M. Nedim Hazar

M. Nedim Hazar

Yazarın Tüm Yazıları >

Dil yarası

21 Temmuz 2011 Perşembe 03:12A+A-

Sanırım en ciddi meselelerimizden biridir dil problemimiz.

Yanlış anlaşılmak istemem, yabancı dil, anadilde eğitim vs. değil kastettiğim şey. Kullandığımız dil ve bu dilin artık hastalık derecesinin neredeyse tedavi kabul etmez boyuta ulaşması.

Bu hastalığı yıllar yılı devletin dilinde gördük aslında. Yabancı olduğumuz bir marazi durum değil bu dolayısıyla. Kendilerinden başka herkesi bu toplumun düşmanı olarak gören, dört bir yanı düşmanlarla kuşatılmış paranoyak bir dil kullandı paradigma. Bunu yarım asırdan fazla yaptı. Neticede bu hastalıklı dilin hastalıklı partileri, hastalıklı üniversitesi, hastalıklı yargısı, hastalıklı yarı-aydın zümresi oluştu.

Kullanımı çok kolay bir dildi bu. Misalen; düşman üretmek bu dil için iş bile değildi. Bir çırpıda üretebiliyordunuz düşmanı. Kahramanı da öyle! Merhameti, vicdanı filan da çok yoktu... Dolayısıyla çok rahatlıkla zulüm yapabiliyor, standart üretebiliyordu. Son yıllarda koparılan bunca fırtınanın sebebi biraz da, bu hastalıklı dilin tedavi yönüne gidilmesindendir.

Bu dil kendisine kontra dilleri de üretti. Terör bu marazi lisandan dolayı neşv ü nema buldu örneğin. Bu dilin sağladığı mikrobik ortamdan beslendi, büyüdü, palazlandı.

Ve her zaman olduğu gibi terörün dilinde akıl ve mantıktan ziyade silah ve kan vardı en çok. Ve daha bir dolu alt dil kümesi oluştu.

Görünen o ki, bugün Kürt davasına hizmet ettiğini ileri süren siyasi kitlenin kullandığı dil de, vaktiyle devletin kullandığı hastalıklı dilden çok farklı bir şey değil. Bir tür simetrisi adeta!

BDP'nin genel itibarıyla kullanmaktan çekinmediği, çekinmek ne kelime, haz aldığı bu dilin açtığı yaraları, bu yaralardan akan kanı geçmiş deneyimlerden çok iyi biliyor bu millet. Dolayısıyla başta kendileri olmak üzere kimseye milim faydası yoktur.

Oynanan bu 'özerklik' oyunu, diyelim ki tutsa, diyelim ki özerk, hatta bağımsız bir yapı oluştursa ilk başta Kürt halkı inim inim inleyecektir bu dilin altında. Maalesef görünen manzara budur. Hiç öyle kızıp parlamaya, esip tehdit etmeye gerek yoktur. Özgürlük ve demokrasiden ziyade faşist yapılardan argüman dilenen bu dil ile bir kesimin 'kurucu felsefe' diye cilalayarak servis yaptığı dil arasında fark yok, benzerlik çoktur.

Dahası, terörü yedeğine alarak hakimiyet kurulmaya çalışılan bu dil, yedeğinde bol miktarda kan ve gözyaşı da taşımaktadır. Ülkeye çok büyük maliyetlere neden olan bu dilin tam da tedavi edilmeye başlandığı, tedavülden kaldırılmaya çalışıldığı bir dönemde, bu dilin ettiklerinden yıllar boyu çekmiş bir toplumun temsilcisi iddiasındakilerin aynı dili tercih etmesi hayrete şayandır. O kadar ki, yıllar boyu 'devlet Öcalan'ı muhatap alsın' diyenlerin, bizzat kendilerinin muhatap almayacağı bir noktaya kadar götürmektedir.

Cumhuriyet döneminin en ağır ve tehlikeli yaralarından biri olan 'dil yarası'nın toplumu götürdüğü nokta ne yazık ki, hiç de hayırlı bir nokta olmuyor. Dün köylüye dışkı yedirten, küçücük bebekleri terörist diye kurşunlatan bu dil, bugün öğrenci yurtlarını ateşe verebiliyor, intihar bombacılarını yüceltiyor, asker çocukları yakabiliyor. Ve dün tüm bunlar, devletin bekası için yapılırken, bugün ise Kürtlerin özgürlüğü, huzuru, barışı için yapıldığı söyleniyor. Böylesi bir yaranın sosyal bedende neden olduğu komplikasyonların haddi hesabı yoktur sevgili okur. Birinci ve en önemli etkisi, devletin tam terk etmeye başladığı eski dili tekrar hatırlamasıdır. İkincisi, özellikle toplumda karşılık bulan sahici barış ve kardeşlik taraftarlarını da vurmasıdır. Başta karşıt siyasi görüşler olmak üzere, siyasetin tüm dilinin aynı hastalığa yakalanma riski yüksektir.

Şarkı boşuna söylemiyor; 'Dil yarası, en acı yara imiş!"

ZAMAN 

YAZIYA YORUM KAT