1. YAZARLAR

  2. Ahmet Altan

  3. İki çocuk
Ahmet Altan

Ahmet Altan

Yazarın Tüm Yazıları >

İki çocuk

19 Nisan 2011 Salı 16:34A+A-

Bizim manşette iki çocuğun hikâyesi var.

Ortadoğu’dan yükselen “özgürlük” taleplerinden etkilenen ve başlarındaki diktatörü göndermek için hareketlenen Azerilerin gösterileri sırasında “azadlık” diye bağıran gruptaki bir kadınla birlikte beş yaşındaki kızı da gözaltına alınmış.

Beş yaşındaki kızcağızın dehşet dolu yüzü dünyanın bütün ajanslarında ve televizyonlarında yer aldı.

Anneleriyle birlikte “hürriyet” diye bağıran minicik kızları hırpalatarak gözaltına aldırmak Azeri diktatör Aliyev’i kurtarır mı?

Kurtarmaz.

Yakında “dost ve kardeş” Azerbaycan’ın diktatörü de ülkesinden kaçacak.

Diktatörlük çağı bitiyor çünkü.

Ama bir “çağın” bittiğini bazen en son yöneticiler anlıyor.

Bu “geç” kavrayışı bir kısmı da pahalıya ödüyor.

İkinci resim ise dün de manşetten verdiğimiz 20 aylık Elif’in resmi.

Annesiyle “düğüne giden” Elif, polisin attığı gaz bombalarından biri kafasına isabet edince komaya girdi.

Hâlâ hayati tehlikeyi atlatmış değil.

Kafatasında kırık var.

Düğün yapılan alanın çevresinden geçen polis aracına taş atılınca polisler de buna gaz bombasıyla cevap vermişler.

Polisler, korunaklı bir aracın içinde, atılan taşın onlara bir zararı yok.

Ama çoluk çocuk düğün alayı açıkta, bombaların hedefi durumunda.

Küçük Elif başından vuruldu, başkaları da vurulabilirdi.

İçişleri Bakanlığı olayı soruşturmak için iki müfettiş göndermiş.

Elif’in kafatasını parçalayan bombayı atan polisleri bulmak önemli ama daha önemlisi, polislerin kendilerine taş atan çocuklara bombayla cevap verebileceklerini düşünmelerine yol açan siyasi iklimi yaratan zihniyeti ortadan kaldırmak.

Bir yandan başbakan “Kürt sorununu çözeceklerini” söylüyor, bir yandan polis gaz bombalarıyla Kürt bebeklerinin kafatasını parçalıyor.

Niye böyle bir çelişki var?

Niye Türkiye’nin Güneydoğu’daki polisleri, Azeri diktatörü Aliyev’in polisleri gibi kendi vatandaşlarına böyle şiddet uygulayabiliyorlar?

Nasıl oluyor da “iki millet tek devlet” diye benimsediğimiz Azerbaycan’ın diktatörüyle, Türkiye’nin yönetimi böyle birbirine benzeyebiliyor, böyle “tek devletmiş” gibi benzer bir tepki gösterebiliyor?

Elbette Başbakan ya da İçişleri Bakanı, polislere “Gidin Kürt bebeklerinin kafatasını parçalayın” diye emir vermedi ama polislerin “böyle bir şeyi asla yapmamaları” gerektiğini fark edebilecekleri bir ortamı yaratamadıkları da kesin.

Aliyev’in polisi, “beş yaşındaki” çocuğu gözaltına aldığı için cezalandırılmayacağından ne kadar eminse, bizim Güneydoğu’daki polis de çocuklara gaz bombası attığı için cezalandırılmayacağından o kadar emin.

Kürt sorunu sadece siyasi önlemlerle çözülmez.

Önce Eliflerin, Ceylanların, Cananların hayatının bu ülkenin yöneticileri tarafından güvenceye kavuşturulmasıyla çözüme doğru adım atılır.

Ceylan bir roketle parçalandığında Başbakan o küçük kızın ailesine bir taziye ziyaretinde bulunmazsa, bir “başsağlığı” dilemezse ardından Canan öldürülür, ona sahip çıkılmayınca ardından Elif’in kafatası parçalanır.


“Devletin polisiyle”
Kürt bebekleri arasında, tercihinizi “polisten” yana kullandığınız sürece hiçbir meseleyi çözemezsiniz.

Başbakan niye aramadı evinin önünde roketle vurulan Ceylan’ın ailesini, neden aramadı Canan’ın ailesini, neden aramadı Elif’in ailesini, bu çocukların bir suçu mu vardı?

Niye bu küçücük kurbanlara sahip çıkmadı?

Kürt oldukları için mi?

Kürt bebeklerini kim koruyacak bu ülkede, kim Kürt bebeklerinin de başbakanı olacak, kim Kürt bebeklerinin hesabını soracak, kim Kürt bebeklerinin acısını paylaşacak?


“PKK silah bıraksın”
diyorlar, Kürt çocukları roketlerin, silahların, bombaların önünde böylesine sahipsiz kaldığı sürece PKK istese bile o silahı bırakamaz, o silahı ona Kürtler bıraktırtmazlar.

Devletin güçleri çocukları öldürdüğü sürece, o çocuklar sahipsiz kaldığı sürece, Kürtler için PKK’dan başka güvence yok demektir.

Başbakan Kürt meselesini çözmek mi istiyor, önce Kürt çocuklarının da başbakanı olarak başlayacak işe, öldürülen çocukların ailelerini arayarak, acılarını paylaşarak başlayacak.

Başbakan, “yabancılara” meydan okuyup “Size sormayacağım” diyordu, peki sormasın, gitsin Kürt çocuklarına sorsun, o çocukların ailelerine sorsun.

Tabii, onları da “yabancı” görmüyorsa.


[email protected]

TARAF

YAZIYA YORUM KAT