1. YAZARLAR

  2. ADEM ÖZKÖSE

  3. Fas seyahatnamesi: 8
ADEM ÖZKÖSE

ADEM ÖZKÖSE

Yazarın Tüm Yazıları >

Fas seyahatnamesi: 8

28 Ekim 2022 Cuma 18:07A+A-

Şafşavan’da geçirdiğim ilk gecenin ardından güneş kaldığım odanın penceresinden içeri sızmaya çalışırken ben de Barselona Otel’de yeni günü karşılıyordum. İçimde serin bir mutluluk vardı. Bazı şehirler insana sebepsiz yere çok iyi gelir. Şafşavan da bana oldukça iyi gelmişti. Sanki bu şehri uzun yıllardır tanıyormuşum gibi hissediyor ve kendimi şehrin sakinlerinden biri gibi görüyordum. Otelin resepsiyonunda duran gençle ayaküstü sohbet ederken bir ara Şeyh Ali el Raysuni’nin evininin nerede olduğunu sordum. Bir gün önce Şeyh’in oğlu Enes’le telefonla konuşup sabah 10.00’da Şeyh’in evinde buluşmak üzere randevu almıştım. Resepsiyondaki genç önce bana Şeyh’in evini tarif etti. Daha sonra da Şeyh’in Şafşavan’da herkes tarafından ne denli sevilip sayılan biri olduğunu anlatmaya başladı. İslam dünyasına yaptığım seyahatler bana İslam düşünce ekollerine veya İslami gruplara karşı asla toptancı yaklaşmamam gerektiğini öğretmişti. Örneğin selefi gruplar içinde haricilik veya tekfircilikle arasına net bir şekilde mesafe koyan akımlar olduğu gibi tasavvufi gruplar arasında da hurafelerden veya Tevhid’e aykırı anlayışlardan uzak duran ekoller vardı. Tabi ki bunun tam tersi gruplar olduğu gibi.  Bu nedenle fotoğrafın tümünü görmeden parça gerçeklerle oluşturduğumuz ön yargılar aslında hakikatle aramıza güçlü bir set çekmekten başka bir işe yaramıyordu.

Endülüs evi ve Raysuni ailesi

Barselona Otel’den çıktıktan sonra önce Sahhatül Hammam’a yöneldim. Bir önceki güne göre oldukça sakin olan Sahhatül Hammam’da lokanta ve kafeler daha yeni yeni açılmaya başlanmış, esnaflar dükkânların önlerini düzenlemekle meşgullerdi. Burada kısa bir vakit geçirdikten sonra Cami'ül Kebir’e doğru yürümeye başladım. Camiül Kebir’in sol tarafındaki aradan aşağı doğru inmeye başlayınca karşıma iç içe geçmiş evler çıktı. Bu kadar karmaşık bir sokakta Şeyh’in evini bulmak hiç de kolay olmayacaktı. Uğraşmamak için ilk karşılaştığım kişiye Şeyh’in evini sordum. 40 yaşlarındaki Faslı adam “beni takip et” dedi ve bir kaç dakika içinde kendimi Şeyh’in evinin önünde buldum. Kapının ziline birkaç kez bastıktan sonra genç bir kız kapıyı açtı. Türkiye’den geldiğimi ve Şeyh’le görüşmek istediğimi söyleyince genç kız beni içeriye buyur etti. Şeyh’in evi aydınlık avlusu, duvarlardaki birbirinden güzel motif ve seramiklerle tam bir Endülüs eviydi.

Kısa bir zaman sonra Şeyh de bembeyaz cellabiyesiyle odaya girdi. Orta boylu, kısa sakallı, yüzü Faslılardan çok Türklere benzeyen 70 yaşlarındaki Şeyh beni odadaki başköşeye oturttu. Bu durumdan biraz rahatsız olsam da Şeyh misafir olmam nedeniyle başköşeye oturmam konusunda ısrarcı oldu. Evin hizmetçisi olduğunu tahmin ettiğim genç bayan önce nane çayını daha sonra da peynir, zeytin ve çeşitli mezelerden oluşan sabah kahvaltısını önüme koydu. Şeyh özellikle tarih alanında Fas’ın önemli isimlerinden biriydi. Bu nedenle önce bir süre Şafşavan şehrinin tarihi üzerine konuştuk. Şeyh’ten dedelerinin geçmişte bu şehrin ileri gelen yöneticilerinden olduğunu, benim misafir edildiğim evin de şehrin emirinin evi olduğunu öğrendim. Odanın köşesindeki yeşil sancak ise nesilden nesile devam eden Raysuni ailesini simgeliyordu. Sözlerinden Şeyh’in Fas Kralı 6. Muhammed’e yakın bir isim olduğu da anlaşılıyordu. Hatta sohbet esnasında Şeyh birkaç kez Kral’la aralarındaki akrabalık bağına da vurgu yaptı.

Şeyh Raysuni ile sohbet

Şeyh’le bir süre de Fas’taki tasavvufi yaşam üzerine konuştuk.  Şeyh Ali el Raysuni uzun uzun tasavvufun Fas’taki İslami yaşam ve kültür üzerinde ne denli etkili olduğunu anlatıp özellikle kendisinin bağlı olduğu Şazeli tarikatından bahsetti. Benim sorularım bitince bu sefer Şeyh bana sorular sormaya başladı. Öncelikle Türkiye’nin siyasi durumunu merak ediyordu. Şeyh’in kurduğu her cümleden Türkiye’ye ne kadar çok önem verdiği de anlaşılıyordu.  Daha sonra bana Fethullah Gülen ve grubu hakkında sorular sormaya başladı. Geçmişte Fethullahçıların kendisini de birçok kez ziyaret ettiklerini; fakat Türkiye’ye verdikleri zarar nedeniyle şu an büyük üzüntü duyduklarını ve Fethullahçıların sadece Türkiye’deki Müslümanların değil; dünyadaki tüm Müslümanların gözünden düştüklerini belirtti.  

Aynı zamanda ünlü Faslı âlim Ahmed Raysuni’nin de amcaoğlu olan Şeyh Ali el Raysuni’nin evinde 1 saati aşkın bir süre misafir olduktan sonra izin isteyip kendimi tekrar Şafşavan sokaklarına attım. Sahatül Hammam’dan şehrin yaslandığı dağlara doğru tırmanmaya başladım. Masmavi mahalleleri, labirentli sokakları geçtikten sonra Şafşafan’ın zirvesindeki kaleye ulaştım. Adeta bir nöbetçi gibi şehri bekleyen kalenin kulesinden şehrin güzelliğine doyum olmayan manzarasını seyrederken bir cami dikkatimi çekti. Burası Faslıların gönlünü kazanmak için işgalciler tarafından inşa edilen meşhur İspanyol Cami’siydi. İspanyol Camii uzaktan oldukça güzel gözükse de camiye bugün de halk bir zamanlar işgalciler tarafından inşa ettirildiği için pek fazla ilgi göstermiyordu. Kaleden şehri uzun uzun seyrettikten sonra Şafşavan’daki son durağıma yöneldim. Burası Camii Kebir’in az ilerisindeki çarşıydı. Daha çok hediyelik eşyaların satıldığı küçük dükkânlardan oluşan çarşının Kuzey Afrika şehirlerindeki çarşı kültürünü en güzel yansıtan mekânlardan biri olduğunu söyleyebilirim. İkindi vakti yaklaşırken çarşının sokaklarından aşağı doğru inip Eski Şehrin surlarından dışarı çıktım. Mavi şehir Şafşavan’ı ardımda bırakırken içimi hafif bir hüzün sarsa da bu hüzün kısa bir zaman sonra yerini yeni bir heyecan ve meraka bıraktı. Çünkü artık sırada Fas’ın bembeyaz şehri Titvan vardı.

 

YAZIYA YORUM KAT

3 Yorum