkisini çekecek hal ve hareketler konusunda bilinçlendirerek, bunlardan kaçınmaları gerektiği konusunda gerektikçe uyaralım.

Muhacirleri Örgütleyelim

Öncelikle muhacirlerden İslami bilinci olan liderler bulup, onlarla işbirliği yaparak hareket etmeye çalışalım. Bunlar aracılığıyla muhacirlerin arasında birliktelikler oluşturmaya çalışalım.

Bu sayede muhacirleri daha iyi tanır, olumsuz tipleri etkisizleştirir, olumlu olanları tespit edip faaliyetlerimize ortak edebiliriz. Muhacirler arasında ıslahı mümkün olmayan tipler ve aileleri bu vesileyle tespit ederek, kamplara alınmalarını temin edebilir, böylece bir çürük elmanın bütün kasayı bozmasının önüne geçmiş oluruz.

Muhacirleri Gözümüzde Ne Büyütelim, Ne de Küçültelim

Burada bir hususa netleştirmek gerekiyor. Suriyeli yada diğer muhacirleri kafamızdaki oluşmuş algılara göre değerlendirmek yerine, onları doğru tanımaya ve gerçek durumlarına göre hareket etmeye çalışalım.

Onları ne gözümüzde büyütelim, nede küçültelim. Aralarında çok takvalı ve salih insanlarında, fitneci ve hatta zinakar olanlarında olabileceğini unutmamalıyız. Hatta içlerinde Esed taraftarı ve ajan provakatörler bile bulunabilir.

Bu nedenle öncelikle ilişkiye gireceğimiz kişi ve aileleri iyice tanımalı, bilahare emin olduğumuz kişi ve aileler vasıtasıyla diğer muhacirleri tanımaya çalışmalıyız. Bu şekilde hangi muhacire nasıl davranmamız gerektiğini tespit ederek doğru yaklaşımlarda bulunabiliriz.

Aksi halde tüm muhacirlere aynı gözle bakıp aynı şekilde davranırsak, hem bizler ve hem de muhacirler zarar görebilir. Üstelik beldemiz halkında muhacirlerin tümüne ve bize karşı olumsuz tepkiler oluşabilir.

İslam Düşmanlarına Karşı Muhacirlere Kalkan Olalım

Muhacirlere karşı bizim gibi olumlu yaklaşanlar olduğu gibi, halkımızın büyük kısmının nötür olduğu ortadadır. Bir de, İslam’a olan onulmaz düşmanlıklarını muhacirler üzerinden ve muhacirlere yansıtmak isteyen kişi, grup ve STK’lar söz konusudur.

Halkımızı muhacirler konusunda bilinçlendirdiğimiz nispette onlarında muhacirlerin yanında yer almasını sağlayarak, olumsuz kişi ve grupların olumsuz çabalarına karşı tabi bir set oluşturmuş oluruz.

Lakin bununla da kalmayarak, beldemizdeki muhacir düşmanı kişi, grup ve STK’ların faaliyetlerini yakından takip edip tasarrut altında tutarak, onların çabalarını etkisizleştirmeye çalışmalıyız.

Mazlumun dini sorulmaz

Özellikle son günlerde Müslüman muhacirlerin yanında, gayrimüslim olanlarda sığınmaya başladı Türkiye’ye. Bizler Esedperestler ve laikler gibi mazlumları ayıramaz, Müslüman olmayanlar ölsün diyemeyiz. Esed zulmünden kaçıp Türkiye’ye sığınanlara açtığımız kucağımızı, Işid yada başkalarının zulmünden kaçanlara da açmak durumundayız.

Elbette bizim öncelediğimiz muhacirler Müslüman olan ve bilhassa İslami bilinci olanlar olmakla beraber, imkanlarımız çerçevesinde tüm mazlum ve mağdurlara yardım etmek zorundayız.

Bizim bu durumlardaki temel kıstasımız hak ve adalet ölçüleri olup, zulüm kimden gelirse gelsin zulüm, haklı kim olursa olsun haklıdır diye, 4.Nisa Suresi 135.ayet gereğince, kendimizi ve yakınlarımız aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutan şahitler olmak zorundayız.

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum