
İnsanlığın kasapları
Gazeteci ve eski tutuklu Mohammed Qaoud, Sde Teiman'da altı farklı işkence yöntemini anlattı.
Mohammed Qaoud’un The New York War Crimes’da yayınlanan metni Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.
Sde Teiman’da Filistinli tutukluların maruz kaldığı kötü muameleye odaklanacağım; biz tutuklular buradaki askerleri “insanlığın kasapları” olarak adlandırıyoruz.
Yüzlerce yaralı ve yerinden edilmiş kişiyle birlikte el-Şifa Hastanesi’nden gözaltına alındım ve el-Negeb’deki Sde Teiman askeri gözaltı kampına götürüldüm. Normalde bir saatten az süren yedi saatlik yolculuk, aşırı işkence ve dayaklarla doluydu. Başlarımıza, boyunlarımıza ve sırtlarımıza vurularak dayak yedik. Yaralı bölgelerimize, elektrik şokları ve yaralamalar uygulandı. Yolculuk, yedi saatlik bir ölüm yolculuğuydu.
Sde Teiman’a vardığımızda, gözaltı kampından sorumlu askeri yüzbaşı şöyle dedi: “Ölümden sonra yaşamın, cennetin ve cehennemin varlığına inanıyor musunuz bilmiyorum, ama İsrail’in cehennemine geldiniz ve buradan canlı çıkamayacaksınız.” Sözlerinde çok haklıydı. Sde Teiman sadece cehennem değil, cehennemin en alt katları gibidir.
Bu cehennemde, altı tür olarak özetleyeceğim standart ve belirlenmiş bir aşırı işkence programı vardı:
Fiziksel işkence
Dövme, elektrik şoku, uzun süreler boyunca “hayalet pozisyonu” olarak bilinen pozisyonda zorla tutulma, uzuvların kesilmesi, tırnakların zorla sökülmesi, eklem ve kemiklerin kırılması. Sde Teiman’da kalmış ve onlarca kırık kemiği olmayan tek bir tutuklu bile yoktur. Gözaltında tutulduğum ilk aylarda kırık kemiklerimi sayardım, 19'a ulaştığımda saymayı bıraktım. Oturma şeklimizi bile kontrol ediyorlardı. Günde 18 saatten fazla süreyle dizlerimizin üzerine çökmeye zorlanıyorduk, elimiz kelepçeli ve gözlerimiz bağlıydı. Birkaç saat uyuyabiliyorduk ama o uyku bile işkenceyle kesintiye uğruyordu.
Açlıkla işkence
Günde üç kez yemek veriliyordu ve her “öğün”, küflü üç ya da dört parça küçük kızarmış ekmekten oluşuyordu. Mahkûmlar küflü kısımları ayıklamaya çalışırdı; bu da onlara toplamda küçük bir parça kızarmış ekmek, bir kaşık yoğurt ve yine küflü ve yenilemeyecek durumda olan yarım salatalık ya da domates bırakırdı. Ayda bir kez, aşırı şeker yoksunluğu nedeniyle kan şekerimizin çok düştüğünü gördüklerinde bize bir kaşık reçel verirlerdi. Hapishane gardiyanları yiyecekleri bize fırlatır, üzerine basar, su döker, sigara izmaritleri ve çöp atar, etrafına hayvanların veya böceklerin yaklaşmasına izin verirlerdi. Tüm mahkûmlar en az 30 ila 40 kilo verdiler. Ben şahsen işgal hapishanelerinde geçirdiğim bir yıl boyunca 42 kilo verdim. İsrail hapishanelerindeki işkence nedeniyle bir insanın tüm vücut ağırlığına denk gelen 85 kilo veren mahkûmlar var.
Cinsel işkence
En aşırı ve en ağır işkence türü cinsel işkencedir. Bu, çeşitli şekillerde gerçekleştirilir. Birincisi, tutuklunun giysilerinin tamamen çıkarılmasıdır; ikincisi, sorgu sırasında, bir hücreden diğerine nakil sırasında veya hem erkek hem de kadın İsrailli askerler tarafından uygulanan işkence sırasında yaşanan cinsel tacizdir; üçüncüsü, cop, hortum ve yangın söndürücü gibi sert nesnelerle yapılan cinsel saldırı ve tecavüzdür; dördüncüsü ise tecavüz için eğitilmiş hayvanlar tarafından gerçekleştirilen tecavüzdür. İşkence sırasında tecavüz için eğitilmiş köpekler getirilir, tutuklular çıplak soyulur ve diğer tutukluların gözü önünde hücrede tecavüze uğrarlar. Beşinci yöntem ise İsrailli askerler ve gardiyanlar tarafından gerçekleştirilen tecavüzdür. Hem erkek hem de kadın tutukluların ifadelerine göre, İsrailli askerler tutuklulara toplu tecavüzde bulunurlar.
İnsanlık dışı muamele
Bir mahkûm hapishaneye adımını attığı anda bir insandan “bir sayıya” dönüşür ve artık ismiyle anılmaz. Genellikle bir ila beş ay süren gözaltı süresi boyunca kıyafetlerini değiştirmene kesinlikle izin verilmez.
Ben şahsen, Sde Teiman’da 100 gün geçirdim; gözlerim bağlı, ellerim kelepçeli ve duş almadan. Sde Teiman'da duş almak, haftada bir kez, sabunsuz, soğuk suyla, üç dakika sürer; kıyafet değiştirmeye ve iç çamaşırı değiştirmeye izin verilmez. Bazı mahkûmların idrar kaçırma gibi sağlık sorunları vardı ve aynı kıyafetlerle duruyorlardı; tırnaklarını kesmelerine, tıraş olmalarına ve birileriyle konuşmalarına izin verilmiyordu.
Konuşmak, hatta dudaklarınızı kıpırdatmak bile yasaktı. Eğer bunu yaparsanız, gardiyanlar size en ağır cezayı verirlerdi. Size şöyle derlerdi: “Sen insan değilsin, benim köpeğim bile senden daha iyi bir hayat sürüyor.” Bizi insan olarak görmüyorlar; çünkü görselerdi, bize bu şekilde davranmazlardı. Bütün bunlar kasıtlıydı, çünkü amaçları mahkûmu psikolojik olarak yıkmaktı.
Psikolojik işkence
Sde Teiman'da kaldığımız süre boyunca, son derece zorlu bir psikolojik durumla mücadele ettik. Gardiyanlar, büyük hoparlörlerle donatılmış ve günün her saati yüksek sesli müzik çalan bir disko odası gibi çeşitli yöntemler kullanıyordu. Bu, mahkûmun kendini kontrol etmesini, geleceği düşünmesini veya sorguya ve sonraki aşamalara zihinsel olarak nasıl hazırlanabileceğini düşünmesini engelliyordu.
Bu, savaş devam ederken Gazze’den gelen haberlerin tamamen kesilmesiyle de gerçekleştirildi; böylece ailenizin hayatta olup olmadığını bilemiyordunuz. Askerler yalan söyleyerek tutuklulara ailelerinin, eşlerinin ve çocuklarının öldürüldüğünü söylerdi ki bu doğru değildi. Ayrıca, günün her saati hiç durmadan devam eden hakaretler ve bağırışlar da. Tutuklular en müstehcen ve en ağır sözlere maruz kaldılar; bu bir tür baskı, istismar ve psikolojik işkenceydi.
Tıbbi ihmal
Son işkence biçimi, sağlık personelinin Siyonist devletle işbirliği yapmasıydı. Tüm bu işkence türleri kasıtlı ve sistematikti ve İsrail ordusunun en üst kademelerinde onaylanmıştı.
Her yerimizde kas yırtıkları, kırık kemikler, açık yaralar ve kan vardı. Ama hiç kimse bir doktora götürülmedi.
Gazetecilik faaliyetlerimle ilgili bir sorgu sırasında göğüs kafesimde ciddi kırıklar meydana geldi ve bu da beni derin bir baygınlık durumuna sürükledi. Kliniklere gitmem gerekiyordu. Bu arada, kliniklere gitmek bir tür işkence gibidir. Dönüş yolunda, sözde doktor tarafından bile çok dayak yersiniz — o bir doktor değil, bir kasaptır. Doktor sizi döver ve herhangi bir tıbbi tedavi yapmaz, yaralarınızı aleyhinize kullanır ve yaralarınızı daha da kötüleştirir.
Göğsümdeki kan pıhtısı nedeniyle nefes alamıyordum. Sonuçlarını göze alarak bir doktora görünmek için ısrar ettim. Ancak 42 gün sonra kendini doktor olarak tanıtan bir askeri görevliyle görüştüm. Doktor bana kaburgalarımın kırıldığını ve bunun iç kanamaya yol açtığını, bunun da akciğerlerde pıhtılaşmaya neden olduğunu söyledi. Bana İbranice olarak, “Su iç, su tüm hastalıkların ilacıdır. Kanserden şikâyet ediyorsan su iç. Ağrıdan şikâyet ediyorsan su iç. Su her şeyin çözümü.” dedi.
Bazı mahkûmların, kasıtlı tıbbi ihmal ve doktorların bize işkence etme hevesi nedeniyle, kesilmesine gerek olmayan uzuvları kesildi.
Tutuklulardan birinin leğen kemiği kırılmıştı. Doktor onun fotoğrafını çekti ve “Sana yardım etmeyeceğim, acıdan ölene kadar acı çekmene izin vereceğim” dedi. O, bir yıl boyunca kırıklarıyla acı çekti ve gözleri bağlı, elleri ve ayakları bağlı halde ayakta tuvaletini yapmak zorunda bırakıldı.
Yetkililer gazeteciyi savaşçı ile eşdeğer görüyor. Serbest bırakılmadan önce tehdit edildik. Gazetecilik işine geri dönersek veya gözaltı koşulları hakkında konuşursak, iki seçenekle karşı karşıya kalacağımız söylendi: tüm ailenizle birlikte öldürülmek ya da sonsuz gözaltı ve işkence.
İsrail, söylenen ve halkın algısında yer edinen her şeyin etkisini son derece ciddiye alıyor; zira içten içe, bugün, yarın ve öbür gün de dışlanacak olan gayrimeşru bir varlık olduğunun farkında ve bu yüzden sözün etkisinden sürekli korku içinde yaşıyor.
Bu savaşta gerçek bir değişim gerçekleştirmek istiyorsak, tutuklular hakkında konuşmamız gerekiyor. Burada geçici bir faaliyetten bahsetmiyorum; hukuki, medyatik ve sosyal alanlarda olsun, her alanda tutukluların sesini gerçek anlamda benimsemekten bahsediyorum. Bu, İsrail hapishanelerinde her gün sebepsiz yere acı çeken ve ölen insanlara karşı üstlendiğimiz bir görev olmalı.
*Mohammed Qaoud, Filistinli Tutuklularla ilgili Filistin Gençlik Hareketi web semineri sırasında bu tanıklığını paylaştı. Metin, uzunluk ve netlik açısından düzenlenmiştir. Qaoud, Gazze İslam Üniversitesi'nden gazetecilik ve medya çalışmaları alanında yüksek lisans derecesine sahiptir.





HABERE YORUM KAT