1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. "Ev zencisi" kompleksi ve zihinsel sömürge
"Ev zencisi" kompleksi ve zihinsel sömürge

"Ev zencisi" kompleksi ve zihinsel sömürge

Vahdettin İnce, Malcolm X’in “ev zencisi” benzetmesinden hareketle Batı hayranlığı nedeniyle kendi değerlerini küçümseyen toplum kesimlerini eleştiriyor.

15 Şubat 2026 Pazar 12:31A+A-

Vahdettin İnce/Star

Ev zencisinin ağrıyacak bir başı yok ki utanacak bir yüzü olsun


Malcolm X (Malik el-Şahbaz)'ın müthiş bir benzetmesi var. Onun hayatını anlatan filmde izlemiştim. "İki zenci var" diyordu, "biri tarla zencisi, biri de ev zencisi. Tarla zencisinin aklı hep kaçmaktadır, sürekli özgürlüğüne kavuşmanın yollarını arar. İçinde bulunduğu şartları asla benimsemez. Ev zencisi ise kişiliğini, özgürlüğünü her şeyini unutur, kendini efendisinin kişiliğinde kaybeder. Mesela efendisi "başım ağrıyor" dese, hemen atılır, başımız mı ağrıyor, der". Başımız mı!...O artık yok. Onun kendisine ait bir başı, bir beyni, bir aklı yok. Her şey efendisinden ibarettir. Mutasavvıfların "fenafillah" düsturunu çağrıştırır gibi, bu ev zencisi "fenafilefendi" olur. O kadar kendini kaybeder!

Malcolm kardeşin bu benzetmesi, Batı medeniyetinin ayak bastığı her yerde etkili olan evrensel bir olgudur. Batı medeniyeti, girdiği her yerde mutlaka ev zencisi edinir. Çünkü tarla zencilerinin özgürlüğünün önündeki en büyük engel, kendilerini efendilerinin kişiliğinde kaybeden, "fenafilbatı" olan bu ev zencileridir. Efendilerinin bütün isteklerini, kendi istekleri, kılığını kıyafetini, kendi kılık kıyafeti, harfini, alfabesini kendi harfi ve alfabesi, her şeyini kendisininkiymiş gibi görür ve efendisi görece çekip giderken, nasılsa metafizik bir balkondan beni gözetliyordur diye onun emanetini (tabi artık kendi emaneti olarak bilir) gözü gibi korur. Efendisinin domuz çiftlikleri koşullarına uygun olarak dizayn ettiği kıyafetler evrenseldirler mesela. Ama atalarının namaz kılmaya ve hayaya uygun şalvarı yereldir, ancak ahırda giyilebilir ya da davar güderken. Çok çok yirmi üç nisan müsamerelerinin folklor gösterilerinde giyilebilir. O kadar. Zinhar günlük kıyafet olarak kutsal kamusal alana giremezler.

Ülkemiz, bölgedeki her ülke gibi Batı medeniyetinin askeri istilasına uğramasının yanı sıra kültür işgaline de uğramıştır. Bu yüzden ülkemizde de bol miktarda "fenafilçağdaşlık" olmuş bu tür ev zencileri var. Bu ev zencileri, her şeyi batıdan bilirler. Tarih batı ile başlar, medeniyet zaten ve sadece batıdır. Batı olmadan herkes, her şey, başta kendileri birer hiçtir. Batı dışı her şey ilkel ve geriliktir. Batı onayından geçmemiş bir dili veya bir kıyafeti, imkanı yok, bu ev zencilerine kabul ettiremezsiniz. Batı standartlarına uymayan bir dili veya bir kıyafeti gördükleri zaman, "Zincirsiz" filminde, ata binmiş asi tarla zencisi görmüş ev zencisi misali gözleri dehşetten faltaşı gibi açılır.

Ülkemiz, bir yanıyla da tek parti örneğindeki gibi bu ev zencilerinin organize oldukları bir yerdir. Partileri var, zaman zaman iktidar da oluyorlar. Basın, yayın, medya, kısacası kültürel iktidar onların ellerindedir. Yasalar, hala onların efendilerinin isteklerini uygulamalarına uygun olacak şekilde düzenlenmiştir. Üstelik bunlar, zenci veya ev zencisi olduklarının da farkında değildirler.

Geçenlerde bunlardan biri, geleneksel Anadolu kıyafeti şalvar ve beyaz tülbent giyen Eskişehir-Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş'i bu kıyafetinden dolayı geri kalmış ilkel insanlara tepeden bakan beyaz adam edasıyla eleştirmiş, hakaret etmişti. Bu kıyafeti, Belediye başkanlığı gibi bir makamda değil, ancak ahırda inek sağarken giyebileceğini söylemişti. Bu "fenafilfaşizm" olmuş kişi, milliyetçi bir partinin mensubuymuş iyi mi? Bu tutumu, tabi ki kutsal ecdat edebiyatıyla uyuşmuyordu. Ya da böyle yapmakla aşağılık ilkellikten kurtulmak, beyaz olmak istiyordu.

Sa'd-i Şirazi anlatıyor: Kış günü bir zencinin anadan üryan karlar üzerinde yuvarlandığını görmüşler. Ne yapıyorsun? diye sormuşlar. Zenci: Beyazlaşmak istiyorum, demiş. Bu karın kararma ihtimali var ama senin beyazlaşma ihtimalin yok, demişler.

Batı medeniyetinin köleci, köleleştirici, köleliği benimsetici sistemi, sıradan insanları böyle komplekslere sokar. İnsanlar, kendilerini, kendi değerlerini, kendi kıyafetlerini, kendi dillerini yetersiz, değersiz, ilkel görür, gönüllü olarak onlardan kurtulmak isterler. Hatta derilerinin renginden sıyrılmak için umutsuzca kıvranırlar.

Bir arkadaşım anlatmıştı. Bir adam Türkçe bilmeyen annesini doktora götürmüş. Tanıdığı Kürt bir doktor varmış. Doktor hanımefendiye, "ağzını aç. Aaa de" türü klasik doktor sözlerini Kürtçe söylemiş. Hanımefendi bir an için şok geçirmiş. Sonra kendine gelince, hışımla çarşafını başına geçirip oğluna çıkışmış, "seni doktora götüreceğim dedin, tuttun bir Kürde getirdin" demiş... Bu, tabi en masumları sayılabilecek bir örnek.

HABERE YORUM KAT