1. YAZARLAR

  2. ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

  3. Buhari ve Müslim’in Sahihlerinde Üç Tür Hadis Çeşidi - 2
ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

Yazarın Tüm Yazıları >

Buhari ve Müslim’in Sahihlerinde Üç Tür Hadis Çeşidi - 2

01 Haziran 2020 Pazartesi 12:07A+A-

Rahman ve Rahim olan Allah’ın  adıyla. Yüce Allah’a hamd resulüne selam olsun. Bundan önceki yazımızda Buhari ve Müslim’in sahihlerinde çok genel bir tasnifle üç tür hadis çeşidinin olduğunu ifade etmiştik.  Bunlar şunlardı:

a-) Kur’an ve mütevatir sünnetle tam bir uyum içinde olup, akla da aykırı olmayan rivayetler.

b-) Kur’an, mütevatir sünnet ve sarih akla uygun veya zıt olduğu gerekçesiyle (metin açısından) hemen kabul veya ret edilemeyen rivayetler. 

c-)Kur’an, Mütevatir sünnet veya akla kesin bir şekilde aykırı olan rivayetler.

Geçen yazımızda birinci kısma giren rivayetlerden örnekler vermiş ve sünnetin bilinmesinde ufuk açıcı güzel hadislere tanıklık etmiştik. Şimdide ikinci kısma giren rivayetleri görelim.

b-) Kur’an, mütevatir sünnet ve sarih akla uygun veya zıt olduğu gerekçesiyle (metin açısından) hemen kabul veya ret edilemeyen rivayetler. 

Bu kısma giren rivayetler için çok kesin şeyler söylemek, birinci kısımda ele aldığımız ve üçüncü kısımda ele alacağımız rivayetler kadar kolay değildir. Zira rivayetin kendisi, Kur’an, mütevatir sünnet veya aklın açık hükümleri doğrultusunda kabul veya reddetmemize imkân sağlayacak bir metin özelliğine sahip değildir. Bunu rivayet örnekleri üzerinde açalım. Ebu Hureyre (r.a.)’den: Resulullah (s.a.v.); “Şüphesiz Allah sizlerin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Lakin kalplerinize ve amellerinize bakar”, buyurdu. Bu rivayeti gördüğümüzde senedi sağlamsa onaylarız. Zira Kur’an’ın “Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve 'birbirinizi tanımanız ve tanışmanız' için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk, renk, soy ve servetçe değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, haber alandır.” Ayeti ve benzeri ayetler ile aklın açık hükümlerine uyumluluğu ortadadır. Dolayısıyla bu rivayetin senedinde sorun yoksa metin açısından da uygun düştüğü için hadisin sıhhatli olduğunu kabul etmekte tereddüt etmeyiz.

Aynı şekilde şu rivayete bakalım; Hz. Aişe (r.a.)’den: Resulü Ekrem (s.a.v.), Ensar’dan bir küçük çocuğun cenazesine çağrıldı. Bunun üzerine ben: ya Resulullah, bu çocuğa ne mutlu, o cennet serçelerinden bir serçedir. Zira o kötülük işlemedi ve kötülük işleyecek çağa erişmedi, dedim. Resulullah (s.a.v.): “Ya Ayşe, bundan başka sözün yok mu? Şüphesiz Allah, cennet için bir ahali yarattı ki, onlar babalarının sülbünde iken Allah onları cennetlik yaratmıştır. Ve keza Allah cehennem için öyle bir ahali yaratmıştır ki, onlar henüz babalarının sülbünde bulunurken, Allah onları cehennemlik yaratmıştır, buyurdu.” Bu rivayeti gördüğümüzde de, bu rivayetin bu şekliyle asla sahih olamayacağını rahatlıkla anlayabiliyoruz. Zira bu rivayet Kur’an’a, akla ve temiz fıtrat sahiplerinin kabul ettiği, evrensel ahlaki ilkelere açık bir şekilde ters düşmektedir. Nasıl ki üç yaşında bir çocuğun herhangi bir insan tarafından işkenceyle öldürülmesi kabul edilmezse, ayni şekilde böyle bir çocuğun cehenneme atılma ihtimalinin kabul edilmezliği de açıktır. Nitekim “Gerçek şu ki, (mutlak adalet ve hakkaniyetle hükmeden ve asla zulüm etmeyen) Allah zerre ağırlığı kadar bile haksızlık yapmaz. Eğer (Bu ağırlıkta) bir iyilik de olursa, onu kat kat kılıp arttırır ve Kendi katından (ayrıca) pek büyük bir ecir verir. ” buyrulmuştur.

İşte ikinci kısma giren rivayetler, bu şekilde İslam’ın açık ilkelerinden hareketle hemen karar vermemize imkân vermeyen rivayetlerdir. Şimdi böyle olan rivayetlerden örnekler verelim.

Ebu Hureyre (r.a.)’den rivayet edilmiştir: Huzeyl (kabilesinden) iki kadın döğüştü. Bu kadınların biri, diğerine taş attı. (taş atan kadın, diğer) kadını ve karnındaki cenini öldürdü. Daha sonra (ölen kadının ailesi ile öldüren kadının ailesi, diyet meselesini,) peygamber (as.)’a getirdiler. Nebi(as.), ceninin diyetinin (tam bir diyet bedelinin onda birinin yarısına ulaşacak erkek ) bir köle, bir cariye olduğuna hükmetti. (ölen) kadınınn diyetini de öldüren kadının asabesi (erkek akrabaları) üzerine hükmetti.”

Ebu’z- Zübeyrden: Ben, Cabir (r.a.)’e köpek ve kedi (satışından alınan )parayı sordum? Resulullah (as.); “bundan men etti” diye cevap verdi. Bu rivayetin metni içtihada açıktır. Zira eğitilen köpekler (çoban, av veya bahçe köpeği)için bunu söylemek çok kolay değildir. Nitekim bazı âlimler av ve bekçilik için eğitilip satılan köpeklerin ücreti için ruhsatın olduğunu ifade etmişlerdir. 

Başka örneklere bakmaya devam edelim; Rafi b. Hadic (r.a.)’tan, Nebi (as.) şöyle buyurdu: “köpek parası pistir, fuhuş yoluyla elde edilen para pistir, kan alıcının (hacamat edenin) kazancı da pistir.”  Farklı bir rivayette ise, tamamen tersi aktarılıyor: ibni Abbas (r.a.)’dan: Beyada oğullarının bir kölesi, Nebi (as.)’dan kan aldı. Akabinde peygamber (as.) onun ücretini verdi ve efendisi ile konuştu da o kölenin vergisinden bir miktar azalttı. Eğer ücret vermek haram olsaydı, Nebi (as.) o kimseye ücret vermezdi. Bu rivayetlerden dolayı bu konuda mezhepler arasında ihtilaflar oluşmuştur.

Ebu Minhalden: Şerik bana (ödeme vadesi) hacc mevsimine kadar yahut hacca kadar veresiye olarak bir gümüş satmıştı. Müteakiben bana gelip durumu haber verdi. Bende: Bu uygun olmayan bir iştir, dedim. Şerik: Ben onu çarşıda sattım. Hiç kimse de benim bu şekildeki satışımı kötü görmedi, dedi. Bunun üzerine, Berra b. Azibê gidip, bunu ondan sordum. Berra’da: “ Nebi (as.) Medine’ye geldiğinde biz bu çeşit alış verişi yapıyorduk. Bunu görünce Nebi (as.): Elden ele peşin olursa onda bir beis yoktur. Veresiye olana gelince, işte o ribadır” buyurdular. Sen Zeyd b. Erkam’a git, çünkü o, benden daha büyük tüccar idi, dedi. Akabinde ben Zeyd’e geldim ve bunu kendisinden sordum, Zeyd de aynısını söyledi.

İbni Abbas (r.a.)dan: Nebi (as.) ticaret malı getiren süvarilerin (Pazar haricinde) karşılanmalarını ve şehirlinin, bedevi (köylü) namına malını satmasını nehyetti. Ravi Tavus der ki: Bunun üzerine ben ibni Abbas’a: “şehirli, bedevi hesabına malı satmasın” sözünün anlamı nedir? Diye sordum. İbni Abbas: “Şehirli, bedeviye simsar olmasın, (demektir)dedi.

Ensardan Rafi’ b. Hadic (r.a.)den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Biz Medine’de halkının arazi cihetiyle en çoğu (ve en zengini) idik. Tarlalarımızın bir kısmı (n mahsulü) sahibi arza aid olarak kiralardık. (Rafi) devamla der ki: “ kâh bu parça afet-zede olurdu da tarla(nın işçiye ait olanı afetten) masun bulunurdu. Bazı defa da (aksine asıl) tarla musap olurdu da mal sahibine ait olan kısım masun kalırdı. Bunun üzerine tarlayı (bu şekilde kiraya vermekten) nehiy olunduk. O zaman altın ve gümüş(ile kira âdeti) de yoktu.

İbni Abbas (r.a.)’dan rivayet olunduğuna göre, Nebi (as.): (tarlayı) kira (ya vermek)’ten nehyetmemiştir. Fakat sizden birinizin, tarlasını ziraat için (din) kardeşine (karşılıksız) vermesi, kendisi için o arazi mukabilinde muayyen ücret almaktan hayırlıdır, buyurmuştur.

İbni Ömer (r.a.)den, Nebi (as.)’ın çocuk başının bir kısmının saçını tıraş edip bir kısmının bırakılmasını nehyettiğini işittim, dediği rivayet olunmuştur.

Abdullah b. Abbas (r.a.)’tan rivayet edilmiştir: “Resulullah (a.s.), ölmüş bir koyunun yanında geçerken: - onun derisinden faydalansanız ya! Buyurdu. (oradaki sahabeler)- ‘Bu koyun kendiliğinden ölmüştür’ dediler. Nebi (a.s.): ‘(ölmüş hayvanın) ancak etini yemek haramdır’ buyurdu.

Abdullah b. Ömer (r.a.)’dan rivayet edilmiştir: “Nebi (a.s.) şiğar’ı yasaklamıştır. Şiğar; aralarında mehir olmamak üzere bir kimsenin, kızını başkasına, o da kızını kendisine vermek şartıyla evlendirmesidir.”

Yukarıya aldığımız ikinci kısım rivayet örneklerine baktığımızda, kavga sebebiyle ceninin ölmesi durumunda, diyetin gerekip gerekmediği, gerekiyorsa ne kadar gerektiği, veresiye gümüş satmanın riba olup olmadığı, şehirlinin köylüye simsar olmasının doğru olup olmadığı, ölmüş hayvan derisini kullanmanın, haram olup olmadığı ve benzeri hususlarda karar vermek, 1 ve 3. kısma giren rivayetler kadar kolay değildir. Bu durum, bu tür rivayetler için hiçbir şekilde karar veremediğimiz şeklinde anlaşılmamalıdır. Sadece bu rivayetler Kur’an’ın ve sarih aklın ilkelerine göre hemencecik netleştirebileceğimiz rivayetler değildir. Nitekim köpeğin kabı yalamasından, köpeğin satılıp satılamayacağına, kişinin velisinin izni olmadan evlenip evlenememesinden, nikâhın şahitsiz olup olmayacağına, arazilerin kiralaması şeklinden, ürünlerin satış şekline varıncaya kadar âlimlerimizin ihtilaf etmelerinin bir nedeni de rivayetlerin bu tür özelliklerindendir. Bunların sadece ahkâm ile ilgili konular olduğu da düşünülmemelidir. Zira aynı durum faziletler, tıp, rüya, kader, yaratılış ve benzeri hususlarda da geçerli olabilir. Örneğin çocuğun cehenneme gireceğine dönük bir rivayeti temel ilkeler açısından kesinlikle reddederiz, ama sadakanın ömrü uzatıp uzatmaması ile ilgili bir rivayeti ise aynı kolaylıkla kabul veya ret edemiyoruz. Aynı şekilde patlıcanın her derde deva olduğuna dönük bir rivayeti kolaylıkla reddederiz. Ama örneğin “Şu bitki çeşidinde insan için faydalar vardır” şeklinde gelen bir rivayeti aynı kolaylıkta kabul veya reddedemeyiz. Bu nedenle âlimlerimiz, bu tür rivayetlerin isnat zincirinin sağlam olup olmadığına, metninin Kur’an’a, mütevatir sünnete, sahabenin aktarılan hususlara dönük uygulamalarına, akli ilkelere ve benzeri hususlara ters düşüp düşmediğine bakarak karar vermişlerdir. Nitekim âlimlerimiz, bu rivayetleri kendi usullerince uygun rivayetlerse kabul etmiş, uygun bulmamışsa reddetmişlerdir. Bundan dolayı Ebu Zehra bu konuda şunları söylemektedir; “Şafii, Ahmet, ve onlardan sonra gelen zahiriye fukahasını bir tarafa bırakırsak, görürüz ki sahabe asrından başlayarak, içtihat asırlarına kadar bütün fukaha Kur’an’dan veya meşhur hadislerden aldıkları, kendi yanlarında sabit usullere muhalif olan haberi vahitleri bırakmışlar ve onların Hz. Peygamber’e nispetini kabul etmemişlerdir.” 

Dolayısıyla bu tür rivayetlerin durumu, konunun uzmanları olan âlimlerin tetkiklerinin sonucunda ancak anlaşılır ve netleşir.

Sözlerimizin sonu Yüce Allah’a hamdtir. Rabbimiz! Kereminle hakkı hak görüp tabi olanlardan, batılı da batıl görüp ondan korunanlardan eyle. Yine bizlere, İzzeti yanlış yerlerde değil, senin indinde bize izzet kazandıracak şeylerde aramayı nasip buyur. Şüphesiz senin rızanı kazanıp, dostun olmaktan daha büyük şeref, onur ve mükâfat yoktur.

YAZIYA YORUM KAT

4 Yorum