1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Hilâli Görmek, Hilâl Üzerinden Dinî Alanda Karar Verme Yetkisini Tekeline Almak mıdır?
Hilâli Görmek, Hilâl Üzerinden Dinî Alanda Karar Verme Yetkisini Tekeline Almak mıdır?

Hilâli Görmek, Hilâl Üzerinden Dinî Alanda Karar Verme Yetkisini Tekeline Almak mıdır?

Hilâli görmekle alakalı karmaşık tablo, İslâm dünyasındaki bayram kararlarının büyük oranda siyasî dengelerden etkilendiğini ortaya koyuyor. “Hilâli görmek” aslında, “hilâl üzerinden dinî alanda karar verme yetkisini tekeline almak” olarak yorumlanıyor. 

08 Haziran 2019 Cumartesi 15:49A+A-

Yeni Şafak/ Taha Kılınç

Hilâli görmek

Müslümanlar olarak, her ramazan ve kurban bayramı öncesinde aynı soru akıllarımıza gelir: “Acaba bu sene İslâm ülkeleri birlikte bayram edebilecek mi?” Hilâlin görünmesiyle ilgili tartışmalar ve esas alınan ölçülerin farklılığı nedeniyle her bayramda mutlaka -az veya çok- ihtilaflar yaşanır, ayrışmalar görülür. Salı günü idrak ettiğimiz ramazan bayramı da yine ülkeler arasında birliğin sağlanamadığı bir zaman oldu. Ancak ihtilafların biçimi ve yaygınlığı bakımından, belki de “en aykırı” bayramı yaşadık:

Batı Afrika ülkelerinden Mali, bayramın başlangıcına işaret eden Şevvâl ayı hilâlinin pazar akşamı görüldüğünü açıklayarak 3 Haziran Pazartesi’yi bayram ilân etti. Malili Müslümanlar, böylece İslâm dünyasının diğer bölgelerindeki kardeşleri henüz oruçluyken bayram namazlarını kıldılar, kahvaltılarını ettiler.

Türkiye, Cezayir, Tunus, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar, Bahreyn, Türkmenistan, Afganistan ile Balkanlarda ve Kuzey Amerika’da yaşayan Müslümanlar, pazartesi son oruçlarını tutarak 4 Haziran Salı sabahı bayramı kutladılar.

Fas, Mısır, İran, Umman, Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Malezya, Endonezya, Azerbaycan, Tacikistan ve Kazakistan’da bayram 5 Haziran Çarşamba günüydü.

Dağılıma üstün körü bakınca, ülkelerin bayrama başlangıçlarında coğrafi konum etkili gibi görünüyor olabilir. Oysa değil. Aynı boylamda bulunan Fas’la Mali arasında iki gün fark var mesela. Arap Yarımadası salı günü bayram yaparken, yarımadanın iki tarafındaki Mısır ve İran’ın bayramı aynı gündü. Körfez’de Umman diğer komşularından ayrıldı, Orta Asya cumhuriyetlerinden de Türkmenistan ayrı baş çekti. Bu kadarla da kalmadı üstelik. Altı ülkede “bayram vakti” daha da dikkat çekici nüanslar içeriyordu:

Irak, Yemen ve Lübnan’da Sünnîler 4 Haziran Salı günü bayram yaptı, Şiîler ise İran’a tabi olarak 5 Haziran Çarşamba bayram ettiler. Ramazan ayının başlangıcı da aynı şekilde birbirinden farklıydı. Bu ülkelerde siyasî sebeplerle İran’dan yana hareket eden küçük Sünnî grupların bayramı da yine çarşambaydı. Suriye’de rejimin kontrolündeki bölgelerde 5 Haziran Çarşamba bayram yapılırken, muhalifler kendi kontrol alanlarında 4 Haziran Salı’yı bayram ilân ettiler. Geleneksel olarak Suudi Arabistan’la birlikte hareket eden Filistin ve Ürdün, bu sene -epey şaşkınlık uyandıracak şekilde- bayramı 5 Haziran Çarşamba’ya aldı. Bu ülkelerdeki Müslümanlar, diğer Sünnî Arap ülkeleriyle ortak davranmaya o kadar alışmışlardı ki, dinî heyetlerin bayram kararı küçük çaplı protestolara bile neden oldu. Bayram konusunda en büyük bocalama ise, iç savaşın bütün şiddetiyle sürdüğü Libya’da yaşandı. Libya Müftülüğü önce “5 Haziran Çarşamba bayram” duyurusu yaptı, ardından 4 Haziran Salı sabahı namaz vaktinde Facebook üzerinden ilân yayımlayarak “Bayram bugündür, orucunuzu bozun ve bayram namazlarına çıkın!” dedi.

