1. YAZARLAR

  2. HARUN ÜNAL

  3. Kur’an ve Ramazan
HARUN ÜNAL

HARUN ÜNAL

Yazarın Tüm Yazıları >

Kur’an ve Ramazan

28 Ocak 2026 Çarşamba 19:32A+A-

Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.1

O (sayılı günler), doğruyu eğriden ayırma, gidilecek yolu bulma konusunda açıklamalar ve insanlara rehber olarak Kur’an’ın indirildiği ramazan ayıdır. Artık içinizden kim bu aya yetişirse onu oruçlu geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, başka günlerden sayısınca tutar. Allah sizin için kolaylık istiyor, güçlük çekmenizi istemiyor. Sayıyı tamamlamanız, size doğru yolu göstermesinden ötürü Allah’ı tazimle anmanız için ve şükredesiniz diye uygun sorumluluklar yüklüyor.2

Kullarım sana, beni sorduğunda söyle onlara: Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulabilsinler."3

KADR SURESİ

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla.

1- Doğrusu biz onu/Kur’an’ı Kadir gecesinde indirdik. 2-Kadir gecesi nedir, sen nereden bileceksin? 3- Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. 4- O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. 5- O gece tan yeri ağarıncaya kadar esenlik doludur.4

Konunun başında Bakara suresinden kısaca yalnızca üç ayete “183, 185 ve 186” dikkat çektik. Bunun ardından Kadr suresinin sadece mealini aktardık ve hemen Mukabele konusunu işlemeye gayret gösterdik. Fatiha suresinin mealine yer verdik ve böylece konuyu bu bağlamda birkaç ayet ışığında bazı rivayetlere de dikkat çekerek, yazımızı özetin de özeti mahiyetinde Ramazan ayını nasıl değerlendirmemiz gerektiğine değinmiş olduk. Şimdiden Ramazan ve Kadrinizi tebrik ederek konumuza dönelim istedik. Şöyle ki:

Mukabele:

Sözlükte “Karşılama, karşılık verme, karşılaşma, karşı gelme, yüz yüze olma, yöneltilen bir söze, bir davranışa karşılık verme, karşılık gibi manaları içerir. Genel olarak iki metni karşılaştırmak maksadıyla karşılıklı okuma veya aynı olan iki şeyi, iki metni karşılıklı olarak okumak suretiyle karşılaştırmak, mukabele etmek. Kur’an hafızları tarafından Kur’an-ı Kerim’i okuma, okunan Kur’an-ı Kerîm’in ezberden bilenlerin ya da bizzat Kur’an’dan okuyanlar tarafından izlenmesi ve sürdürülmesi anlamındadır.

Bu uygulama, Cebrâil’in her yıl ramazan ayında Ramazanın her bir gecesinde Resulullah’a (s) gelerek, vahyin ilk nazil olduğu günden itibaren bu yılki Ramazana dek bu ramazanın da ilk günü dahil olmak üzere bugün ve Cebrail’in (a) geldiği ana kadar nâzil olan yani inen âyet ve sûreleri karşılıklı okuyup kontrol etmelerine dayalı olarak verilen addır. İşte buna kısaca  (ARZA), günümüz diliyle (SUNUM) denir. Bu mukabele uygulaması, Allah Resulünün (s) ölümünden önceki son ramazan ayında Cebrail (a) ile Resulullah (s) arasında iki kez tekrarlanmıştır.

Nitekim bu son okuma veya Mukabeleye “Arza-i Ahîre/Son Mukabele” denir. Nitekim Resulullah (s) her yıl ramazan ayının son on gününde itikafa girerken, vefat ettiği yılın ramazan ayının son yirmi gününü itikafta geçirmiştir.5 Dikkat! Bu yani Mukabele, bir gelenek değil, yerine getirilmesi gereken bir uygulamadır, bir zorunluluktur.6

Çünkü Cebrail (a) adeta mukabele yoluyla bir emir tekrarı yaptırmış olmaktadır. Görev ve hizmette eksiklikler, kusurlar, görevde bir rehavet mi, yoksa giderek artan bir gayret mi var, bütün bunları karşılıklı olarak baştan sona gözden geçirmek suretiyle bundan böyle şimdi ne yapmalı, nasıl bir yol izlenmeli gibi konular hakkında Allah Resulüne (s) istikamet gösteriyor, onu yönlendiriyor.

Mesela tebliğ noktasında neler yapılmış veya yapılmamış, uygulamada hükümlerin, emir ve yasakların yerine getirilip getirilmediği konuları araştırılıyor. Örneğin: Allah Teala, Bakara “2/177” ayetinde belirtildiği gibi müminler yönlerini hangi kıble doğrultusuna çevirdiler, yakın ve uzak akrabaya, fakir ve yoksullara nasıl bir muamele uygulandı gibi hususlar, keza (2/178 ve 179.) ayetlerle ne gibi bir uygulamaya geçildi? Aynı şekilde (2/190-193.) ayetlere göre davranıldı mı yoksa bunlar görmezden mi gelindi? Mesela: (3/18-21.) ayetlerinden müslümanlar haberdar mıydılar? Yoksa o ayetleri uygulamadan mı kaldırdılar? Yine: (3/64-73.) Üç numaralı bu surenin adı neydi, böyle bir sure var mı yok mu? Varsa içeriği nedir? İbrahim (a) kimdir? Görev ve hizmeti neydi? İbrahim (a) bir yahudi, bir hıristiyan mıydı? Yoksa Müslüman mıydı? Hangi dine mensuptu? Davası neydi? Niçin ateşe atıldı? O, bir Resul miydi? Bunları biliyor muyuz, yoksa unuttuk mu? Biliyorsak, bilgilerimizi tazelemek, unutulmuş ise hatırlamak ve hatırlatmak içindir mukabele.

Mesela: (3/84-108) arasında yer alan ayetler nelerden söz etmektedir? Mesela: Nisa suresi diye bir sure duydunuz mu? Bu surenin içeriği nelerden ibarettir, haberdar mısınız? Bir örnek olmak üzere (4/29-32) arası ayetler nelerden söz eder? Ramazan münasebetiyle bu ayetlerde neler ele alınmış acaba diye merakınız varsa, hemen bir Kur’an mealini elinize alarak bir okuyun hele. Acaba Rabbim bana neler emrediyormuş bir görsek iyi olmaz mı?

Kur’an’da namaz sureleri diye sureler var mı? Kur’an’ın tamamına mesela hepsi de aynı zamanda namaz sureleridir, diyebilir miyiz? Yoksa namaz sureleri Kur’an’dan ayrı sureler midir?

Acaba Mukabelenin anlamı sadece kur’an hatmetmek mi yoksa değil mi? Onun içeriğiyle amel ederek uygulamak değil mi. Bakar körler, sağır ve dilsizlere hatırlatılır. Hala duymuyorlarsa Araf, (7/179.) ayetini okumalarını salık veririz. Mukabele münasebetiyle bir de çıkıp “inanıyoruz, Müslümanız, Müminiz” diyenlere de Maide: “5/1-82” ayetlerine bir bakmalarını hatırlatırız. Bu arada “7/12-30” arası ayetleri de duyurmak isteriz. Bir de Enfal suresi var, “8/19-20” arası ayetleri de unutmamak lazım gelir. Tevbe, “9-24” arası ayetleri de size, hepimize salık veririz. Bu arada aynı surenin: “9/28-35” arası ayetleri okumayı da sakın ihmal etmeyelim. Böylece görevinizin ve görevimizin nelerden ibaret olduğunu öğrenelim, öğrenelim ki, mukabelenin ehemmiyetini kavramış olabilelim.

Değerli kardeşlerim, siz,  “Ramazan ayında bu kadar namaz, şu kadar vird, şu kadar şu, bu kadar bu, bunların arasına bir de Eyüp Sultanı, Ayasofya’yı, Sultan Ahmed’i ve Fatihi de katarsanız, şu ve şu türbeleri de/ölüleri de ziyaret ederek, onların gönüllerini alırsanız, cennet hazır sizi bekliyor” diyenlerin yalan söz ve palavralarına aldanmayın. Mukabeleye yönelin, Mukabeleye. Eğer Biliyorsan Kitabını, o halde kendin oku, Rabbinle kendin konuş. Başkalarını araya sokma, devreye girmelerine fırsat tanıma.

Değerli kardeşlerim size Allah’ın Kitabını, bizim Kitabımızı özetleyecek değilim. Bir yol güzergahı belirledim size. Kısaca size bir konum sunuyorum. Bu konum bizi, yolumuzu hiç şaşırmadan ve şaşırtmadan Allah’a ulaştırır. İşte mukabele budur. Sakın ha “güzel Kur’an okuma yarışları” diye neredeyse bir futbol müsabakası, bir spor etkinliği havasında sunulan Kitaptan ve sunanlardan bir hayrın gelmeyeceğini bilmenizi isterim. Mukabeleyi bu tarzda size aktarmakla kısmen görevimi yapmış kabul ederim kendimi. Şimdi yine aynı konu ile alakalı olmak üzere bir sure ile bazı ayet ve ayet meallerini aktarayım istiyorum. Hiç olmaza Mübarek Ramazan ayını nasıl değerlendirmemiz lazım geliyor, biraz da bu konulardan söz edeyim istiyorum.

Fatiha Suresi:

“1- “Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. 2-Hamdolsun, âlemlerin Rabbi olan Allah’a. 3- O, Rahmandır ve Rahîmdir. 4- O, din/ceza ve mükafat gününün mutlak hâkimidir. 5- Rabbimiz! Ancak sana kulluk ve ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz. 6- Bizi dosdoğru yola ilet. 7-Nimete erdirdiklerinin yoluna yönelt. Gazaba uğramış lanetli yahudilerle Dalalette olan sapık ve sapkın hristiyanların yoluna değil.7 Âmin!

Fatiha suresi, 114 sure içerisinde Kur’an-ı Kerim’in en baş tarafına, ilk sure olarak yazılmıştır. Çünkü bu, tıpkı bir konuşmaya başlayan bir kimsenin konuşmasına Besmele, Hamdele ve Salvele ile giriş yapması veya yazdığı kitabının başına önsöz olarak yine Besmele ve hamdele ile giriş yapması gibidir.

Sure cumhurun ittifakıyla Mekkî’dir. Cumhurun yani yetkin İslam alimlerinin çoğuna göre de Fatiha suresi ilk nazil olan suredir. Ancak sahih olan ise, Alak suresinin  “Rabbinin adıyla oku” diye başlayan suredir. Sonra Müddessir suresi ve üçüncü olarak Fatiha suresidir. Gerçi Fatiha suresinden önce Kalem suresiyle Müzzemmil surelerinin de nazil olduğu dile getiriliyor ise de bu, pek kuvvetli bir görüş değildir.

Cabir b. Zeyd’den gelen rivayete göre, nüzul/İniş sırasına göre Fatiha suresinin beşinci sure olduğudur. Her ne şekilde olursa olsun, bu sureyi Nebi (s) efendimiz ona “Fatihatu’l-Kitab” adını vermiş ve bu surenin de en başta yazılmasını emir buyurmuştur.

Dikkat çekici bir nokta. Ulemamız demişlerdir ki, “Allah Teala Bu surede isimlerinden beş tanesini zikretmiştir. O isimler de:“Allah, Rabb, Rahman, Rahîm ve Malik” isimleridir. Bunun sebebi, Allah Teala bu isimlerine burada yer vermekle sanki bizlere şöyle sesleniyor gibidir:

Ey kulum! Şunu bilmelisin ki önce seni yaratan benim. Çünkü ben, Allah’ım, Sonra seni birçok nimet türleriyle eğittim, yetiştirdim, terbiye ettim. Çünkü senin Rabbin benim. Peşinden sen isyana kalkıştın, yolunu şaşırdın, hatalar işledin. Ben, senin aleyhine olacak olan o hata ve yanlışları saklayıp gizli tuttum. Çünkü ben, Rahmanım. Daha sonra sen, tevbe ettin, ettiklerinden pişmanlık duydun. Ben de seni bağışladım, mağfiret eyledim. Çünkü ben, Rahîm’im. Sonra mutlaka bunların bir mükafat veya cezasının olması gerekir, cezayı da senin üzerinde uygulamam, mükafatını da sana sunmam lazım gelir. Çünkü Din gününün, ceza ve mükafat gününün Malikiyim, sahibiyim ben.

Evet, bu sureyi ister namazda, ister namaz dışında olsun, her zaman bu umut ve niyetle okumalıyız.

Fatiha suresinden önce inen yani nazil olan ayetler, ait oldukları surelerin parçalarıdır ve o surelerin tamamlanmaları Fatiha suresinden sonra gerçekleşmiştir. Bu sure ister farz, ister vacib, ister nafile namazlar olsun, kısaca namazların hepsinde en az iki rekatında okunduğu ya da her rekâtta bu sureye bir başka sure ya da birkaç ayet eklenmesi suretiyle okunduğu bir vakıadır, bir gerçektir.

Zaten bu sebeple de namaz suresi adını almıştır. Çünkü Resulullah (s): “Fatiha’sız bir namaz yoktur” buyurmuştur. Fatiha suresinin namazda okunması kimilerine göre farz, kimilerine göre de vacip olduğu belirtilmiştir. Aynı zamanda Kur’an’ın temeli olması sebebiyle de, “el-Esas” olarak ad verilmiştir.

Nitekim Kur’an-ı Kerim’i okuyup yazmaya bu sure ile başlanmasından dolayı, Sure “Fatiha” adını almıştır. Resulullah’ın (s) nübüvvetinin ilk yıllarında Mekke’de nazil olduğu hakkında -önceden de belirttiğimiz gibi- neredeyse ittifak bulunmaktadır.  Kaldı ki Rasulullah (s): “Namazda Ümmü’l Kur’an’ı –Fatiha Süresini- okumayanın namazı yoktur8 diye buyurmuş. Ayrıca“eş-Şifa ve eş-Şafiye” isimleri, Fatiha suresinin isimlerinden olduğu da yine sahih rivayetlerde geçmektedir. Nitekim bir hadiste de: “Ölüm dışında Fatihatu’l-Kitab – Fatiha Sûresi her derde şifadır9 buyrulduğunu görmekteyiz.

Konu hakkında delil olarak gösterdiğimiz rivayetler her ne kadar zayıf rivayetler olarak görülse bile, Allah Teala kimi ayetlerinde bu Kitabın yani Kur’an’ın gerek bir bütün halinde olsun, gerekse ayetleri bağlamında olsun her halükârda Kitabımızın her derde şifa ve her probleme deva olduğu belirtilmekte ve bu noktaya dikkat çekilmektedir.

Dolayısıyla her mümin öncelikle Kitabına içten iman ederek ona karşı bağlılığını ortaya koymalıdır. Maddi ve manevi dertlerinin çaresini onda aramalıdır ve aradığını da kesinlikle bulacaktır. Burada şöyle bir örnek vermek isterim. Gerçi bu örneğin gerçekliği var mı, yok mu diye sorgulayanlarımız olabilir. Onlar sorgulaya dursunlar. Biz hikayemizde dönelim.

Hani biz çoğu zaman “Yaş ve kuru her ne varsa, hepsi Kur’an’da mevcuttur” deriz ya. İşte bundan hareketle gencin biri, bir ilim adamına gider, ve der ki, “Efendim, siz hep böyle deyip durusunuz. Mademki durum öyledir, o halde şu kadar kg’lık bir çuval undan acaba kaç ekmek üretileceği de Kur’an’da var mıdır?” diye sorar.

O ilim adamı, evet, öyledir evladım. Hele bir otur bakalım, önce şunu öğrenelim Allah Teala Kitabında şöyle buyuruyor: “Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O’nun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. O, yerin karanlıklarındaki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.10

Şimdi gördün mü evladım, demek ki Allah Teala: “O apaçık bir Kitapta bulunmaktadır” diye buyururken o, öncelikle bu kitaba iman edilmesinin zorunlu olduğuna dikkat çekmektedir. Artık birlikte fırıncının yanına kadar bir varalım, biraz da orda dinlenelim diyerek o ilim adamı, yanına gelen genç ile birlikte Fırıncıya giderler. Fırıncı gelen ilim adamına, hocaya gayet nazik bir şekilde, saygıda kusur etmeksizin yer ikram ettikten sonra, hoca, fırıncıya “Usta! Gel hele şurada bir otur. Bu gencin bir sorusu var, şu kadar kiloluk bir un çuvalından kaç adet ekmek üretilir?” diye sorar. Fırıncı da “şu kadar ekmek üretilir” der. Hoca, gence dönerek “Gördün mü evladım, bak hele bu kadarlık bir undan, şu kadar ekmek üretiliyormuş” der.

Genç: “Ama hocam, sen fırıncıdan soruyorsun, cevabı ondan alıyorsun. Ben ise, senden, bu açıklıkta bilgi Kur’an’da var mı diye soruyorum? Bu, benim sorumun cevabı değildir” deyince Hoca da o gence, bak evladım Allah Teala: “Eğer bilmiyorsanız işin uzmanı olanlara sorun11 diye buyurmaktadır. Demek ki eğer bizler, bir şeyi bilemiyorsak, o konuyu gidip işin ehline, uzmanına sormamızı, bize bu Kitabı yani Kur’an’ı vahyeden Allah emrediyor. Demek ki bizim kitabımızı çok iyi öğrenmemiz icap etmektedir” der.

Dolayısıyla Ramazan mukabeleleriyle bizim o eksikliklerimizi tamamlamamız gerekiyor. Nitekim göklerde ve yerde insan ilminin keşf edip insanlığın istifadesine sunamadığı nice hazineler vardır ki Allah bunları bilir, zamanı geldiğinde, dilediğini işi bilenlerin aracılığıyla insanlığın istifadesine sunar, dilediğini de kendi ilminde saklı tutar. İşte gaybın anahtarlarından maksadın da bunlar olsa gerektir. Şimdi de birkaç ayet örneğini görelim, Rabbimiz şöyle buyuruyor:

Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt, kalplerdeki hastalıklara bir şifa, inananlara bir rehber ve rahmet gelmiştir.12

Özellikle ahiretle ilgili açıklama ve uyarıların yer aldığı ayetlerin hemen ardından Kur’an-ı Kerim’in dört temel niteliği “öğüt, şifa, Hüda/Rehber, rahmet olarak sıralanmaktadır. Ahireti inkâr etmek ve bunun sonucunda ahiret sorumluluğunu hissetmeden yaşamak iman ve amelde sapma demektir. Kur’an öncelikle tehlikeli duruma karşı insanlara öğüt vermek, nasihatte bulunmak, onları aydınlatmaktadır. Bu, birincisidir.

İkincisi: Herbir insanın gönül dünyalarına seslenerek manevî ve ahlakî bozukluklar için şifa olmaktadır.

Üçüncüsü: Kur’an kendisine inananların doğru ve yanlışları görmesine, ebedî kurtuluşa yönelmesine ve hak yolda yürümelerine rehberlik etmekte, hidayeti göstermektedir.

Dördüncüsü: Sonunda bu kemal derecelerini aşan müminlerin ilahî rahmet ve muhabbet ve sevgiyi elde etmelerini sağlamaktadır.13

Biz Kur’an’dan öyle bir şey indiriyoruz ki, o müminler için bir şifa, bir rahmettir; zalimlerin ise sadece ziyanını arttırır.14

Kur’an’da şifa vardır, iman, amel ve ahlaka ilişkin manevi hastalıkları iyileştirir, müminleri kötülüklerden korur. Kur’an’da rahmet vardır. Din ve Dünya hayatımızın doğru ve güzel olması için gerekli bilgileri içerir. Hakkını vererek okuyup ve amel edenlere ecir kazandırır. Kur’an’ın şifa oluşu, öncelikle bu, manevî anlamdadır. Ancak tıbbî tedavi ile birlikte veya tedavi imkanının kalmadığı durumlarda Kur’an’ın psikolojik, dolayısıyla bedensel hastalıklar konusunda şifa verici tesirinin olabileceği bildirilmektedir.15

Aslında Müminler, Kur’an’dan feyz almasını bildiği, bu maksatla okuduğu, dinlediği için, Kur’an âyetleri kendisine şifa ve rahmet vesilesidir. Buna karşılık, hastanın ilaçtan yararlanmak istemeyişi onun hastalığını artırdığı gibi, zalimin Kur’an’dan uzak durması da onun hüsranını artırır. İşin bu noktası da gözardı edilmemelidir.

Mukabele konusunda sakın ola ki Yasin suresini unutmayasın. Bu sureyi baştan sona okumalısın. Mukabele okurken sakın ha sosyal Medya hatalığına yakalananları da ihmal etmeyesiniz, uyarasınız! Çünkü kişi sosyal medyada ne kadar dolaşıyorsa, bilinmelidir ki, Mukabeleden de o oranda uzaklaşmış olur demektir. Bu sebepten ötürü bazı ayet mealleriyle birtakım noktalara dikkat çekmek isterim. Rabbimiz şöyle buyuruyor:

Yavrucuğum, namazını ikame et, Marufu emret, Münker olana karşı koy, başına gelene sabret. İşte bunlar, kararlılık gerektiren işlerdendir. Gurura kapılarak insanlara burun kıvırma, ortalıkta çalım satarak yürüme; unutma ki Allah, gurura kapılıp kendini beğenen hiç kimseyi sevmez. Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini yükseltme; çünkü seslerin en çirkini eşeklerin anırmasıdır.16

Yine Rabbimiz buyuruyor: “Her nefis, yaptıklarına karşılık tutulan bir rehindir. Yalnız dürüstlüğü ve erdemli olmayı başararak âhiret mutluluğuna erenler hariç. Onlar cennetler içindedir. Günahkârlara: Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir? diye uzaktan uzağa sorarlar. Onlar şöyle cevap verirler: Biz namaz kılanlardan değildik; yoksulu doyurmuyorduk. Batıla, günaha dalan sapkınlarla birlikte biz de dalıyorduk, ceza ve hesap gününü de yalan sayıyorduk, nihayetinde bize ölüm geldi çattı.17

Rabbimiz devam ediyor: “Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez. Böyle iken onlara ne oluyor ki âdeta aslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi öğütten yüz çevirip kaçıyorlar! Uyarıcılardan öğüt almak yerine onlardan her biri, kendisine, açılmış sahifeler/ilâhî vahiy verilmesini istiyor. Hayır! Aslında onlar ahiretten korkmuyorlar. Asla! Yalnız hiç düşündükleri gibi değil! Bilsinler ki bu, gerçekten bir ikazdır! Dileyen düşünüp ondan öğüt alır. Bununla birlikte, Allah dilemeksizin onlar öğüt alamazlar. Azabından sakınılmaya lâyık olan da O’dur, mağfiret sahibi de O’dur.18

O gün onların ağızlarını mühürleriz; yapmış olduklarını (davacı olarak) elleri bize anlatır, ayakları da tanıklık eder.”19

Allah düşmanlarının cehennem ateşine doğru sevk edilecekleri gün, öncekileriyle sonrakileriyle onların hepsi bir araya getirilir. Nihayet oraya geldiklerinde vaktiyle yaptıklarından dolayı kulakları, gözleri ve derileri onların aleyhine şahitlik eder. Derilerine, “Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?” diye sorarlar. “Her şeyi konuşturan Allah bizi de konuşturdu” derler. İlk önce sizi O yarattı, şimdi de yine O’na dönüyorsunuz. Vaktiyle siz, ne kulaklarınızın ne gözlerinizin ne de derilerinizin aleyhinizde şahitlik etmesinden sakınıyordunuz; üstelik yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmediğini sanıyordunuz. İşte rabbiniz hakkında taşıdığınız bu kanaatiniz sizi mahvetti, sonunda kaybedenlerden oldunuz. Artık dayanabilirlerse kalacakları yer ateştir; kendilerine yeni bir fırsat verilmesini talep etseler de bu talepleri kabul edilmez.20

İnci ve değerli maden konumunda olan İslamî bilgileri, inanç ve akideye bağlı bilgi ve bilgi kaynaklarını köpeklerin, yırtıcı ve paralayıcı inanç ve düşüncelere sahip olanların ağızlarına, dillerine atmayın.21 O halde nara atıp durma, Rabbim nara atıp duranları hangi hayvanlara benzetiyor, var kendin değerlendir.

İnci ve değerli maden konumunda olan İslamî bilgileri, inanç ve akideye bağlı bilgi ve bilgi kaynaklarını domuzların, iğrenç varlıkların, batıl inanç ve düşüncelere sahip olanların ağızlarına, dillerine atmayın.22

Bu rivayetlerde hastalıklı ruhlara uyarı bulunmaktadır. Her ne kadar rivayetlerin problemli olduğu söylenmiş olsa bile, konuya ilişkin ayetlere, Lokman ve Müddessir surelerinde bu noktalara dikkat çekilmektedir. O ayetler tekrar gözden geçirilmelidir. Bizim herhangi birilerine şu veya bu hayvan adını vermemiz sözkonusu değildir. Allah’a sığınırız. Ancak Kur’an’dan habersiz yaşayanlara ilan etmek istedik. Çünkü Rabbimiz kitabında kendini bilmeyenleri nasıl adlandırdığını öğrensinler istedik.

Bilvesile hayırlı Ramazanlar ve mukabeleler… Allah’a emanet olun.

 

Dipnotlar:


1- Bakara, 2/183.

2- Bakara, 2/185.

3- Bakara, 2/186

4- Kadr, 97/1-5.

5- Buharî, İtikâf, bap:17, h:2044.Fedailu’l-Kur’an, bap:7, h:2998. Bu hadis Müslim’de yer almamaktadır. Ancak Müslim dışında Buhari başta olmak üzere rivayet, Ebu Davud, Nesaî, İbn Mace gibi Sünenlerde yer almaktadır. Ebu Davud ile İbn Mace, bu rivayete Sünenlerinde Savm/Oruç bölümünde yer vermişlerdir. Nesaî de, bu konuya Kur’an’ın Faziletleri bölümünde yer vermiştir. Bak: Bedruddin Aynî, Buhari Şerhi, Umdetu’l-Kari, c:11, s:223, İtikaf, bap:17, h:2044/148.

6- Bak:Buhârî, “Bedʾü’l-vaḥy”, 5, h:6. Savm, bap:7, h:1902. Menakıb, bap:23, h:3554. “Bedʾü’l-ḫalḳ”, bap 6, h:3220. Fedailu’l-Kur’an, bap:7, h:4997-4998. “İstiʾẕân”, 43; Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 98, 99. Müslim, Fedail, bap:12, h:2308/50.

7- Fatiha Suresi, 1/1-7.

8- Müslim, Salat, h:394/36)

9- Feydu’l-Kadir,4/418. Deylemi, Müsnedu’l-Firdevs, h:4385. Buradaki lafzın manası ise şöyledir: “Fatihatu’l-Kitab- Kur’an’ın başındaki Fatiha Sûresi zehirlenmeye karşı şifadır.” Yine bu hadis Ebu Said Mansur tarafından ve bir de, “el-Sevap” adlı eserinde Ebuşşeyh tarafından rivayet olunduğu da belirtilmiştir.

10- En’am, 6/59.

11- Nahl, 16/43. Enbiya, 21/7.

12- Yunus, 10/57. Kur’an yolu Meali. S:214.

13- Kur’an yolu Meali ve TefsiriDİB Yayınları. 3/113-115.

14- İsra, 17/82.Kur’an yolu Meali. S:289

15- Kur’an yolu Meali ve Tefsiri DİB Yayınları. 3/510-512.

16- Lokman, 31/17-19.

17- Müddessir,74/38-47.

18- Müddessir, 74/48-56.

19- Yasin, 36/65. Bu arada bu surenin “59-“67.” Ayetlerini, kısaca bunun yanında Yesin suresinin tamamının meallerini bir okuyun. Mukabelenin nasıl bir mana içerdiğini anlamaya özen gösterin.

20- Fussilet, 41/19-24.

21- İmam Süyûtî, Camiu’l-Ehadîs, h:16622. Süyûtî, hadisin zayıf olduğuna (Dat) harfiyle dikkat çekmiştir. Nitekim Enes’ten rivayetle İbn Asakîr aktarıyor. Rivayet zincirinde Yahya b. Ukbe b. Ebu’l-Ayzar bulunmaktadır, bu kişi, aşırı derecede yalan uyduran biridir. Bu rivayeti aynı zamanda İbn Adî de tahric etmiş Terceme, 7/223. Adı geçen Ravi Yahya b. Ukbe hakkında, İbn Adî, “onun genel olarak dikkate alınmayan yalanıcı raviler kategorisinde görülen bir ravidir” demektedir. Ramehürmüzî, Emsalu’l-Hadîs, 1/122, h:86. Deylemî, 5/24, h:7334. Süyutî, bu rivayete Camiussağîr adlı eserinde (La) başlayan rivayetler bölümünde, 9823 numara ile zikretmektedir.El-Muhlis, Enes’ten rivayetle aktarmıştır.

22- İmam Süyûtî, Camiu’l-Ehadîs, h:16621. Camiussağîr, (La) harfiyle başlayan bölüm, h:9822. İbn En-Neccar, Enes’ten rivayet ediyor. Süyutî bu rivayetin de zayıf olduğuna (Dat) harfiyle dikkat çekmiştir. Nitekim el-Halîlî de hadisi, el-İrşad adlı eserinde (2/492, h:141) numara ile tahric etmiştir.

YAZIYA YORUM KAT