Borçla tüketmek, alacakla biriktirmek: ontolojik bir iflasın anatomisi
Kapitalizmin Önlenemez Çöküşü –6
Özet
Modern kapitalist düzen, tüketimi borçla, birikimi ise alacakla örgütleyen asimetrik ve tefeci bir yapı üzerine kuruludur. Bu makale, borçlanan kitlelerin bugününü kurtarmak adına geleceğini ipotek etmesi ile alacaklı seçkinlerin üretim süreçlerine temas etmeden servet konsolide etmesi arasındaki kopuşu inceler. Bu düzenin sürdürülemezliği, yalnızca ekonomik bir kriz değil; zaman, emek ve insan haysiyeti üzerinde kurulan bu asimetrik tahakkümün matematiksel ve toplumsal sınırlarına dayanmasından kaynaklanmaktadır.
Zamanın Parçalanması: Borçlu ve Alacaklının Zamansal Rejimi
Kapitalist ekonomideki en derin yarılma, bireylerin tabi olduğu zamansal rejimlerde ortaya çıkar. Borçlanan ve alacaklı olan kesimler aynı fiziksel dünyada yaşasalar da farklı kronolojik gerçekliklere hapsolmuşlardır. Borçlu, henüz doğmamış olan "geleceğini" bugünden harcayarak hayatını idame ettirir; yani o, geleceğinden çalınmış bir şimdiki zamanda yaşar. Alacaklı ise bugünkü artı-değerini geleceğin üzerinde bir tahakküm aracına dönüştürerek "zamanı satın alır." Bu noktada zaman, tarafsız bir akış olmaktan çıkıp, güçlünün zayıfı mülksüzleştirdiği bir silaha evrilir. Borç, bireyi sadece finansal olarak değil, ontolojik olarak da köleleştirir; çünkü borçlu için gelecek, bir umut alanı değil, yalnızca bir geri ödeme takvimidir.
Borçla Tüketme: Geleceğin Şimdiki Zamanda Tüketilmesi
Tüketimin borç mekanizmasıyla genişletilmesi, sistemin yapısal tıkanıklığını aşmak için başvurduğu bir refah illüzyonudur. Reel ücretlerin verimlilik artışı karşısında gerilediği bir düzende, sistem çarklarını döndürebilmek için kitlelere kendi geleceklerini harcatır. Bu durum, kısa vadede piyasaları canlı tutsa da aslında "gelecekteki talebin" bugünden çalınmasıdır. Borçla tüketim, sürdürülebilir bir büyüme değil, bileşik faizle şişen bir erteleme sanatıdır. Örneğin, 20. yüzyılın başında bir işçi kazandığıyla yaşarken, bugün ortalama bir dünya vatandaşı henüz doğmamış çocuklarının emeğini bankalara rehin vererek temel ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Bu, ekonominin büyümesi değil, geleceğin kurutulmasıdır.
Alacakla Biriktirme: Üretimden Kopan Parazitik Servet
Sistemin diğer kutbunda ise birikimi "alacak" üzerinden kurgulayan bir seçkinler sınıfı yükselir. Bu kesim için servet, fabrikadaki üretimden, topraktaki hasattan veya yaratıcı emekten kopmuştur. Servet artık sanal bir hak iddiası, bir "tahsilat bekleyişi" haline gelmiştir. Alacaklı için ideal iklim, riskin toplumsallaştığı ancak kârın özelleştiği bir düzendir. Üretim süreçlerine hiçbir katma değer sunmadan, yalnızca sermayenin zaman içindeki "bekleme bedelini" talep eden bu yapı, ekonomiyi reel bir değer üretiminden ziyade devasa bir kira (rant) toplama mekanizmasına dönüştürür. Bu, üretimin ödüllendirilmesi değil, mülkiyetin kutsanması ve emeğin ikincilleştirilmesidir.
Geleceğin İpotek Sınırı: Matematiksel Kaçınılmazlık
Bu asimetrik düzenin çöküşü kaçınılmazdır çünkü alacaklının kâr iştahı geometrik ve sonsuzken, borçlunun ödeme kapasitesi (yani insanın biyolojik zamanı ve emeği) sınırlıdır. Bir noktada, alacaklıların toplam talebi, dünyanın toplam üretim kapasitesini ve borçluların ömür sınırlarını aşar. Tarihsel borç krizleri, sadece paranın bitişi değil, "geleceğin tükenişidir." Eğer herkes aynı anda alacaklarını tahsil etmek istese, ortada bu alacakları karşılayacak bir fiziksel gerçeklik olmadığı görülecektir. Sistem, bu matematiksel imkansızlığı yeni borç paketleriyle ötelemeye çalışsa da her hamle, patlamanın şiddetini artırmaktadır.
Toplumsal Sonuç: Tüketen Yoksulluk ve Biriken Yoksunluk
Bu kopuşun toplumsal maliyeti, paradoksal bir manzara yaratır: Tüketen yoksullar ve biriktiren yoksunlar. Borçlu kitleler, ellerindeki en son teknolojik cihazlara veya konfor unsurlarına rağmen aslında mülksüzleşmiş ve yarınsız bırakılmıştır. Alacaklı kesim ise toplumsal gerçeklikten kopmuş, sadece rakamların büyüdüğü sanal bir boşlukta birikim yapmaktadır. Ortaya çıkan tablo bir refah toplumu değil; toplumsal güvenin eridiği, siyasal meşruiyetin sadece borç döndürme kapasitesine indirgendiği bir kriz sarmalıdır.
Sonuç: Rasyonalite Maskeli Ahlaki İflas
Borçla tüketmek ve alacakla biriktirmek üzerine kurulu bu uygarlık tasarımı, özünde rasyonel olmayan bir vade kurgusuna dayanır. Sistemin asıl ontolojik tıkanıklığı; rasyonel bir dayanışma ağının koruması altında olması gereken dezavantajlı kesimlerin, pazarın acımasız vade mantığına teslim edilerek borçlandırılmasıdır. Burada karşımıza çıkan mekanizma, yalnızca teknik bir finansal işlem değildir; ötekinin zayıflığını, çaresizliğini ve yarınsızlığını sistematik bir faydaya dönüştürme pratiğidir.
Kapitalizm bu asimetriyi düzeltemez; çünkü sistemin varlık sebebi, insanın yoksunluğunu mülkiyetin büyüme yakıtı haline getirmektir. Modern finans, muhtacın ihtiyacını gidermek yerine, o ihtiyacı faizle paketleyip bir yatırım aracına dönüştürerek toplumsal dokuyu içeriden çürütmektedir. Bu nedenle gelinen nokta, sadece matematiksel bir sürdürülemezlik değil, insan haysiyetinin rasyonelleştirilmiş bir sömürüye rehin verildiği ahlaki bir iflastır. Kapitalizm artık üretimin motoru değil, geleceğin celladıdır. Bu düzen büyüyemez; ancak toplumu daha fazla borçlandırarak ayakta kalabilir. Her gerilim sistemi biraz daha çatlatmakta ve kaçınılmaz büyük kopuşu hazırlamaktadır.




YAZIYA YORUM KAT