Meselenin dinî arka planı ve farklı tercihlerin fıkhî sebepleri bir yana, sadece yukarıdaki karmaşık tablo bile, İslâm dünyasındaki bayram kararlarının büyük oranda siyasî dengelerden etkilendiğini ortaya koyuyor. “Hilâli görmek” aslında, “hilâl üzerinden dinî alanda karar verme yetkisini tekeline almak” olarak yorumlanıyor. Türkiye gibi “astronomik hesap” ile “hilâli görme” emrini birlikte uygulamaya çalışan az sayıda ülke hariç…

***

Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı’nın davetiyle, 27-30 Kasım 1978 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen “Rü’yet-i Hilâl Konferansı”, hadislerde emredilen hilâli görme / gözetleme emriyle modern teknolojinin getirdiği gökyüzünü ve ayın hareketlerini izleyebilme imkânını birbiriyle uyuşturma ve ortak bir takvim oluşturma adına atılmış dev bir adımdı. Dönemin Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç’ın öncülüğünde organize edilen konferansa 19 ülkenin dinî temsilcileri katılmıştı.

İster çıplak gözle, isterse modern ilmin rasat [gözetleme] metotlarıyla olsun, asıl olanın hilâlin rü’yeti [görülmesi] olduğunu ilân eden katılımcılar, “ortak takvim komisyonu” kurulmasını oy birliğiyle karara bağladı. Her yıl toplanması öngörülen söz konusu komisyona Türkiye, Tunus, Suudi Arabistan, Mısır, Kuveyt, Katar, Irak, Endonezya, Cezayir ve Bangladeş üye atayacaktı. Ramazan, Şevvâl ve Zilhicce aylarının başlangıcında çıplak gözle ve astronomi cihazlarıyla gözlemler yapılacak, neticeler karşılaştırılacak, gözlemler için en ideal noktalar belirlenecek, en nihayetinde de ortak bir çalışmayla, bütün Müslümanların uyabileceği bir takvim meydana getirilecekti. Ayrıca, İslâm dünyasındaki üniversitelerde gökbilimiyle alakalı bölümlerin kurulması, buralarda İslâmî takvim esaslı çalışmalar yapılması ve Mekke’de bir rasathanenin tesisi gibi konular da gündeme alınacaktı.

Tüm bu “-cek, -cak”ların sonucu -maalesef- tahmin ettiğimiz gibi. Türkiye’nin öncülüğünde atılan devrim niteliğindeki adım, kısa süre sonra üye ülkeler arasındaki gerilimlere ve ülkelerin kendi içindeki dinî yapıların ipe un serme engeline takıldı, akim kaldı. Ancak dikkatle bakanların görebileceği bu inatlaşma ve restleşme, hâlen bütün şiddetiyle devam ediyor.

***

Bugünkü manzaraya bakınca, Müslümanların, dünya tarihinde rasathanelerin kurulmasına ve astronominin ilerlemesine öncülük etmiş olduklarını zihinde canlandırabilmek neredeyse imkânsız. Şimdi sadece kitaplarda rastladığımız o şanlı mazi bir serap veya masal olmadığına göre, neyi neden kaybettiğimizi derinlemesine düşünmek kaçınılmaz bir görev bugün.

 

HABERE YORUM KAT

3 Yorum