1. HABERLER

  2. ARAŞTIRMA - DOSYA

  3. Elmalılı Hamdi Yazır’ın 'Kayıp Mektupları'nın Devamı Yayınlandı
Elmalılı Hamdi Yazır’ın 'Kayıp Mektupları'nın Devamı Yayınlandı

Elmalılı Hamdi Yazır’ın 'Kayıp Mektupları'nın Devamı Yayınlandı

“Son devrin büyük alimlerinden Elmalılı Hamdi Yazır’ın mektupları, Cumhuriyet sonrası halkın ve ulemanın üzerindeki baskıyı bütün açıklığıyla ortaya koyuyor.”

06 Mayıs 2017 Cumartesi 18:27A+A-

Yeni Şafak gazetesi Elmalılı Hamdi Yazır’ın mektuplarını konu edinen yazı dizisinin ikinci bölümüne yer verdi. Dizinin bu bölümünde Mehmet Akif’in Türkçe ibadet fitnesini haber alır almaz meal çalışmasını durdurduğuna dair Elmalılı Hamdi Yazır’a gönderdiği mektuba ve bunun üzerine dönemin Diyanet İşleri Bakanlığı’nın hükümet tarafından maruz kaldığı baskılara Ahmet Hamdi Akseki’nin Elmalılı’ya gönderdiği mektup üzerinden yer veriliyor.

Ayşe Olgun imzalı yazı dizisinin ikinci bölümü şöyle:

AKİF’İN NİYETİ NE?

Türkçe ibadet için düğmeye basılınca Akif, meali Elmalılı'ya teslim etmez. Dönemin Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Ahmet H. Akseki ise bunun üzerine Elmalılı'ya yazdığı mektupta 'Diyanet Reisi' Rıfat Börekçi'nin hükümete verdiği söz üzerine hemen meal ve tefsiri basmaları gerektiğini söylüyor. Akseki, Börekçi'nin 'hükümete karşı rezil oldum' dediğini yazdığı mektupta Akif'le bağlantıya geçmesi için Elmalılı'dan yardım istiyor.

Son devrin büyük alimlerinden Elmalılı Hamdi Yazır’ın mektupları, Cumhuriyet sonrası halkın ve din adamlarının üzerindeki baskıyı bütün açıklığıyla ortaya koyuyor. Kur’an meali ve tefsiri için Akif ile çalışmayı kabul eden Yazır tam bir yıl sonra Türkçe ibadet için düğmeye basılmasından oldukça rahatsız olur. Gelişmeler sadece Yazır ve Akif’i değil, toplumun büyük kesimini de derinden rahatsız eder.

CEMAAT NAMAZI BIRAKIP DAĞILIR

İlk rahatsız edici olay İstanbul Göztepe Camii’de yaşanır. Caminin imamı Cemaleddin Efendi 19 Mart 1926 tarihinde (o yılın Ramazan ayının ilk cumasında) hutbeyi tüm ayet ve dualarıyla Türkçe okur, ardından da namazı tüm sure, dua ve tesbihi tekbirleriyle Türkçe kıldırır. Bunun üzerine halkın bir kısmı namazı bırakıp dağılır ve ardından da Üsküdar Müftülüğü’ne hoca şikâyet edilir ve bu şikayet üzerine hoca görevden alınıp Maarif Vekaleti’nce İmam Hatip Mektebi öğretmenliğine atanır. Akademisyen yazar Necmi Atik bu gelişmelerin olduğu dönemde yazılan mektuplarla ilgili şu bilgileri paylaşıyor: “Akif, Mısır’da Türkçe Kur’an tercümesi için çalışmaya başlamıştı ve bu gelişmelerin gazetelerde geniş yankı bulması üzerine çalıştığı tercümenin Türkçe ibadet için kullanılmasını istemedi ve bitirdiği meal bölümlerini Diyanet’e vermekten vazgeçti. Bu kararını da mektupla Elmalılı Hamdi Yazır’a bildirdi. Yine mektuplardan anladığımız üzere Akif, Diyanet İşleri’nden gelen mektuplara da cevap vermedi.”

Elmalılı'nın Akseki'ye yazdığı mektup

REİS BEY MÜTEESSİR

Atik, Akif'in Mısır’da yazdığı Kur’an mealinin biten bölümlerini Elmalılı Hamdi’ye gönderdiğini, Elmalılı'nın kendi yazdığı tefsirin içine bu mealleri yerleştirdiğini anlatıyor. Dolayısıyla Akif mealini göndermeyince Türkçe Kur'an ve tefsir çalışması da yarıda kaldı. Bu durumdan Diyanet İşleri hayli rahatsız olur. Tefsir ve meal çalışmalarını takip görevi dönemin Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Ahmet Hamdi Akseki’ye verilmiştir. Akseki, Elmalılı’ya bir mektup yazar ve Akif’in bir türlü teslim etmediği meal yüzünden Diyanet İşleri Başkanı Rifat Börekçi’nin hükümete karşı zor durumda kaldığını belirterek şu ifadeleri kaleme alır: “Bu mektubu Reis Efendi Hazretlerinin üç dört defa vukû bulan ihtarları üzere yazıyorum. Reis Efendi Akif Bey’in vaziyetine çok müteessirdir. Bu sebeple bendeniz de çok müteessir oldum. Çünkü daima kırıcı sözlere muhatap, daha doğrusu her an muâtep olmaktayım. Efendi Hazretleri de çok sıkıldığından ve herkes nazarında rezil olduğu (ta’bir kendisinindir) söylediler. Hamdi Efendi hazretlerine yazınız, bu ne olacaksa bir an evvel anlayalım, buyurdular. Bu sene tab’a başlamak bizce çok muvafık olacaktır. Akif Bey’in maksadını zât-ı âliniz her halde anlamışsınızdır. Ne yapmak lazımsa lütfen bildiriniz. Bu sebeple şimdiye kadar Akif Bey’den kaç cüz gelmiştir ve el'ân devam ediyor mu? Akif Bey’in kat’î fikri nedir? Bizim fikrimiz, tekrar ediyorum, mukâvelenâme ahkâmına riâyet edecekse tercümeleri behemehal isteyeceğiz.''

Akseki'linin Elmalılı'ya yazdığı mektup ilk kez Yeni Şafak'ta

BİTTİKTEN SONRA TESLİM EDECEKMİŞ

Akif’in En’am Suresi’ne kadar, yani yedi buçuk cüz mealinin elinde olduğunu belirten Elmalılı, Akseki’nin mektubuna cevaben Akif’in çalışmaları cüz cüz teslim etmediğini, yazdığı mektuptan alıntı yaparak açıkladıktan sonra “Akif’in niyeti nedir?” sorusuna cevaben şunları yazıyor: “Bi’l-vâsıta edindiğim ma’lûmâta göre Akif orada âsûde bir fikir ile çalışabildiği için bir an evvel bitirebilmek üzere hitamına kadar kalacakmış; bitirdikten sonra i’timât ettiği zevâtın nazar-ı tenkitlerine de arz edecek ve ba’dehu takdim eyleyecekmiş. Başkaca bir maksat perverde ettiğine veyahut ahdini îfâ etmeyeceğine dâir bir his ve fikrim yoktur.”

Cumhuriyet'in ilanından sonra Türkçe ibadet gündeme geldi. Daha önce batı dillerinden Kur'an tercümesi yapılmış ancak halk itibar etmemişti. Dönemin Dİyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki bu görevi Elmalılı ve Akif'e teklif etti. Önce kabul eden Akif, Türkçe ibadet için bu mealin basılacağını öğrenince aldığı avansı da geri göndererek bu kararından vazgeçti.

Ahmet Hamdi Akseki kimdir?

1887 yılında Antalya'nın Akseki ilçesi Güzelsu beldesinde doğdu. Türkiye Cumhuriyetinin üçüncü Diyanet İşleri Başkanı olan Akseki aynı zamanda yetmişe yakın esere imza attı. Küçük yaşta Kur’an-ı Kerim öğrenmeğe, 7 yaşında da camide mukabele okumaya başladı. Önce babası Mahmut Efendi’den sonra da Mecidiye Medresesinde ve Karamanlı Süleyman Efendi’nin medresesinde tahsiline devam etti. Daha sonra İstanbul’a geldi ve Dersiâm Bayındırlı Muhammed Şükrü Efendi’den icazet aldı. Medresetü’l Mütehassisin’de 3 sene okudu, doktora imtihanını vererek birincilikle mezun oldu. Henüz 32 yaşında iken 3 fakülteyi tamamladı. Akseki, hocası İsmail Hakkı Bey’in delâleti ile, Heybeliada Mekteb-i Bahriye-i Şâhane Akaid-i Dini’ye muallimliğine tayin edildi. Burada okuttuğu dersler, “Dini Dersler”, adı ile üç cilt olarak Sebilürreşad Kütüphanesi tarafından bastırıldı. Heybeliada’daki görevine ek olarak Aksaray Pertevniyal Valide Sultan Camii Şerifi Kürsi şeyhliğine tayin olunan Akseki, İstanbul’daki medreselerde müderrislik yaptı. Umur-i Şer'iyye ve Evkaf Vekaleti Tedrisat Umum Müdirliği görevinde iken medreselerin müfredat programlarını ıslah etti. 1924 yılında Diyanet işleri Başkanlığı Müşavere Heyeti Âzâlığına getirildi. 1939 yılında Diyanet İşleri Reis Yardımcılığına tayin oldu. A.Hamdi Akseki, M.Şerafeddin Yaltkaya’nın vefatından sonra Diyanet İşleri Reisi oldu. Bu görevi yürütürken 1951 yılında vefat etti.

Akif Mısırda. Soldan Sağa: Prens Abbas Halim Paşa, Mehmet Akif Ersoy, Em. Bahriye Mirılayı Nuri, 1908 Meşrutiyet Ayan Meclisi Üyesi Sami Paşa oğlu Halim, Ressam Halim Paşa, Eski Şura-i Devlet üyesi Kadri beyn

Vatanını satmış adam muamelesi görmek istemiyorum

Mehmed Akif, Milli Mücadele’den sonra büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştı. I. Meclis’e Kastamonu Milletvekili olarak giren Akif II. Meclis’te aday gösterilmemişti. İstiklal Marşı için verilen parayı kabul etmeyen Akif’e Meclis’ten emekli maaşı bile bağlanmamıştı. 1925’te Kur’an mealini yazma görevini kabul edince kendisine peşin ödenen bin lirayı dostu Eşref Edip Bey’e göndermişti. Akif’in de yazarı olduğu Sebilürreşad dergisi “Şeyh Said arada sırada Sebilürreşad okuyormuş, o halde isyana sebep senin dergin” denilerek kapatılmış; sahibi Eşref Edip Bey İstiklal Mahkemesi’nde idamla yargılanmaya başlanmıştı. “Arkamda polis hafiyesi gezdiriyorlar. Ben vatanını satmış ve memlekete ihanet etmiş adamlar gibi muamele görmeye tahammül edemiyorum” diyen Akif, hem Kur’an tercümesini çalışmak hem dostu Abbas Halim Paşa’nın daveti üzerine Mısır’a gider. Başlarda Mısır ile İstanbul arasında gidip gelen Akif, son gidişinde orada 11 yıl kaldı ve 63 yaşında vefatına yakın İstanbul’a döndü.

AKSEKİ’NİN ELMALI’YA YAZDIĞI MEKTUP

“Reis Efendi Hazretleri arz-ı ihtirâm ediyorlar. Rüfekâ-yı kirâm cümleten selâm ediyor.

Üstâd-ı Hakîm Efendi Hazretlerine

Ellerinizden hürmetle öperim. Bu mektubum da evvelkiler gibi, zât-ı fâzılânelerinizin mektuplarından hiç birine cevap değildir. İnşâallah maaşlarınızı aldınız, ondan sonra bir mektup daha yazarım. İstanbul Müftülüğüyle bura arasındaki muhâbereye vâkıfsınız. Son defa olmak üzere birkaç gün mukaddem kat’î cevap verilmiştir.

Bu mektubu Reis Efendi Hazretlerinin üç dört defa vukû bulan ihtarları üzere yazıyorum. Reis Efendi Akif Beyin vaziyetine çok müteessirdir. Bu sebeple bendeniz de çok müteessir oldum. Çünkü daima kırıcı sözlere muhatap, daha doğrusu her an muâtep olmaktayım. Efendi Hazretleri de çok sıkıldığından ve herkes nazarında rezil olduğu (ta’bir kendisinindir) söylediler. Hamdi Efendi hazretlerine yazınız, bu ne olacaksa bir an evvel anlayalım, buyurdular. Bu sene tab’a başlamak bizce çok muvafık olacaktır. Akif Beyin maksadını zât-ı âliniz her halde anlamışsınızdır. Ne yapmak lazımsa lütfen bildiriniz. Bu sebeple şimdiye kadar Akif Beyden kaç cüz gelmiştir, velân devam ediyor mu? Akif Beyin kat’î fikri nedir? Bizim fikrimiz tekrar ediyorum mukâvelenâme ahkâmına riâyet edecekse tercümeleri behemehal isteyeceğiz. Böyle gayr-i memdûd bir zaman için durmak gayr-i mümkündür. Hamd olsun zât-ı âlinizin deruhte ettiği kısm ilerledi ve bunu bu gün tab’a başlamak mümkün olacaktır. Zât-ı âliniz de pekalâ derseniz hemen başlayacağız. Fakat Akif Beyin deruhte ettiği kısım ne olacak? Böyle olacağını bilseydik hepsini zât-ı âlilerine tevdi ederdik. Fakat…

Bâki muvazzıh cevaplarınızı intizâr eder ve ellerinizden tekrar hürmetle öperim efendim hazretleri

25 Eylül 1927

Duâcınız

Aksekili”

ELMALILI’NIN YAZDIĞI CEVAP

“Fazıl evlad

Dün Erenköy’den İstanbul’a nakl ettim. Bu gün de 25 Eylül 1927 tarihli bir mektubunuzu aldım. “Dost bîpervâ felek bîrahm devrânbî sükûn” dedim. ‘İtâb ve endişeden bahsediyor Akif Bey’den ve maksadından suâl ediyorsunuz. Nezd-i ‘âcizânemde Akif’in sûre-i En’âm nihâyetine kadar gönderdiği yedi buçuk cüzlük tercüme mevcuttur. Fakat bu yaz mütebâkisini göndermedi. Bidâyeten gönderdiği bir mektupta: “Henüz bu tercümeler taslaktır, on onbeş cüz sonra meslek-i muhtâr-ı yakîn edecek, tercümelerin ve tefsir kısmının Naîm Bey’den başkasının görmesine râzı değilim. Tam gayr-i tam birçok tercümelerin mevcut olduğunu biliyorum, intihal ederler sonra da bizi müntahil olmakla töhmetli gösterirler. Tabi Aksekili Hamdi Efendi hocanın isti’câline de bakacak değiliz, biz vüs’umuzu sarf etmiş olduğumuz kana’atini kendimizce hâsıl etmeden eseri ortaya çıkaracak veyahut mahalline teslim edecek değiliz öyle değil mi?” diyordu. Ben hayır cüz cüz teslim edeceğiz, bu hem mukâvele îcâbı hem de benim ihtiyaç ve zaruretim muktezâsıdır demiş idim. Fakat yazdığım mektubu îsâl edemedim ve kendisiyle de muhâbere etmiyorum. Bi’l-vâsıta edindiğim ma’lûmâta göre Akif orada âsûde bir fikir ile çalışabildiği için bir an evvel bitirebilmek üzere hitamına kadar kalacakmış, bitirdikten sonra i’timât ettiği zevâtın nazar-ı tenkitlerine de arz edecek ve ba’dehu takdim eyleyecekmiş. Başkaca bir maksat perverde ettiğine veyahut ahdini îfâ etmeyeceğine dâir bir his ve fikrim yoktur. Yalnız ortada bir hakikat var ki o da tek başıma mesul olarak kalmam ve bu babta kendisinden hiçbir mu’âvenete mazhar olmadığım gibi bu yüzden pek çok zahmetlere giriftâr olmuş bulunmamdır. Şimdi anlıyorum ki bir buçuk seneden beri geceyi gündüze katarak ve her türlü zaruret ve müzâhama ve yanlızlığa katlanarak, takdim etmekte olduğum ve bu güne kadar altı cüze iblağ ettiğim eser mucib-i tatmin olmamıştır. Şüphe yok ki Reis Efendi hazretlerinin hakk-ı ‘âcizânemdeperverde ettiği teveccühâta karşı böyle endişeli bir vaziyette bulunmuş olmam son derece mûcib-i mahzuniyetim olacağı tabiidir. Ben bunlara meydan bırakmamak için beş altı ay evvel tab’a başlamak meselesini size yazmış idim. Zan ediyorum ki ben halden anlar bir insanım, bunun için eser bitmeden evvel tab’ı cihetine gidilmemek mukarrarât-ı esâsiyeden olduğu halde her türlü kîl ü kâl ihtimâlini kat’ etmek üzere tab’ına teşebbüs suretine râzı oldum. Gerçi bunun her halde iyi bir şey olacağına hüküm etmiyorum. Fakat mahzurda görmez oldum. Akif’in rızâsınıistihsâl etmek üzere muhâberede edilebilirdi. Ve yine edilebilir. Ancak bu da yalnız bana tahmil edilmemelidir.”

HABERE YORUM KAT

1 Yorum