İran rejimi yeni ekonomik savaşla çökmeyecek, nükleer anlaşmanın yolunu daha da zorlaştıracak

İran rejimi yeni ekonomik savaşla çökmeyecek, nükleer anlaşmanın yolunu daha da zorlaştıracak

The Economist, ABD'nin İran'a yönelik yeni ekonomik yaptırımlarının rejimi devirmesinin düşük ihtimal olduğunu, buna karşılık küresel ekonomi ve ABD-Çin ilişkileri açısından ciddi riskler taşıdığını savunuyor.

İngiliz ekonomi ve siyaset dergisi The Economist, yeni sayısının başyazısında ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarını ele alarak, bu yaptırımların İran'daki yönetimi değiştirme kapasitesini sorguladı.

Dergi, Donald Trump yönetiminin yaptırımları duyurma biçimini “kıyametvari” olarak nitelendirdi. Yönetimin açıklamalarında bir tür “Zafer Günü” havası bulunduğuna ve İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefiklerin Normandiya kıyılarına gerçekleştirdiği D-Day çıkarmasına benzer bir askeri harekât söyleminin öne çıktığına dikkat çekti.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, yaptırımları bir düşmana karşı şimdiye kadar uygulanan “en büyük ve en kapsamlı” yaptırım paketi olarak tanımladı. İran rejimini askeri güç kullanarak ortadan kaldırma girişiminin başarısız olmasının ardından ABD yönetimi bu kez ekonomik baskıya yöneldi.

Dergiye göre 24 Ağustos'ta duyurulan “Ekonomik Parya” operasyonunun İran rejimini devirmesi beklenmiyor. Yeni yaptırımlar yaklaşık 60 kişi, kuruluş ve geminin yanı sıra İran ekonomisinin dijital varlıklardan deniz taşımacılığına kadar uzanan beş sektörünü hedef alacak.

Ancak ABD şimdiye kadar ekonomik silahlarının en güçlü unsuru olan ikincil yaptırımları kullanmakla tehdit etti. Bu yaptırımlar, İran'la ticaret yapan veya İran yönetiminin para transferlerine yardımcı olan ülkelere yönelik cezaları içeriyor. Dergi, ABD'nin bu silahı tüm gücüyle kullanıp kullanmayacağının ise belirsiz olduğunu belirtiyor.

Bessent, böyle bir adımın dünya ekonomisinin çökmesine yol açabileceğini ifade etti. The Economist'e göre bu endişe yersiz olmayabilir. En büyük risk ise Çin'den kaynaklanıyor. Çin, yaptırımlara rağmen İran'ın ham petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90'ını indirimli fiyatlarla satın alıyor.

Dolayısıyla Çin finans kuruluşlarını dolar ile İran petrolü arasında seçim yapmaya zorlamak, ABD'nin dünyanın en büyük ikinci ekonomisiyle karşı karşıya gelmesinde tehlikeli bir tırmanış anlamına gelebilir. Yatırımcılar da bunun ticaret ve finans üzerindeki etkilerinden endişe duyacaktır.

Dergiye göre benzer sonuçların ortaya çıkma ihtimali, geçen yıl Çin'in nadir toprak elementleri tedarikini durdurma tehdidinin ardından ABD yönetiminin geri adım atmasına neden olmuştu. Bu durum, Trump'ın bugün Çin'le daha sıcak ilişkiler kurmaya çalışmasının nedenlerinden biri olarak değerlendiriliyor.

The Economist, İran liderlerinin bu “düşüncesiz saldırı” nedeniyle çökmeyeceği görüşünde. İran, Trump'ın ilk başkanlık dönemindeki “azami baskı” kampanyasının yanı sıra ikinci dönemindeki bombardımanları da atlattı.

