1. YAZARLAR

  2. Murat Belge

  3. Böyle bir 19 Mayıs
Murat Belge

Murat Belge

Yazarın Tüm Yazıları >

Böyle bir 19 Mayıs

22 Mayıs 2012 Salı 19:38A+A-

“Yeni tip” bir 19 Mayıs geçirdik. 19 Mayıs’ın “yeni” olmasına karşılık, Kemalist-milliyetçiler “eski” davranış biçimleriyle tepki verdiler. “Saygı duruşu” yok diye sinir krizi geçirmek, bir anda, elindeki çiçek demetini kırbaç türünden bir âlet sanmak gibi davranışlarla, olay çıkarmak üzere ellerinden geleni yapmakla, bir süredir devam eden bu cinnetin yeni örneklerini verdiler. Çok şaşılası bir durum değil. O kesimin yoluna böyle devam edeceği de çoktan beridir belli.

Şimdiye kadar kaç kere yazmışımdır; bir daha tekrar edeyim. 19 Mayıs günü, Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’nın başlangıç tarihi olarak kabul ediliyor ve onun için de “bayram” oluyor, kutlanıyor. Yani, Mustafa Kemal Atatürk Samsun’a “ayak basıyor” ve Kurtuluş savaşı başlıyor. Böyle mi, olay?

Böyle değil.

Bir toplumun bir “kurtuluş savaşı”na hazırlanmasının evreleri olarak görülecek çok sayıda irili ufaklı olay ve girişim var aslında. Toplum bu enerjiyi ve bu eğilimi üretemese zaten herhangi birinin herhangi bir yere “ayağını basmasıyla” bir mücadele, bir direniş başlamazdı. Başlayamaz.

Bu irili ufaklı girişimlerden biri Erzurum Kongresi’dir. Pek “ufak” da sayılmayacak bir olaydır –yani, örneğin Amerika’nın 1774’teki “Continental Congress”i gibi olmayabilir; ama 56 delegenin (çeşitli Doğu illerinden geliyorlardı) katıldığı bir toplantıydı. Hazırlığında ve örgütlenmesinde Mustafa Kemal’in payı olmadığı için hem olmasını istemediği, hem de katılmadan edemediği bu kongrenin Kurtuluş Savaşı’nı başlatan ilk önemli olay olduğu açıktır. Mustafa Kemal’in kendi inisiyatifini vurgulamak için düzenlediği Sivas Kongresi’nde katılım 38 kişiyle sınırlıydı.

Daha sonra, Nutuk’ta, Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşı’nın Mustafa Kemal versiyonunu yazdı ve kendinden ve yanında durduğuna inandığı üç beş kişiden başka herkesin süreç içindeki rolünü, payını, katkısını küçülttü. O zamandan beri biz Kurtuluş Savaşı’nın bu anlatısını tek doğru anlatı olarak kabul etmiş ve benimsemiş durumdayız.

“Milliyetçi” olmak... Bir mücadele verilmişse, buna ne kadar çok insan katılmışsa, bir milliyetçi o kadar sevinmez mi? İşgal altında olmayan kentlerden şu kadar insanın yola düşüp memleketin kaderinin ne olacağını görüşmek üzere Erzurum’a gelmesi, bir kişinin Samsun’a gelmesinden daha anlamlı bir “millî olay” değil midir? Şüphesiz öyledir. Ama Kemalist milliyetçilik, böyle bir milliyetçilik değildir.

Kemalist milliyetçilik “kişi-kültü”nden ayrılamaz. Bunun başlıca nedeni de, altı okun birine rağmen, halka karşı duyduğu açık güvensizlik ve yarı gizli sevgisizliktir. “Ulu önder”in ölümünden yetmiş küsur yıl sonra içinden hâlâ AKP’yi çıkaran ve iktidara getiren bu halka elbette güvenemez ve böyle bir halkı elbette sevemezsiniz. Böyle bir halkın kendi başına herhangi bir iş becereceğine elbette inanamazsınız.

O zaman siz de “Tek Adam” diyeceksiniz. “Ulu önder”in doğumunun yüzüncü yılını 12 Eylül rejimi altında kutlamış, her yere “Atatürk yüz yaşında” yazmıştık. Bunu üstünden de 31 yıl geçti. Yani 131 yıldır Atatürk’ün dengi ne demek, onun yanına yakışabilecek tek bir kişi çıkaramamış bir milletin milliyetçisi olacaksınız.

Dünyaya, tarihe, hayata bu gözle bakan insanların “bayram”dan ne anladıkları, anlayacakları da bellidir. Bu bayramların biçimi, içeriği, Mussolini’nin İtalya’sında, Hitler’in Almanya’sında, Stalin’in Rusya’sında, Mao’nun Çin’inde ve buna benzer çeşitli yerlerde belirlenmiştir.

Böyle yerlerde, 19 Mayıs’ın kendisinden 93 yıl sonra “stadyumda” gösteri yapan kızların eteklerinin kaç santim olacağının tartışılıyor olmasında da şaşılacak bir şey yoktur.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT