İman yoluyla bağımlılığın üstesinden gelmek: “İbn el-Kayyim’in Rehabilitasyon Programı”

İman yoluyla bağımlılığın üstesinden gelmek: “İbn el-Kayyim’in Rehabilitasyon Programı”

Sosyal medya, video oyunları, filmler, cinsel içerik ve madde bağımlılığı, toplumun her kesimini felç etmiştir. Bağımlılığın psikolojik etkilerini ortadan kaldırmak için İslami bir çerçeve içinde önleyici ve tedavi edici stratejileri oluşturmalıyız.

Dr. Zohair Abdul-Rahman / Yaqeen Institute

Çeviri: Barış Hoyraz – Haksöz Haber

Önsöz

Zihinlerimizi büyülemek üzere özenle seçilmiş görüntü, ses, video, ışık ve renklerden oluşan bir kuşatılmışlık, her gün bilincimizi dolduruyor. Laboratuvarlarda damak zevkimizi cezbetmek üzere tasarlanmış gıda ürünlerinin seri üretimi, kilerlerimizi dolduruyor ve iştahımızı kabartıyor. Birçok ülkede eğlence amaçlı uyuşturucuların suç olmaktan çıkarılması ve ağrı giderme ile ruhsal hastalıkların tedavisi için yasadışı uyuşturucuların farmakolojik olarak kullanılmasıyla, sarhoş edici maddeler hiç bu kadar yaygın hale gelmemişti. Gelişmiş ülkelerdeki orta-üst sınıf nüfus bir uyuşturucu krizinin pençesindeyken, opioid salgını (Çev.Notu: Opioid salgını (veya küresel literatürdeki adıyla opioid krizi), özellikle güçlü ağrı kesici özellikleri olan afyon türevi doğal veya sentetik ilaçların (opioidlerin) tıbbi amaçlar dışında, aşırı, kontrolsüz ve bağımlılık yapacak şekilde kullanımıyla ortaya çıkan, on binlerce insanın aşırı dozdan ölümüne yol açan kitlesel bir halk sağlığı krizidir) kamuoyunun gündemine oturdu. Modernliğin ruhu, insanlığı en gelişmiş teknolojileri kullanarak anlık tatmin peşinde sonsuz bir arayışa sürüklüyor gibi görünüyor. Hatta telefonlarımızdaki bildirim simgelerinin rengi bile, bizi daha fazlası için geri dönmeye teşvik edecek şekilde tasarlanmış.

Dopaminerjik bir toplumda (Çev. Notu: Dopaminerjik toplum, her an daha fazla uyarana, hıza, hazza ve tüketime odaklanmış; beynin ödül mekanizması olan dopamin hormonu tarafından yönlendirilen modern toplum yapısını ifade eden sosyolojik ve psikolojik bir kavramdır) yaşadığımızı söylemek abartı olmaz. Bu, toplumun, beynimizde zevkle ilişkilendirilen nörotransmiter olan dopamin salınımını en üst düzeye çıkarmayı amaçlayan bir şekilde yapılandırıldığı anlamına gelir. Bu gerçeğin sonucu olarak, kalplerimiz zihnimizi ele geçirmeye çalışan çeşitli güçlerin esiri haline gelebilir. Cihaz bağımlılığı1, sosyal medya, video oyunları, filmler, Netflix, cinsel içerik ve yasadışı maddelere olan bağımlılıklar toplumun her kesimini sarmıştır. 2011 yılında yapılan bir araştırmada, 313 katılımcının %59’unun sosyal medyaya “bağımlı” olduğunu bildirdiği ortaya çıkmıştır.2

2014 yılında Griffiths ve arkadaşları, internet bağımlılığının yaklaşan bir salgın olacağı konusunda uyarıda bulunan ve uluslararası verileri içeren bir makale yayınlamıştır. Veriler, gençlerin yoksunluk ve nüksetme dâhil olmak üzere bağımlılıkta görülen belirtileri yaşadığını ortaya koydu.3 Türkiye’de yapılan yakın tarihli bir araştırmada, üniversite öğrencilerinin %16’sının internet bağımlılığı kriterlerini karşıladığı tespit edildi.4 Sonuçları açısından muhtemelen en yıkıcı olan modern çevrimiçi bağımlılık, cinsel içerik bağımlılığıdır.5 İstatistikler, COVID-19 pandemisi sırasında artış gösteren endişe verici bir kullanım düzeyini ortaya koymaktadır.6 Literatürde “pornografi bağımlılığı”nın resmi tanısı konusunda tartışmalar sürse de, bu alanda tanımlanan sorunlu kullanımın ruhsal hastalıklarla ilişkili olduğunu gösteren çok sayıda çalışma bulunmaktadır.7 Ruh sağlığı araştırmalarında kullanılan bir tanı kılavuzu olan Uluslararası Hastalık Sınıflandırması 11. Revizyonu (ICD-11), “kompulsif cinsel davranış bozukluğu” (CSBD) adlı bir kategoriyi içermekte ve sorunlu çevrimiçi pornografi kullanımını bir belirti olarak listelemektedir.8

Bağımlılık sorununun ortaya çıkmasında, devam etmesinde ve şiddetlenmesinde toplumun önemli bir rolü vardır. Yoksulluk, parçalanmış aileler, istismar ve diğer kronik sosyal stres faktörleri, bir toplumdaki belirli grupları madde veya davranış bağımlılığına karşı özellikle savunmasız hale getirebilir.9 Bu sorun, alkol10, tütün11, kumar12, pornografi,13,14 ve opioidleri tanıtan milyonlarca dolarlık endüstriler tarafından bu savunmasızlıklar istismar edildiğinde daha da büyür.15

Bu sorunların tıp, psikoloji, nöroloji, sosyal bilimler ve beşeri bilimler dâhil olmak üzere çeşitli akademik disiplinlerde fark edilip araştırılmakta olması cesaret vericidir. Ancak toplumun sosyal sorunları tıbbileştirme ve analizi yalnızca ampirik paradigmalarla sınırlama eğiliminde bazı sorunlar bulunmaktadır. Bu metodoloji, tüm bu sorunlu bağımlılıkların oluşumu, önlenmesi ve tedavisinde önemli manevi faktörleri göz ardı eden büyük kör noktalar yaratmaktadır. Müslümanlar olarak ruh (ruḥ), benlik (nefs), şeytani varlıklar (şeytanlar), melekî varlıklar (melaike), iman (imānīyyāt), hidayet (hidāyah) ve ilahi yardım (tevfik) unsurlarının rolünü kabul etmeliyiz.

Psikoloji alanındaki bu eksiklik, özellikle bağımlılık konusunda, Carl Jung tarafından Anonim Alkolikler’in kurucu ortağı William Wilson’a yazdığı mektupta şu şekilde dile getirilmiştir: “Bu dünyada hüküm süren kötü ilkenin, gerçek dini iç görü ya da insan topluluğunun koruyucu duvarı ile dengelenmediği takdirde, fark edilmeyen manevi ihtiyacı helake sürükleyeceğine kuvvetle inanıyorum.”16

Müslümanlar, zihnimizi, ruhlarımızı ve bedenlerimizi derinden etkileyebilecek manevi gerçekleri anlamak için vahiy yoluyla bize sunulan bir çerçeveye sahip olmanın sağladığı avantajı fark etmelidir. Sorunlu arzular ve isteklerle başa çıkmaya yönelik bütün bir gelenek, işte bu vahiy ışığında tazkiyat al-nefs (nefsin arındırılması) alanında ortaya çıkmıştır. Bu engin gelenekte, Batı’nın bağımlılık bilimi geleneğinde ancak yüzyıllar sonra ortaya çıkan bağımlılık konusundaki iç görülerle karşılaşırız. Şunu söylemek yeterlidir ki, İslam geleneği, maddi indirgemeciliğin ötesinde bağımlılığa dair daha gerçekçi bir kavrayışı benimsemek isteyen Müslümanlar için önemli bir araştırma alanıdır. Ayrıca, inananlara bağımlılığın karanlık dünyalarında yolculuklarında yardımcı olacak önleyici ve terapötik stratejiler sunabilecek büyük bir bilgelik barındırır. Bu, bağımlılık tedavisi alanındaki mevcut bilimsel araştırmaları zenginleştirir ve İslam dünya görüşüne dayanan bütüncül bir yaklaşım benimsememizi sağlar.

Giriş

Batı akademi çevrelerinde, bağımlılığın psikolojik etkilerinin 17. yüzyıla kadar resmi olarak kabul görmediği iddia edilmektedir. Bu kabul, maddelere karşı ‘kontrol kaybı’ olgusu üzerine yazılar kaleme alan bir grup Hıristiyan teologlara atfedilmektedir; bu yazılar, modern bağımlılık kavramının temelini oluşturmuştur.17 Ayrıca, 19. yüzyıla kadar bu konuya yönelik özel müdahalelerin mevcut olmadığı düşünülmektedir.18 Bundan önce, bağımlılık konusundaki baskın anlayış, sarhoş edici maddelere “bağımlılığı” bir hastalık olarak sınıflandıran ilk kişi olarak kabul edilen Romalı hekim Cornelius Celsus’a (ö. M.S. 50) aitti. Ancak o, bağımlılığı derin psikolojik etkilere atıfta bulunmaksızın yalnızca fiziksel bir olgu olarak kavramsallaştırmıştı. Ayrıca, modern döneme kadar davranışsal bağımlılık kavramından kesinlikle söz edilmemektedir.19

İşte bu bağlamda, İbn Kayyim el-Cevziyye (ö. 751/1350) tarafından bağımlılık konusunda kaleme alınan “Rawḍat al-muḥibbīn” (Sevenlerin Bahçesi) adlı eserin son bölümünün çevirisini ve yorumunu sunuyoruz.20 kitabının bağımlılık konusunu ele alan son bölümünün çevirisini ve yorumunu sunuyoruz. İbn Kayyim el-Cevziyye (ö. 751/1350), bağımlılığın psikolojik etkilerini ve “kontrol kaybı” kavramını tanımlamada 17. yüzyıl Kalvinist teologlarından 300 yıldan fazla önce bu konuyu ele almıştır. Ayrıca, maddelere ek olarak bir davranışa da bağımlılık olasılığını açıkça tanımlayan ilk kişidir. “Açıkça” diyoruz, çünkü arzuları kalpteki, tedavi edici müdahaleler gerektiren hastalıklar olarak kavramsallaştıran ve alışkanlık (iʾtiyād) gibi olguları tanıyan tezkiye alanında, bundan daha da önce örtük bir kabulün var olduğu görülmektedir.21 İbn el-Kayyim, bu fikirleri tutarlı bir bağımlılık kavramına dönüştüren ilk kişi gibi görünmektedir. Ayrıca, bağımlıların rehabilitasyonunda kullanılabilecek kapsamlı bir psikospirituel öneriler listesi de sunmaktadır.22

Bu bölümde İbn el-Kayyim, Kur’an’ın çeşitli ayetleri, Peygamber’in (sav) hadisleri ve ilk Müslümanların özlü sözleri üzerine düşüncelerini aktarır ve bunları sistematik bir şekilde 50 ıslah stratejisi halinde düzenler. Hadislerin büyük çoğunluğu, İbn el-Cevzi’nin (ö. 597/1200) “Dhamm el-hawā” (Nefsin Arzularını Yenmek) adlı eserinde de benzer bir sırayla yer almaktadır.23 İbn el-Cevzi, Peygamberimiz ﷺ’e, sahabelerine ve ilk Müslüman nesillere atfedilen rivayetleri içeren 50 bölümde toplam 1277 rivayete yer vermektedir. İbn el-Kayyim, çoğunlukla “Kınanacak arzular ve şehvetler” (Fī dhamm el-hawā ve el-şehavât) başlıklı ikinci bölümde yer alan rivayetler üzerine yorum yapmaktadır. Onun çalışması, bu bölüm üzerine derinlemesine bir tefsir olarak değerlendirilebilir.

Bu, İslam geleneğiyle ilgili önemli bir metodolojik hususu ortaya koymaktadır. Burada, bir âlimin diğer âlimlerin çalışmalarından yararlanarak kendi çalışmasını geliştirdiğine dair pratik bir örnekle karşı karşıyayız. İbn el-Cevzi, kendisinden önce derlenmiş çeşitli hadis derlemelerini titizlikle incelemiştir. O, şehvetle ilgili kapsamlı bir hadis kümesi seçmiş ve bunları “Nefsin Arzularını Yenmek” adlı eserinde 50 tema altında sınıflandırmıştır. İbn el-Kayyim ise kitabının bir bölümünü, derinlemesine bir yorum yoluyla arzularından patolojik düzeyde etkilenenler için bir iyileştirme planı oluşturmaya ayırmıştır. Bu makalenin mütevazı amacı, İbn el-Kayyim’in eserini analiz etmek ve başkalarının da bundan faydalanıp üzerine eklemeler yapabilmesi için onu erişilebilir bir şekilde düzenlemektir. Modern sorunlara çözümler sunmak söz konusu olduğunda, Müslümanların İslam geleneğine gerçek anlamda kök salmış akademik çalışmalar üretmesi önemlidir. Bu, 1400 yıl önce var olan ve İslam ilminin bayraktarları aracılığıyla nesiller boyu aktarılan peygamberliğin ışığına bağlanma yolumuzdur. İslam geleneğini marjinalleştiren veya görmezden gelen herhangi bir çalışma, kaçınılmaz olarak günümüzde var olan yabancı modernite paradigmalarından birine bağlanacak ve böylece İslam geleneğinin sürdürmemizi sağladığı İlahi vahiy ile olan gerçek bağları koparacaktır.

Bu incelemede sunulan çeviri, merhum Bekir Ebû Zeyd’in (ö. 1429/2008) eleştirel baskısına dayanmaktadır.24 Bu makale, Bekir Ebû Zeyd’in baskısında yer almayan ve İbn el-Kayyim tarafından alıntılanan metin içi alıntılar için kaynak gösterilmektedir. İbnü'l-Kayyim'in düşünceleri üzerine kısa bir yorumun yanı sıra, onun terapötik önerilerinin bir analizi de sunulmaktadır. Metin, (1) Giriş ve (2) Rehabilitasyon programı olmak üzere ikiye ayrılabilir. Giriş bölümü ise A) Tüm Arzular Kötü mü?, B) Arzuların Tehlikesi ve C) Arzudan Bağımlılığa olmak üzere üç alt bölüme ayrılmıştır. İçeriğin akışını en iyi hale getirmek amacıyla her bir bölümün çevirisinin ardından bir yorum yer almaktadır. Rehabilitasyona yönelik 50 strateji, alt bölümlere ayrılmadan toplu olarak çevrilmiş olup, bunların ardından nitel temelli teori analizini içeren bir yorum gelmektedir.25 Okuyucunun kavramları daha iyi kavrayabilmesi için daha fazla bağlam gerektiren kavramlar için dipnotlar eklenmiştir. Anlaşılırlık sağlamak amacıyla bölüm başlıkları da eklenmiştir.

Rawḍat al-muḥibbīn kitabının son bölümünün çevirisi ve yorumu

29. Bölüm: 26 Arzuların kınanması ve bunların kişinin dilediği her şeye ulaşmasına engel olması hakkında.

Tüm arzular kötü müdür?

Bu kavramla ilgili Kur’an ayetlerinden ve Sünnet’ten rivayetlerden daha önce bahsetmiştik.27

Arzu (hawā), onu tatmin edeceğine inanılan şeye yönelik içgüdüsel bir dürtü olarak tanımlanır. Bu dürtüler, hayatta kalmak için gerekli oldukları için insanoğlunda yaratılmıştır. Yeme, içme veya cinsel ilişki dürtüsü olmasaydı, insanlar ne yer, ne içer, ne de üreyebilirdi. Arzular, tıpkı öfkenin insanı kendisine zarar verecek şeylerden uzaklaştırması gibi, kişinin istediği şeye yönelik bir motivasyon görevi görür. Tüm arzuları koşulsuz olarak sorun haline getirmek uygun değildir; ancak tüm arzuların övgüye değer olduğunu söylemek de yanlış olur. Bu durum, ne koşulsuz olarak övülen ne de koşulsuz olarak kınanan öfke için de geçerlidir. Aslında kınanması gereken şey, bu eğilimlerin fayda sağlamayı veya zararı önlemeyi aşacak şekilde aşırıya kaçılmasıdır.

Yorum:

İslam’ın insan arzusu hakkındaki anlayışı, temel insani dürtülerin inkâr edilmesini isteyen diğer manevi geleneklerin aksine olumlu bir yaklaşımdır. Kur’an-ı Kerim, Hıristiyanlık içindeki manastırcılık akımına atıfta bulunur ve bunun Allah tarafından hiçbir zaman emredilmediğini vurgular:

“Sonra bunların peşinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Onların arkasından da Meryem oğlu İsa’yı gönderdik, ona İncil’i verdik ve kendisine uyanların kalplerine şefkat ve merhamet duygusu koyduk. Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu biz onlara farz kılmamıştık; fakat Allah’ın rızasını kazanmak için onu kendileri icat ettiler, buna rağmen ona gereği gibi de uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik; içlerinden çoğu ise yoldan çıkmış fasıklardır.”28 (Hadid Suresi 57/27)

İbn Kayyim, bu eserin başında arzuların ahlakla olan ilişkisini ele alır:

“Kul, yaşadığı sürece arzusundan asla ayrı kalamayacağından, tüm arzuları tamamen terk etme emri esasen imkânsızdır. Ancak gerçekçi (maqdūr lahū) ve beklenen (maʾmūr bih), arzularını yıkım yerlerinden uzaklaştırıp huzur ve güvenlik diyarlarına yönlendirmektir.”29

Karşı cinse duyulan arzunun zina yerine evlilik kurumuna yönlendirilmesi örnek olarak verilmektedir.30 O, İslam hukukunun insani arzuları dikkate aldığını ve yasaklanan her şeye alternatif bir çıkış yolu sunulduğunu savunur. Örneğin, servet artırma aracı olarak tefecilik yasaktır, ancak kârlı ticari girişimler caizdir. Kumar yasaktır, ancak at yarışı, deve yarışı ve okçuluk gibi yararlı rekabete dayalı servet kazanımı caizdir.31 İpek yasaktır, ancak diğer birçok lüks kumaş serbesttir.

Arzuların tehlikesi

Bazı arzuların doğal ve yararlı olduğu kabul edildikten sonra bile, pek çok insan arzuları ve öfkesi tarafından ele geçirilmekte ve kendileri için yararlı olan sınırlar içinde kendilerini kontrol edememektedir. Dolayısıyla, arzularını, öfkesini ve şehvetini takip eden kişi zarara uğrar; işte bu yüzden bu duygulara olumsuz bir anlam yüklenir. Zararı önleyecek bir arzu dengesi kurmak nadirdir. Buna benzer şekilde, bir kişinin vücut sıvılarında gerçek bir dengeye ulaşması ne kadar nadirdir?32 Bunun yerine, insanlar bu sıvıların dalgalanmalarından etkilenirler. Bu nedenle, samimi bir kişi, tıpkı bir doktorun vücut sıvılarında mükemmel dengeyi sağlamaya çalıştığı gibi, şehvet ve öfkesi konusunda da mükemmel dengeyi sağlamaya gayret etmelidir. Ancak bu, dünyadaki çok az sayıda kişi dışında imkânsız bir şeydir. İşte bu nedenle Allah, Sünnet ile birlikte arzuları yalnızca olumsuz bir bağlamda zikreder. Tek istisna, Peygamberimiz ﷺ’in şu sözüdür: “Arzuları, benim getirdiğim şeye uymaya zorlanana kadar hiçbiriniz gerçek anlamda iman etmiş sayılmaz.”33

Arzuların tehlikeli olduğu ve onlara güvenilemeyeceği söylenmiştir. El-Şa’bî (ö. 103/721) şöyle demiştir: “Buna arzu (havâ) denir, çünkü insanı alçaltır (yahwî).” Arzu, sonuçlarını hiçe sayarak koşulsuz olarak anlık zevklere (al-ladhdhāt al-ḥāḍira) yöneltir. Kişiyi, hem kısa hem de uzun vadede büyük acıya yol açabilecek olsa bile arzularını aceleyle gerçekleştirmeye iter. Ahiretten önce bu dünyada da kişinin başına gelen sonuçlar vardır. Arzular, kişinin bunu fark etmesini engeller; oysa dürüstlük (murūʾa), dindarlık (dīn) ve akıl (ʿaql), kişinin acıyla sonuçlanan zevklerden uzak durmasını sağlar. Şehvetler ancak pişmanlıkla sonuçlanır; bu nedenle benlik bu zevklerden birini istediğinde, tüm ahlaki yetiler (dindarlık, dürüstlük ve akıl) ona, “Bunu yapma!” der. Ve benlik, içindeki hangi dürtü daha güçlüyse onu takip eder. Çocukların, ayırt edici akıllarının zayıflığı nedeniyle, yaralanmaya yol açsa bile arzuladıklarını tercih ettiklerini görmüyor musunuz? Dini olmayan kimse, dindarlığının zayıflığı nedeniyle, ahirette yıkıma yol açsa bile her zaman arzuladıklarını tercih edecektir. Dürüstlüğü olmayan kişi, dürüstlüğünün (marūʾah) zayıflığı nedeniyle haysiyetini yitirmesine yol açsa bile her zaman arzuladığını tercih edecektir. Peki, İmam Şafii’nin (ö. 204/819) “Soğuk suyun haysiyetimi zedeleyeceğini bilseydim, onu asla içmezdim” şeklindeki sözüne ne demeli?34

Sorumluluk sahibi bir kişi, hayvani arzularla sınandığında ve her an yeni bir arzu ortaya çıktığında, iki hakem belirlemelidir: akıl ve din. Arzuların her zaman bu iki hakeme başvurması ve onların hükmüne boyun eğmesi emredilir. Zararlı sonuçları olan arzulardan uzak durabilmek için, olumsuz sonuçları olmayan arzulara bile direnmeyi öğrenmek zorunludur.

Devam edecek >>>

* Zohair Abdul-Rahman, Yaqeen Enstitüsü’nün sistematik teoloji bölümünde kıdemli araştırma görevlisidir. Avustralya’nın Brisbane kentinde ikamet eden Abdul-Rahman, burada tıp doktoru olarak çalışmakta ve çeşitli camilerde gönüllü imamlık görevini üstlenerek yetişkinlere ve gençlere yönelik hutbeler ve konferanslar vermektedir. Kendisi, son 18 yılını hem yurt içinde hem de yurt dışında çeşitli hocaların yanında yarı zamanlı olarak İslam bilimlerini inceleyerek geçirmiş bir ilim talebesidir. Akide (teoloji) ve hadis (peygamberin sözleri) alanlarında ‘ijazet’ (sertifika) almıştır. İslam teolojisi, İslam maneviyatı, İslam psikolojisi ve ruh sağlığı konularında yayınları bulunmaktadır. Halen İslam Teolojisi alanında doktora çalışmalarını sürdürmektedir.

Dipnotlar:

1. Mustafa Ozkan and Betul Solmaz, “Mobile Addiction of Generation Z and Its Effects on Their Social Lives: An Application Among University Students in the 18–23 Age Group,” Procedia-Social and Behavioral Sciences 205 (2015): 92–98.

2. Jaclyn Cabral, “Is Generation Y Addicted to Social Media?,” The Elon Journal of Undergraduate Research in Communications 2, no. 1 (2011): 5–14.

3. Cabral, “Is Generation Y Addicted to Social Media?”

4. Ugurcan Sayili, Betul Zehra Pirdal, Busra Kara, Nurefsan Acar, Emirhan Camcioglu, Erkin Yilmaz, Gunay Can, and Ethem Erginoz, “Internet Addiction and Social Media Addiction in Medical Faculty Students: Prevalence, Related Factors, and Association with Life Satisfaction,” Journal of Community Health 48, no. 2 (2023): 189–98.

5. Haseeb Mehmood Qadri, Abdul Waheed, Ali Munawar, Hasan Saeed, Saad Abdullah, Tayyba Munawar, Shaheer Luqman, Junaid Saffi, Awais Ahmad, and Muhammad Saad Babar, “Physiological, Psychosocial and Substance Abuse Effects of Pornography Addiction: A Narrative Review,” Cureus 15, no. 1 (2023).

6. Joshua B. Grubbs, Samuel L. Perry, Jennifer T. Grant Weinandy, and Shane W. Kraus, “Porndemic? A Longitudinal Study of Pornography Use Before and During the COVID-19 Pandemic in a Nationally Representative Sample of Americans,” Archives of Sexual Behavior, 115.

7. Jonathan K. Noel, Sharon Jacob, Jennifer E. Swanberg, and Samantha R. Rosenthal, “Pornography: A Concealed Behavior with Serious Consequences,” Rhode Island Medical Journal 106, no. 3 (2023), 29–34.

8. Dane Mauer-Vakil and Anees Bahji, “The Addictive Nature of Compulsive Sexual Behaviours and Problematic Online Pornography Consumption: A Review,” Canadian Journal of Addiction 11, no. 3 (2020): 42–51.

9. Ewald, D. R., Strack, R. W., & Orsini, M. M. (2019). Rethinking addiction. Global Pediatric Health, 6, 2333794X18821943.

10. Karnani, A. (2013). Impact of alcohol on poverty and the need for appropriate policy. Alcohol: Science, Policy and Public Health, 354.

11. Brown-Johnson, C. G., England, L. J., Glantz, S. A., & Ling, P. M. (2014). Tobacco industry marketing to low socioeconomic status women in the USA. Tobacco control.

12. Markham, F., & Young, M. (2015). “Big gambling”: the rise of the global industry-state gambling complex. Addiction Research & Theory, 23(1), 1-4.

13. McKee, A. (2007). The relationship between attitudes towards women, consumption of pornography, and other demographic variables in a survey of 1,023 consumers of pornography. International Journal of Sexual Health, 19(1), 31-45.

14. Peter, J., & Valkenburg, P. M. (2016). Adolescents and pornography: A review of 20 years of research. The Journal of Sex Research, 53(4-5), 509-531.

15. Hadland, S. E., Rivera-Aguirre, A., Marshall, B. D., & Cerdá, M. (2019). Association of pharmaceutical industry marketing of opioid products with mortality from opioid-related overdoses. JAMA network open, 2(1), e186007-e186007.

16. Carl G. Jung and I. May, “The Bill W.—Carl Jung Letters,” AA Grapevine 19, no. 8 (1963): 2.

17. Jung and May, “The Bill W.”

18. Jung and May, “The Bill W.”

19. Jon E. Grant, Marc N. Potenza, Aviv Weinstein, and David A. Gorelick, “Introduction to Behavioral Addictions,” The American Journal of Drug and Alcohol Abuse 36, no. 5 (2010): 233–241.

20. Ibn al-Qayyim, Rawḍat al-muḥibbīn, ed. Muḥammad ʿAzīz Shams (Jeddah: Dār ʿAlam al-Fawāʾid, 2010).

21. Abū Ḥāmid al-Ghazālī, Mīzān al-ʿamal, ed. Sulaymān Dunyā (Cairo: Dār al-Maʾārif, 1964), 251.

22. While a previous study covered the topic of addiction in the works of Ibn Qayyim Al‐Jawziyyah, it did not recognize his role as a pioneer in this field; See Abdul Wahhab Md. Ali, W. M. Y. bin Wan Chik, W. H. bin Wan Jusoh, M. S. bin Mokhtar, “An Analysis on Stages of Addiction According to Ibn Qayyim Al‐Jawziyyah’s Theory of al‐Ishq,” Man India 97, no. 22 (2018): 425–32.

23. ʿAbd al-Raḥmān Ibn al-Jawzī, Dhamm al-hawā, ed. Muṣṭafā ʿAbd al-Wāḥīd (Cairo: Dār al-Kutub al-Ḥadītha, 1962).

24. 2010 publication by Dār ʿĀlim al-Fawāʾid in Jeddah, pp. 629-649.

25. This refers to an iterative inductive analysis that seeks to identify an overarching theory from a dataset. The exact process is outlined in the relevant section.

26. The Arabic text of the chapter is available online here.

27. Ibn al-Qayyim is referring to previous chapters of the book that have quoted these verses and narrations in detail.

28. Qur’an, 57:27,

29. Ibn al-Qayyim, Rawḍat al-muḥibbīn (Jeddah: Dār ʿĀlam al-Fawāʾid, 2010), 17.

30. Ibid.

31. Yarışmalardan ödül kazanma konusu oldukça kapsamlı bir konudur. İslam hukukunun dört mezhebi olan Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli mezhepleri arasında uzlaşma sağlanan nokta, at yarışı, deve yarışı ve okçuluktan ödül kazanmanın caiz olduğudur. İbn el-Kayyim, Kitāb el-furūsiyya el-Muḥammadiīyya (Cidde: Dār ʿĀlam el-Fawāʾid, 2007), 254. Bu görüş, “Okçuluk, deve yarışı ve at yarışı dışında rekabet [ödülleri] yoktur.” şeklindeki açık bir hadise dayanmaktadır. Cami’u’t-Tirmizi, hadis no. 1700. Koşu, yüzme, güreş ve ilim gibi diğer dallarda yarışmanın caiz olup olmadığı konusunda görüş ayrılığı bulunmaktadır. Konuyla ilgilenen okuyucu, İbn el-Kayyim’in Kitāb el-furūsiyya adlı eserinin 254–65. sayfalarına başvurabilir; yazar bu sayfalarda söz konusu meseleleri ayrıntılı olarak incelemekte ve kendi görüşünü ortaya koymaktadır.

32. Dört mizaç, sağlık ve hastalığı kavramsallaştırmanın bir yolu olarak hekimler tarafından benimsenen klasik fizyoloji ve patoloji modeliydi. Mizaçlar, vücutta bulunan sıvı türleriydi: siyah safra, sarı safra, balgam ve kan. Bu dördünün dengesizliği hastalığa, dengesi ise sağlığa yol açar. İbn el-Kayyim, Mısır’da bulunduğu sırada tıp eğitimi almış ve bu sayede bu tıp paradigmasını benimsemişti. Deneysel teknolojinin ilerlemesiyle birlikte, insan fizyolojisi ve hastalıkların çeşitli etiyolojileri konusundaki anlayışımız gelişmiştir. Bu çerçeve artık yeterli bir bilimsel model değildir.

33. Aḥmad b. ʿAmr b. Ibn Abī ʿĀṣim, al-Sunnah, no. 15; al-Bayhaqī, al-Madkhal ilā al-sunan al-kubrā, hadith no. 209. Shu’ayb al-Arnāʾūṭ and al-Albānī graded the chain of this narration to be weak (ḍaʾīf).

34. Abū Nu’aym al-Aṣbahānī, Ḥilyat al-awliyāʾ (Beirut: Dār al-Fikr, 1996), 9:123.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir