
Emperyalizmin silahlı diplomasisi karşısında İran
Washington, normal şartlarda asla elde edemeyeceği siyasi tavizleri zorlamak için sivil halkın acılarını pazarlık aracı olarak kullanmaktadır.
Sayid Marcos Tenório’nun Middle East Monitor’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
Umman'ın arabuluculuğunda ve son olarak Cenevre'de gerçekleştirilen ABD ile İran arasındaki müzakereler, Batı diplomasisi tarafından nükleer riskleri kontrol altına almak için yapılan teknik bir çaba olarak sunulmuştur. Bu versiyon, özenle kurgulanmış bir maskaralıktır.
Mesele, sözde “nükleer silahların yayılmasının önlenmesi” değil, “İsrail”in bölgesel hegemonyasını korumak ve Ortadoğu'yu ABD-Siyonist ekseninin stratejik himayesi altında tutmak için yürütülen ulusal egemenlik ile emperyal egemenlik arasındaki doğrudan bir ihtilaf.
Amerika Birleşik Devletleri barış veya uluslararası güvenlik adına müzakere etmiyor. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra dayatılan sömürgeci kontrolünden kaçan herhangi bir bölgesel gücü etkisiz hale getirmekle görevli Siyonist rejimin diplomatik ve askeri kolu olarak müzakere ediyor.
İran bugün bu mekanizmanın ana hedefi çünkü Washington ve Tel Aviv'in himayesi altında tuttuğu bir bölgede siyasi, bilimsel ve stratejik özerkliğini savunmaya cesaret ediyor.
Bu “müzakerelerin” gerçek niteliği, benimsenen yöntemde açıkça ortaya çıkıyor. Diyalogtan söz ederken ABD, Körfez'deki askeri varlığını güçlendiriyor, uçak gemileri konuşlandırıyor, kamuoyuna tehditler savuruyor ve anlaşmanın alternatifinin şiddet olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Bu, imparatorluğun şantaj yoluyla tavizler talep ettiği eski savaş gemisi diplomasisidir. Bu, egemen devletler arasındaki bir müzakere değil, diplomatik süreç kılığına girmiş siyasi bir gasptır.
Washington'un, İran'ın nükleer riski iddiasıyla örtbas ettiği ana argümanı, dürüst bir analize dayanamaz. İran nükleer silaha sahip değildir, bunları üretme niyetini açıklamamıştır ve uluslararası denetim mekanizmalarını kabul etmektedir. Asıl sorun nükleer değil, jeopolitiktir.
ABD ve “İsrail”i rahatsız eden şey, Batı'nın sömürgeci güvenlik mimarisine entegre olmayı reddeden, kendi caydırıcı gücünü koruyan, işgal ve saldırganlığa karşı bölgedeki halkları siyasi ve ahlaki olarak destekleyen bir devletin varlığıdır.
Bu nedenle, “sıfır zenginleştirme” talebi Siyonist konsorsiyumun bir mantrası olarak yeniden ortaya çıkmaktadır. Bu, yasadışı, ayrımcı ve siyasi açıdan ahlaksız bir dayatmadır. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması, nükleer enerjinin barışçıl kullanım hakkını açıkça tanımaktadır.
Buna rağmen, bu hak yalnızca imparatorluğun müttefikleri için geçerlidir. NPT dışında gizli bir nükleer güç olan ve atom silahları hiçbir zaman denetlenmemiş olan “İsrail” ise dokunulmazlığını korumaktadır. Buna karşılık İran'ın tamamen boyun eğmesi gerekmektedir. Mevcut uluslararası sistemi ayakta tutan çifte standart budur.
Yaptırımlar bu karma savaşta merkezi bir rol oynamaktadır. Yaptırımlar yasal araçlar değil, İran ekonomisini boğmak, toplumsal acı yaratmak ve iç çatlaklar oluşturmak için kullanılan toplu cezalandırma silahlarıdır.
Washington, normal şartlarda asla elde edemeyeceği siyasi tavizleri zorlamak için sivil halkın acılarını pazarlık aracı olarak kullanmaktadır. Bu, uluslararası hukukun en temel ilkelerini açıkça ihlal eden bir tür ekonomik savaştır.
ABD, müzakerelerin gündemini İran'ın füze programı ve savunma kapasitesini de içerecek şekilde genişletmeye çalıştığında, niyetini daha da açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bir ülkeden kendi savunmasını müzakere etmesini istemek, önceden teslim olmasını talep etmekle eşdeğerdir.
Hiçbir egemen güç böyle bir dayatmayı kabul etmez. İran bu manevrayı kesin bir şekilde reddederek, savunma kapasitesinin müzakere konusu olmadığını ve asla olmayacağını açıkça belirtmiştir.
İran'ın güvensizliği ideolojik paranoyadan değil, somut tarihsel deneyimlerden kaynaklanmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri, önceki nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmiş, çok taraflı taahhütleri ortadan kaldırmış ve 2025 yılında, devam eden müzakereler sırasında barışçıl İran nükleer tesislerini bombalamaya kadar gitmiştir.
Bu geçmiş, Washington'un “güven” talebini gülünç kılıyor. Emperyalizm güven uyandırmaz. Dikkat ve hazırlık uyandırır.
Buna rağmen İran müzakere ediyor. Ve bu nokta çok önemli. İran, sorumlu bir devlet olduğu, bölgesel senaryonun ciddiyetinin farkında olduğu ve yapılandırılmış çözümler aramaya istekli olduğu için müzakere ediyor. Doğrulamayı, teknik taahhütleri ve diyaloğu kabul ediyor. Ancak egemen bir devlet olduğu için direniyor ve direnmeye devam edecek. Müzakere etmek diz çökmek anlamına gelmez.
İslam Devrimi'nin lideri Ayetullah Seyid Ali Hameney'in defalarca belirttiği gibi, İran dış politikasını tehdit altında oluşturmaz ve uçak gemilerinin gölgesinde dayatılan anlaşmaları kabul etmez.
İran diplomasisi caydırıcılıkla el ele yürür, çünkü yakın tarih acımasızca göstermiştir ki, emperyalizme tek taraflı tavizler barış getirmez, sadece yeni ve yeni saldırganlıklar getirir.
Bu nedenle Cenevre'de yaşananlar, santrifüjler veya zenginleştirme yüzdeleri hakkında teknik bir tartışma değildir. Bu, artık kaba kuvvet ve şantaja başvurmadan iradesini dayatamayan Amerikan emperyal gücünün yapısal krizinin bir bölümüdür.
Aynı zamanda, halkların direnişi ve Siyonist projenin askeri ve siyasi başarısızlığıyla sarsılan “İsrail”in bölgesel üstünlüğünü korumak için yapılan çaresiz bir girişimdir.
Sonuçta bu, egemenlik ya da boyun eğme arasında yapılan tarihi bir seçimdir. Amerika Birleşik Devletleri, Siyonist rejimin diplomatik kolu olarak hareket ederek, İran'a “İsrail”den asla talep etmediği şeyleri dayatmaya çalışıyor: sınırlamalar, denetimler ve itaat. İran, sorumlu olduğu için müzakere ediyor. Ancak egemen olduğu için direniyor.
*Sayid Marcos Tenório; tarihçi, uluslararası ilişkiler uzmanı, Brezilya-Filistin Enstitüsü (Ibraspal) kurucusu ve başkan yardımcısıdır. Palestina: Do Mito Da Terra Prometida À Terra Da Resistência (Filistin: Vaat Edilmiş Toprakların Efsanesinden Direnişin Topraklarına) (Anita Garibaldi/Ibraspal) kitabının yazarıdır.





HABERE YORUM KAT