ABD'nin yaptırımları ve Hürmüz Boğazı'na yönelik ablukası sıradan İranlıların yaşadığı sıkıntıları daha da artırabilir. Ancak dergiye göre rejim ve özellikle İslam Devrim Muhafızları Ordusu'nun elit unsurları bundan en son etkilenecek kesimler olacak.

Devrim Muhafızları, kaçakçılıktan ve İran'da normal şartlarda ithal edilmesi gereken ürünlerin yerli üretiminden gelir elde ediyor. Bu durum, ABD'nin devirmeye çalıştığı rejimi zayıflatmak yerine güçlendirebilir.

Trump geri adım mı atacak?

Dergiye göre muhtemel sonuçlardan biri ABD'nin geri adım atması olabilir. Trump İran tehdidini ortadan kaldırmaktan söz etse de gerçekte İran'ı gündemin ön sıralarından uzaklaştırmaya çalışıyor olabilir.

ABD'lilerin yalnızca yüzde 31'i askeri operasyonların sürmesini destekliyor. Petrol fiyatları hâlâ yüksek olmakla birlikte zirve seviyelerinin oldukça altında. Yeni bir çatışma ise fiyatları yeniden yükseltebilir.

“Ekonomik Paraya” operasyonunun İran rejiminin çökmesine yol açması hâlinde —ki dergi bunun düşük bir ihtimal olduğunu düşünüyor— Trump zafer ilan edebilir. Operasyon sonuç vermez ancak küresel ekonomik çöküş de yaşanmazsa, Trump en azından kasım ayındaki ara seçimler öncesinde görece bir sakinlik umabilir.

Ancak İran'ın da kendi hesapları bulunuyor. Dergi, Tahran'ın Trump'ı yıkıcı bir savaştan kurtarmakta isteksiz davranmasının risk oluşturduğunu belirtiyor. İranlı liderler, Trump'ın çatışmayı sona erdirmeyi ne kadar istediğini biliyor ve bunu kendi nüfuzlarını artırmak için bir fırsat olarak görebilir.

İran, Hürmüz Boğazı ve Babu'l Mendeb'de doğrudan veya vekilleri aracılığıyla tehditlerde bulunarak ya da deniz taşımacılığına yönelik saldırılar düzenleyerek ABD üzerindeki baskıyı sürdürebilir.

İran, petrol fiyatlarının 80 doların üzerinde kalmasını umuyor. Böyle bir durumun ABD'li seçmenlerin Trump'ı cezalandırmasına yol açabileceği değerlendiriliyor. Öte yandan Umman aracılığıyla yürütülen görüşmeler, boğazdan geçen gemilere uygulanacak ücretler konusunda bir anlaşmayla sonuçlanabilir ve bu da ABD'yi ambargosunu güçlendirmeye zorlayabilir.

Her iki durumda da Bessent ve Trump'ın yaklaşımının bir bedeli olacak. ABD, son aylara damgasını vuran saldırılar ve açıklamalar döngüsünden kısa süreliğine kurtulabilir. Ancak “Armageddon” veya dünyanın sonu tehdidinde bulunup ardından geri adım atmak, ABD'nin güvenilirliğine zarar verebilir ve gelecekte hedeflerine ulaşma kapasitesini zayıflatabilir.

Nükleer anlaşma ihtimali daha da zorlaşıyor

Dergiye göre daha önemlisi, ortaya çıkabilecek her iki sonuç da başka bir kaygı verici sorunu beraberinde getirecek.

Trump'ın yaklaşımı, en iyi ihtimalle Körfez'de “korkunç bir çıkmaza” yol açabilir. Ancak İran'ın nükleer programı ve fisil madde stokları hâlâ mevcut.

En kötü ihtimalde ise İran bu fırsatı nükleer silahlarına yeniden odaklanmak için kullanabilir.

The Economist'e göre Trump'ın ekonomik savaşı ne kadar başarı sağlayacak olursa olsun, son derece önemli bir müzakere edilmiş nükleer uzlaşmaya giden yol her zamankinden daha zor görünüyor.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir