MURAT KURT

Kırmızı kartın rengi solduğunda

Futbol, kuralları herkes için aynı olduğu iddiasıyla ayakta duran bir oyundur. Doksan dakika boyunca zengin ile fakir, güçlü ile zayıf, ev sahibi ile misafir aynı çizgilerin içinde, aynı hakemin düdüğüne tabidir. Bu eşitlik duygusu, futbolun milyarlarca insanı peşinden sürükleyen en önemli gücüdür. 2026 Dünya Kupası'nda yaşanan Balogun vakası ise bu duygunun ne kadar kolay aşındırılabildiğini gösterdi.

Olay basitti. ABD Millî Takımı'nın golcüsü Folarin Balogun, Bosna-Hersek karşılaşmasında rakibinin bileğine bastığı gerekçesiyle VAR incelemesinin ardından doğrudan kırmızı kart gördü. Turnuva talimatı açıktı: Kırmızı kart gören oyuncu bir sonraki maçta forma giyemezdi. Dünya Kupası tarihinde bu kural bugüne kadar istisnasız uygulanmıştı.

Ancak bu kez farklı bir karar çıktı. FIFA Disiplin Kurulu, daha önce benzer şekilde uygulanmamış bir hükme dayanarak cezayı bir yıl erteledi. Böylece Balogun, ABD'nin Belçika ile oynayacağı son 16 turu maçında forma giyebilecek. Kararın ardından ABD Başkanı Donald Trump'ın bunu sosyal medya üzerinden memnuniyetle karşılaması ve karar öncesinde Beyaz Saray ile FIFA arasında temas kurulduğuna ilişkin iddialar, tartışmayı futbol sahasının çok ötesine taşıdı.

Kural mı, güç mü?

Burada tartışılması gereken bir futbolcunun gördüğü kart değildir. Tartışılması gereken, yazılı kuralların güçlü aktörler söz konusu olduğunda ne kadar esneyebildiğidir.

Hukukun en büyük sınavı, sevmediğine ceza vermek değil; sevdiğine de aynı kuralı uygulayabilmektir. Ayrıcalık açıkça verildiğinde tepki doğurur. Hukuki yorum görüntüsü altında verildiğinde ise emsal hâline gelir. Bugün bir kırmızı kart ertelenir, yarın bir hakem ataması yeniden değerlendirilir, ertesi gün kura çekimi teknik gerekçelerle tekrarlanır. Böylece güveni ayakta tutan temel ilke sessizce aşınır.

Belçika Futbol Federasyonu'nun tepkisi de yalnızca tek bir maçın sonucu için değildir. Savunulan şey, oyunun bütün takımlar için aynı kurallarla oynanması gerektiği ilkesidir.

İstisnacılığın psikolojisi

Bir devlet başkanının uluslararası bir spor organizasyonunun disiplin sürecine müdahil olmayı doğal görmesi tesadüf değildir.

Sorun tek tek bireylerden çok, kendisini uluslararası kuralların uygulayıcısı değil, gerektiğinde onların üzerinde görebilen siyasal kültürdür. Böyle bir anlayışta uluslararası kurumlar ortak hukuk üretmek için değil, ulusal çıkarlarla örtüştüğü sürece değer taşır.

Burada eleştiri herhangi bir halka değil, kuralları güç dengelerine göre yorumlayan siyasal zihniyetedir. Halklar değil, sistemler sorgulanmalıdır.

Sermaye, siyaset ve yeşil saha

Balogun kararı tek başına değerlendirilmemelidir.

Son yıllarda FIFA'nın ev sahipliği tercihleri, siyasi ilişkileri ve ekonomik ortaklıkları üzerine yapılan tartışmalar, futbol yönetiminin giderek daha fazla küresel güç mücadelelerinin etkisine açık hâle geldiğini göstermektedir.

Bu noktada FIFA Başkanı Gianni Infantino ile Donald Trump arasındaki dikkat çekici yakın ilişki de göz ardı edilemez. Son bir yıl içinde Infantino, Trump ile kamuoyu önünde en sık bir araya gelen uluslararası spor yöneticilerinden, belki de dünya liderlerinden biri oldu. Dünya Kupası hazırlıkları kapsamında yapılan görüşmeler, ortak basın toplantıları ve karşılıklı övgüler, FIFA'nın siyasi iktidarlardan bağımsız hareket edip edemeyeceği yönündeki tartışmaları daha da artırdı. Balogun kararı bu nedenle yalnızca bir disiplin kararı olarak değil, bu yakın ilişkinin gölgesinde değerlendirilen bir gelişme hâline geldi.

Sporun en büyük sermayesi güven duygusudur. İnsanlar sonuçların sahada belirlendiğine inandıkları sürece futbol evrensel bir oyundur. Bu inanç zedelendiğinde kaybeden yalnızca rakip takım değil, oyunun kendisi olur.

Sadece futbolda değil; bazı ülkeler daha „eşit"

Aslında benzer istisnalar yalnızca futbolda görülmüyor.

Eurovision Şarkı Yarışması'nda bazı ülkeler her yıl doğrudan finale yükselirken, diğer onlarca ülke önce yarı finallerden geçmek zorunda kalıyor. Bunun mali ve kurumsal gerekçeleri bulunsa da ortaya çıkan görüntü değişmiyor: Kurallar herkese aynı uygulanmıyor.

Uluslararası siyasette de benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Bazı devletlerin nükleer silahlara sahip olması uluslararası düzenin bir gerçeği olarak kabul edilirken, başka devletler aynı kapasiteyi elde etmeye yöneldiğinde ağır yaptırımlarla karşılaşıyor. Güç sahibi olanın sahip olduğu hak ile güçsüz olana tanınan hak aynı olmuyor.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin veto sistemi de benzer tartışmaların merkezinde yer alıyor. Beş daimi üye, dünyanın geri kalanının sahip olmadığı bir ayrıcalıkla uluslararası kararları tek başına durdurabiliyor. Böylece hukukun üstünlüğü yerine çoğu zaman güç dengelerinin üstünlüğü belirleyici hâle geliyor.

İstisnalar arttıkça kurallara duyulan güven azalıyor. İnsanlar artık kuralların ne söylediğinden çok, kimin hakkında uygulanacağına bakmaya başlıyor.

Skor: Düdüğün sahibi kim?

Bir hakem düdük çaldığında, o sesin arkasında yalnızca kural kitabı bulunmalıdır; siyasi nüfuz, ekonomik güç veya diplomatik ilişkiler değil.

Balogun vakası, bu ilkenin yeniden tartışılmasına yol açmıştır. Futbolun güvenilirliği, kuralların güçlüler için farklı, diğerleri için farklı uygulanmadığına dair inançla ayakta kalabilir.

Belki de mesele yalnızca futboldan ibaret değildir. Dünyanın birçok alanında benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Gücü elinde bulunduranların kuralları yorumladığı, zayıf olanların ise yalnızca o kurallara uymak zorunda bırakıldığı bir düzen giderek normalleşiyor.

Adalet, güçlülerin ihtiyaçlarına göre eğilip bükülen kurallarla değil, herkes için aynı şekilde işleyen ilkelerle ayakta kalabilir. Dünya her geçen gün daha da adaletsizleşirken, insanlığın ihtiyacı olan şey değişken güç dengeleri değil; kişiye, devlete ve çıkara göre değişmeyen bir ölçüdür. Gerçek anlamda adil olanlar ise ancak Allah'ın koyduğu değişmez ölçülere göre hükmedenler olacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
MURAT KURT Arşivi