1. YAZARLAR

  2. M. HASİP YOKUŞ

  3. De ki: ‘Allah’la, O’nun âyetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?
M. HASİP YOKUŞ

M. HASİP YOKUŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

De ki: ‘Allah’la, O’nun âyetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?

02 Temmuz 2026 Perşembe 17:16A+A-

Din ile alay edenlerin yeni bir şey yaptığını zannetmeyin. Dinin kutsallarına yönelik saldırılar, insanlık tarihi kadar eskidir. Dün şiirle, hicivle ve iftirayla yürütülen bu saldırılar; bugün karikatür, mizah ve sanat gibi farklı isimler altında sürdürülmektedir. Dolayısıyla Allah'a, Kitab'a ve Resûl'e yönelen saldırılar, her ne ad altında yapılırsa yapılsın, bireysel bir edepsizlik ya da sıradan bir mizah denemesi değil; hak-batıl mücadelesinin farklı tezahürleridir.

Nitekim Hz. Peygamber (sav), daha risâletinin ilk günlerinden itibaren başta amcası EbûLeheb olmak üzere birçok kişinin hakaret, alay ve iftiralarına maruz kalmıştır. Aynı şekilde Kur'ân-ı Kerîm önceki peygamberlerin ve onlarla birlikte iman edenlerin kendi kavimleri tarafından küçümsendiğini, alaya alındığını ve türlü saldırılara uğradığını haber verir.

Andolsun, senden önce de birçok peygamber alaya alınmıştı da onlarla alay edenleri, alay ettikleri şey kuşatıp mahvetmişti.” En’am 6/10

Yakın tarihimizde Salman Rüşdi, Charlie Hebdo gibi kişilerin provokasyonları hafızalarda tazeliğini korumaktadır.  Hülasa Deniz Göktaş gibiler ilk değil, son da olmayacaktır.

Modern dönemlerde Aydınlanma hareketiyle birlikte Batı’da bir furyaya dönüşen dini değerleri aşağılama hadsizliği; uzunca bir süreden beri sadece İslami değerlere saldırıya evirilmiştir.

Mizah amacıyla olsa bile İslami değerlere dil uzatarak milyonlarca Müslümanı incitmeye kimsenin hakkı ve haddi olmadığı bir yana; ifade özgürlüğü ve kutsal değerlere hakaretin çerçevelenme şekline bakıldığında da büyük bir çelişki ve tutarsızlık dikkat çekmektedir.

Örneğin bugün Batı dünyasında antisemitizm yasaları ve nefret söylemi düzenlemeleri son derece hassas biçimde uygulandığı için Yahudilik veya başka dinler hakkında rahatça konuşulamıyorken söz konusu İslam olduğunda yapılan saldırılar “düşünce özgürlüğü” ambalajıyla meşrulaştırılmak istenmektedir.

Aynı şekilde ülkemizde söz gelimi Türklüğe, Atatürk’e veya Aleviliğe yönelik bir hakaret sebebiyle ortalığı ayağa kaldıranlar; İslami değerler veya bu değerlere yapılan saldırılara tepki gösteren Müslümanlar söz konusu olduğunda birden bire özgürlük, anlayış ve hoşgörü havarisi kesilmektedir.

Hatırlayınız, 97 yılında dönemin Adalet Bakanı, Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık eylemi için “mumsöndü oynuyorlar” deyince; bugün Müslümanlara hoşgörü, anlayış ve metanet tavsiyesinde bulunanlar,  elbirliğiyle hayatı neredeyse durma noktasına getirmişlerdi.

Müslümanların kendi kutsallarına yönelik saldırılara karşı haklı tepkilerini “kriminalize” etmeye çalışan bu laik ideolojik odaklar; örneğin 5816 Sayılı Atatürk’ü Koruma Kanunu’nun kaldırılmasına hiçbir şekilde rıza göstermezler.

Yanlış da anlaşılmasın. Bunları ifade ederken; ‘o halde biz de onların kutsallarına hakaret edelim’ amacını taşımıyoruz. Zira dinimiz başkalarının kutsallarına hakaret etmeyi yasaklamıştır:

Onların, Allah’ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah’a söverler.” En’am 6/108

Burada Müslümanın temel sorumluluğu, izzetini muhafaza ederek hakkın şahitliğini yapmaktır. Bu, adaletle davranan, hikmetle konuşan, ahlaki üstünlüğü elinde tutan, fakat aynı zamanda Allah'ın dinine yönelen hakaret karşısında tavrını açıkça ortaya koyan erdemli bir duruştur.

Sadece inanç konusuyla ilgili de değil. Etnisite, cinsiyet, meslek, sağlık engeli veya farklı yaşam biçimleri hakkında konuşurken de Müslümanların kullandıkları dile özen göstererek; kırıcı, incitici, tahfif edici bir dilden sakınmaları gerekiyor. Aslında bu hassasiyetleri gözetmek için Müslüman olmak da gerekmiyor. İnsan olmak yeterlidir.

Şu hususun altını yeniden çizmekte fayda var: Efendimiz Hz. Muhammed (as) kendi şahsına yönelik hakaretlere gösterdiği müsamahayı, söz konusu dini değerler olduğunda asla göstermemiştir. Dolayısıyla biz de kendi değerlerimize, inancımıza, kutsallarımıza yönelik hakaret ve aşağılamalara müsamaha göstermeyeceğiz.

Müslümanlar açısından mesele duygusal bir incinmişlik meselesi değildir. Çünkü İslam'ın mukaddesatı, müminin kimliğini ve varlık tasavvurunu inşa eden temel referanslardır. Bunlara yönelen saldırılar karşısında gösterdiği tepkişahsi öfkesi adına değil; Allah'ın dinine karşı taşıdığı emanet bilinci sebebiyledir.

Ayrıca bu densizliklerin düşünce özgürlüğü, sanat, mizah gibi kılıflarla savunulması kimseyi yanıltmasın. Bunları savunan kesimler bellidir ve bunların İslam’la bir ilgileri yoktur.

Şâyet kendilerine (niçin alay ettiklerini) sorsan, ‘Biz sadece lâfa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk’, derler. De ki: ‘Allah’la, O’nun âyetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz? Hayır, boşuna özür dilemeyin! Çünkü siz, iman iddianızdan sonra küfrünüzü açığa vurdunuz.” Tevbe 9/65-66

Bu seküler ideolojik elitler, aynı zamanda, Müslümanların mukaddesatına saldırı sonrasında gördükleri tepkiler karşısında “mağdur” rolünü iyi oynayacak kadar da pişkindirler.

Şeytan ve dostları hiçbir zaman silahlarını ellerinden düşürmemiş, saldırılarını farklı şekillerde sürdürmüşlerdir. Bu savaşın yöntemi ve kullandıkları silahlar bazen değişse de bu mücadele hiçbir zaman durmamıştır.

Sonuç olarak; Musa’lar, İbrahim’ler, Muhammed’ler var oldukça; Firavunlar, Nemrutlar ve Ebu Cehiller de hep var olacaktır.

Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki Allah nurunu tamamlayacaktır. Kâfirler istemese de...” Saf 61/8

YAZIYA YORUM KAT