1. YAZARLAR

  2. ŞEFİK SEVİM

  3. İslam’da Tebliğ
ŞEFİK SEVİM

ŞEFİK SEVİM

Yazarın Tüm Yazıları >

İslam’da Tebliğ

06 Ekim 2019 Pazar 17:28A+A-

“(İnsanları) Allah'a çağıran, iyi iş yapan ve "Ben Müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir?” (Fussilet :33)

“Allah'a andolsun ki, siz ya iyiliği emreder kötülükten alıkoyarsınız ya da Allah kendi katından sizin üzerinize bir azap gönderir.” (Tirmizi:Fiten/9)

Tarihte hiçbir kutsal metin söz konusu metnin muhtevasını anlatan, yaşayan bir insan olmaksızın gündemleşmemiştir. Tarihte her değer, ancak bir insanın mücessem varlığı üzerinden anlam bulabilmiştir ve mesajın neşvüneması da mesajı sunan davetçilerin temsiliyetteki samimiyetleri oranında pratik bir hayat yakalayabilmiştir.

İnsanların bilgilendirilme yolu olan tebliğ de, Allah’ın Rab (Terbiyeci, yetiştirici) vasfının veya isminin bir neticesi ve tezahürüdür.

‘Emr-i bi’l maruf ve nehy-i ani’l münker’ hassasiyeti, bölgemizde etkinleştirilmek istenen şer odaklarına ve bu şer odaklarına bu coğrafyayı ifsad görevini ihale edenlere yönelik en büyük önlem olacaktır. Bu, bölgemizde tam anlamıyla bir sömürüye dönüşen zihinsel, kültürel ve sanatsal dayatmanın varlığı, davet ve tebliğ çabalarımızın farziyetini bir kat daha artırmaktadır.

Davet ve tebliğin hayatımızın ayrılmaz bir parçası olduğu, olması gerektiği net bir şekilde anlaşılmalıdır. ‘Yeryüzü sorumluluğu’ kişi canını teslim edinceye değin devam eden bir görevdir.  Tebliğ; mücadele sıcaklığı içerisinde yerine getirilebilecek bir eylemdir. Her savrulan kişinin vebalinden bir parçanın bize ait olduğu düşüncesi ve hissi taşınmalıdır.

Davet ve tebliğ konusunda 15 Temmuz sonrası İslami STK’lara yönelik kamuoyunda meydana gelen temkinlilik halinin aşılması öncelikle görülmesi gereken bir durum ve aşılması gereken bir adımdır. Bu gerçekliğimizden hareketle İslami kuruluşlarda davet ve tebliğ hassasiyetinin yeniden oluşturulmasına yönelik girişimler neler olabilir?

Öncelikle güven bunalımı yaşayan potansiyele karşı güven aşılayıcı ve güven arttırıcı önlemler derhal alınmalıdır.

“Ajandalı olma”, illegal yöntem ve çerçeveye bulaşmama yani şahitliğimizde şeffaflık ilkesinin bir esas haline getirilmesi elzemdir.

İslami çabalardaki amaç, hedef, araçların hedef kitle olan içinde yaşanılan toplum tarafından net ve şeffaf bir şekilde bilinmesi ve anlaşılması bu temkinliliği aşmada önem arz edecektir.

Emin/Güvenilirlik sıfatına hem sosyal hayatta hem de İslami çalışmalarda yeniden gereken önem verilmelidir.

Her ne kadar pratikte zor olsa da STK’ların birbirlerine karşı velayet duygusuyla iyiliği hatırlatıp, kötülükten sakındırma görevini ifa etmeleri söz konusu toplumsal temkinliliğin aşılması açısından önemlidir.

Hizipsel gettolaşmalarımız, ayrı kulvarlarda kendimizi konumlandırmalarımız, ayrı ayrı terminolojiler ve ayrı ayrı metodolojileri beslemekte, kamuoyu nezdindeki görünürlüğümüz açısından bir itibar kaybını meydana getirmektedir. Bu da davetin bereketini düşürmektedir.

Diyanet ve Milli Eğitimin sahih bir din anlayışı oluşturmada katkı oluşturabilecek kitapların basımı cami ve okul kütüphanelerine dağıtımı konusunda hassasiyet geliştirmeleri ile ilgili İslami STK’ların baskın bir irade geliştirmeleri gerekir. 

İslami STK’ların yozlaştırıcı dalgayı bertaraf etme konusunda bir samimiyet sınavı verdikleri gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Davet ve tebliğ konusunda projeler üretilmiyor.

Davet ve tebliğde, bölgeye uygun yöntem ve söylem arayışları neler olabilir?

Anlatacağımız mesajın en değerli olduğunu bilmemize rağmen bir eziklik içinde olmamız, bunun yanında gereksiz gündem ve olayların zamanımızı çok alması, davet ve tebliğ bilincini diri tutamayışımız gibi zaafları aşmamız lazım.

Sahadaki şahitliğimizde yoğunlaşmamız kendi iç işleyişimizle ilgili ‘Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l- münker’ sorumluluğumuzu ihmal etme sorunumuza dikkat etmemiz lazım. Sahada iş takipçiliği kültürü gittikçe yaygınlaşmakta.

Elçilerin varisleri olma iddiasındaysak zakirler olma vasfını da önemsememiz lazım.

Öncelikle mesajın sahihliği yanında muhatabımızın samimiyetimizden emin olması gerekir.

İnsanları kendi camialarına davet etmek yerine daha üst bir amaç olan Allah’ın esenlik çağrısına davet etmek gibi aşkın ve saf duygularla davet çabalarına yoğunlaşabilmek her dönem için göz ardı edilmemesi gereken bir hassasiyet olmalı.

Tüm ailemizle işin içinde olmamız hem mesajımıza karşı aidiyetimiz hem de sosyal çevremizi etkilememiz açısından önemlidir.

Marufu gündemleştirmemizde incelikler etkileyici bir faktördür. Hz. İbrahim’in evine gelen misafirlere, daha önce hiç tanımadığı ve görmediği kişiler olmalarına rağmen, hemen ikramda bulunmasını iyi okumak lazım.

Cedelci bilgi riyakârlığının iticiliğinden uzak, mütevazı bir şahitlikle daveti güçlendirebilmek, insanların kararlarında en fazla belirleyici olan duygudur.

‘Emr-i bi’l maruf ve nehy-i ani’l münker' çabalarımızda bize güç katacak, bizim için sermaye hükmünde olabilecek başka bir imkân da toplumun gözü önünde örnek bir kadronun olmasıdır. Dolayısıyla bu kadroların mevcudiyetinin korunması ile ilgili iç ilişkilerimizde birbirimizi incitmemeye dikkat etmeliyiz. Her dönemde yıpratıcı zaafların belirginleşmesi muhtemeldir. Bu durumda fedakârlık deveye girmeli. Bazen yutkunabilmek erdemliliktir. Üst maslahatlarımız bazen birilerimizin mağduriyetlerine rağmen -tabir yerindeyse- bazı haklarından feragat etmesi büyüklüktür.

Mü’min olarak tarzımız her zaman ve zeminde topluma kızarak değil, merhamet ederek yaklaşmak olmalıdır. Yorgun ve gergin coğrafyamız insanlarına ‘Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.’ Ve ‘Halkın seviyesine ininiz’ uyarıları önemli hassasiyetlerimiz olmalıdır. 

Vazgeçilmez sorumluluğumuz olan davet ve tebliğde mazeret arama hastalığı önemli bir sorundur. Güzide sahabenin çoğunun mezarlarının uzak coğrafyalarda olması, ilk Kur’an neslinin mesajın şahitliğinde nasıl da mazeret tanımayan bir duruşa sahip olduğunu gösteriyor. Ömer Tilmisani ve Cemaeddin Afgani gibi şahsiyetlerin birçok hastalığı olmasına rağmen ülke ülke dolaşmış olmaları örneklik anlamında manidardır. Seyit Kutub’un ağır bronşit rahatsızlığına cezaevinde rağmen tefsir yazması önemlidir.

Davette endişeyi muhtevi bir idealizm bizi canlı tutar. Hasan el Benna’nın şu ifadesi ortaya konulması gereken mücadeleyi çok iyi özetliyor: “Keşke şu davayı, annelerin karnındaki ceninlere de ulaştırabilseydim.”

Birçok alanda bir doyum psikolojisi içinde bulunmamız, hakikatle hemhâlız algısını oluşturmakta, bu durum da sürekli ıslaha ihtiyacı olan bizlerin zafiyetlerle malul bir tarzın gelişmesine sebep olmakta.

Şahitliğimizin bir gereği olan ‘Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l- münker’ çabalarımızda zarafet vazgeçilmez bir sermayemiz olmalıdır. Gergin ortamların, ruh incelmesine ihtiyacı vardır. Sosyal şahitliğimizdeki yoğunlaşmalarımız, muhtemel yorgunluklarımız ve gerginliklerimiz bizi hikmetten koparmamalıdır.

Davet ve tebliğde gerek sistemin gerekse de laik Kürt çevrelerinin dayattığı laik seküler bir dile karşılık kutsallarla irtibatlı, İslami şiarları mündemiç bir dil ve söylem tarzının geliştirilmesi önemlidir.

Yumuşak bir üsluba sahip olmak demek dinin aslından ödün vermek değildir, müdahenede bulunmak değildir.

Tebliğci muhatabı bilgi kirliliğine boğmamalı.

Bölgedeki İslami STK’ların bir platform ruhuyla topluma yönelik kitlesel etkinliklere rengini verme, somut katkı sunma şeklinde sadece Allah rızası için yaptıklarına dair bir anlayışı geliştirmelidirler.  Bu tür sosyal ve doğal etkinlikleri davet lehine bereketli bir fırsata çevirmek gerek. (Taşrada sünnet etkinlikleri, Aileler arası barışa yönelik adımlar, Yoksul ailelerin taziyelerine sahip çıkma gibi örfi davranış modelleri)

Örfi damarın göz ardı edilmemesi; Medreseler, tarikatlar gibi bölgesel realiteleri olan kurumların ziyaretlerle irtibatların sağlanması, yerel dilin hem sosyal hayatta hem de STK faaliyetlerinde aktif olarak kullanılabilmesi önemlidir.

Bölgedeki medreseler başta olmak üzere kurumsal düzeydeki tüm zeminlere toplumsal şahitlikte yeniden ruh ve heyecan yaratabilecek bir formun kazandırılması.(Mahalli medreseler, Pansiyonlar, okullardaki seminerler, Kütüphanelerin işlevsel kılınması, Kitap evlerinin sıcak ve bereketli ortamlarının canlandırılması, kitap fuarları vs.)

Bu bağlamda başta dil ve üslup gözden geçirilmeli, toplumu veya hedef kitleyi yargılayıcı bir tarzdan ziyade merhameti merkeze alan bir üslup ve usul ile yola koyulmalı(tahkir edici değil şefkat besleyen bir bakış).Bölge insanı özelinde yorgun, gergin ve kırılgan bir gerçekliği yaşadığı gerçeği iyi görülmeli. Toplum değerlendirmelerimizde genellemeler yaparak hepsini kâfir ya da Müslüman olarak görmek kolaycılığından sıyrılmalıyız. Toplumsal sorunların çözümünde ilk akla gelen insanlar haline gelebilmeliyiz.

Ortaöğretimde ve üniversitelerde davet ve tebliğ ortamları

İslami damarın orta öğretimden koptuğu gerçeğini görmeliyiz. Hassasiyeti olan Müslüman kesimin çocuklarını davet ve şahitlik konusunda verimli bir zemine müsait alanlar yönlendirmeleri atılabilecek ilk mütevazı adım olarak kabul edilebilir. Bu anlamda alevi kesimin çocuklarını kendi hassasiyetlerini esas alarak yönlendirmeleri iyi okunması gereken bir hassasiyettir.

Gençliğe ulaşmanın yolları zorlanmalı. Burada belirleyici faktör öğretmenlerimizdir. Çünkü İslami kadroların yaş oranı gittikçe yükselmekte bu da öğrencilerle iletişimi zorlaştırmaktadır

Okullarda değerlerimizle muhtevi bir ortam ve atmosfer oluşturma yerine okulun salt fiziksel sorunlarıyla ilgilenen mütedeyyin kurumlara müntesip büyük bir idareci kitlesinin varlığı ve İslami camialar içinde olduğu halde dersine girdiği gençlere İslam’ın mesajını aktarma gayesini taşımayan çok sayıda pasif Müslüman öğretmen gerçeği acı bir gerçeğimizdir.

Orta öğretimde davet ve tebliğde öncelikli tevhidi hassasiyetlerin işlenmesi önemlidir.

Özellikle orta öğretimde davet ve tebliğden mücessem sonuç alabilmenin tek yolu, seçici muhataplar üzerinde yapılabilecek bire bir markajdır. Kalıcı, iz bırakacak emeklerin sarf edilmesidir. Hayatın tüm alanlarında onu kuşatabilme hassasiyeti ile ancak mümkündür. 

Üniversite ortamlarındaki davet ve tebliğ zemini öğrenci buluşma ve tanışmalarıyla anlamlandırılmalı üniversite sonrası hayat aşamalarında bunun takipçisi olma hassasiyeti geliştirilmelidir.

İslami STK’ların değişik şehirlerdeki öğrenci evlerini periyodik olarak ziyaret etmeleri ve bu alana özel harcama kalemlerinin ayrılması önemsenmelidir. 

İlahiyat fakültelerinin artan sayısı ile orantılı olmayan bir nitelik sorunu gözlenmektedir. Üniversitelerde davet-tebliğ konusunda hassasiyeti kuşanmış ilahiyatçı kimliği yerine daha çok teknik ve formel bir ilahiyat kimliği verilmektedir. Son yıllarda İslami değerlerle bağı olmayan çok kozmopolit bir öğrenci potansiyelinin ilahiyat fakültelerini tercih etmeleri orta öğretimlerde gelecek açısından bir risktir.

Gençliğe yapılacak Davet Ve Tebliğde dikkat Edilmesi Gerekenler:

Öncelikle onları anlamaya çalışmak gerekir.

Her alanda olduğu gibi davet ve tebliğ konusunda da gençlerin özgüven sorununun göz ardı edilmemesi gerekir.

Gençlere yönelik davet ve tebliğde sosyal çevre ve model insan faktörü son derece etkileyici bir imkân olduğu unutulmamalı.

Davet ve tebliğ ile beraber gençlere sorumluluk vererek bir aidiyet bilinci kazandırılmalı.

Topluma olan kızgınlığımıza gençleri kurban etmemeliyiz.

Hz.Peygamber örnekliğinde davet ve tebliğ

Bedensel sağlığa sahip olmak

Ekonomik anlamda bağımsızlığını kazanmış olmak

Akrabaları arasında yaşamış olmak

Sıkıntılara karşı sabırlı olması. Biz çok zayıfız.

Tevazu

Saygın giyinmek

Nezaketimizle muhatabı etkilemek

Hiçbir insan kayıp olarak nitelendirilmemeli.

Maddi olarak başkalarına bağımlı olmama. Başkalarına bağımlı olan insanların etkili olmaları mümkün değildir.

Akrabalardan başlamak. Yakın çevresi tarafından ciddiye alınmayan bir insan başkaları tarafından ciddiye alınmaları zordur.

Davet ve tebliğde özellikle inançtaki yozlaşmayı gidermeyi esas almak lazım. Hz. Peygamber sağlam bir tevhit inancının değişimin anahtarı olduğunu biliyordu. Âmâ tebliğde öncelikleri belirlerken bir alana yönelip, diğer alanları ihmal etmek doğru bir yöntem değildir.

Muhatap kim olursa olsun ona değer vermek çok önemlidir. Modern insan bu konuda daha fazla hassas olduğu bir gerçek.

Öneriler:

Tebliğde tedricilik: Tedricin mekân boyutu açısından her ülkenin kendine özgü şartları vardır. Tedricin zaman boyutu açısından ise dünün tarzının yaklaşımlarının algılarının günümüze ya da yarına seslenememe durumunu anlayabilme ve fark edebilmeliyiz. Geleneksel fıkhi formları aşan, bununla beraber helal-haram sınırlarını gözeten yeni bir fıkıh anlayışı: sinema, tiyatro, müzik, sanatın diğer dalları, sosyal medya kullanımı vs.

İslami STK’lar genel olarak yardım organizasyonlarında başarılıdırlar. Ama bu faaliyetlerin sadece hayır hasenat düzeyinde bırakıldığı gözlenmektedir. Bunun devamı getirilmemekte, bir hukuk geliştirilmemektedir.

Tebliğ ve davette sürekliliğin sağlanmasının en temel yolu ümit var olmaktır. İslam’a davette başarısızlığa yer yoktur. Müslümanlar her zaman iyimser olmak zorundadırlar. Bizler ihlas ile görevlerimizi yerine getirirsek, Allah (cc) küçük adımlarımızı büyütür. Küçük hesapları aştığımız oranda Allah önümüze büyük hayırlar çıkarır.

İnsanlara, onların ahiret hayatıyla ilgili kaygı duyduğumuzu hissettirmeliyiz. Hz. İbrahim’in babası için kullandığı, “Babacığım ahirette azaba uğrayanlardan olmandan korkuyorum” ifadesi muhataplarımıza yaklaşırken yol haritamız olmalıdır. Yine Peygamber efendimizin toplumundaki insanların durumu ile ilgili kaygıları da buna örnek olabilir.

“Mü’min olmuyorlar diye neredeyse kendini mahvedeceksin.” (26/3) Her aşamada daha çok insana ulaşma çabası gütmeliyiz. 

Temel hedef olarak Allah’ın rızasından hareket eden her çaba, son tahlilde hedefine varmış, mutlaka kazanmış demektir. Bu anlamda İslam’a davette başarısızlığa yer yoktur. Başarı gösterilen çabanın kendisidir. Her düşünce ve eylem, Rabbimizle olan ahitleşmemizin bir yansıması olmalıdır.

“Bir kişi, Allah'ın kendisine ne kadar değer verdiğini öğrenmek istiyorsa, kendisinin Allah'a ne kadar değer verdiğine bir baksın."

 

YAZIYA YORUM KAT

3 Yorum