1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Ahlaki Seviyesizlik, Zihnî Yetersizlikle At Başı Gidiyor
Ahlaki Seviyesizlik, Zihnî Yetersizlikle At Başı Gidiyor

Ahlaki Seviyesizlik, Zihnî Yetersizlikle At Başı Gidiyor

Yazısında iktidar medyasındaki olumsuz gidişata dikkat çeken Salih Orhan, “Bir söylemin muhatap bulması bazen o söylemin taşıyıcılarının kimliğinden ötürü söylemi güçlendirmeyip aksine zayıflatabiliyor.” diyor.

30 Eylül 2019 Pazartesi 17:10A+A-

Ev Sahibi Karşısında Yavuz Hırsız, Her Durumda Pişkinler

SALİH ORHAN / HAKSÖZ-HABER

İktidar, muktedir olmaya başlayınca ana akım medyayı önce geriletti sonra da ele geçirdi, tam anlamıyla ele geçiremediği basın-yayın kuruluşlarını ise kontrol altına almaya çalıştı. Tarihi İslam’a ve Müslümanlara düşmanlık tarihi olan ana akım medyanın ortadan kaldırılması veya daha doğru bir ifadeyle bugünkü iktidarın eline geçmesi önemli bir gelişmeydi. Ama yeni ana akım medyada el değiştirmenin ötesinde örneğin işleyiş, ahlaki seviye, tutarlılık kaygısı gibi esasa dahil konularda çok da bir değişim gözlemleyemedik. Bunun üzerine bir de Türkiye toplumu olarak son dört yıldır, medya ve propaganda işlerinin iktidar tarafından kendilerine havale edildiği anlaşılan Pelikancılar ismiyle maruf daha dar bir grubu yakından tanıyıp bilme talihsizliğine uğradık.

Bugün geldiğimiz noktada elde edilen kazanımları kaybetmemek için iktidar ve dolayısıyla söze konu zat-ı namuhteremlerin de yer aldığı iktidar sınıflarını her şeye rağmen koşulsuz bir şekilde destekleyebilirsiniz. Ancak mesela kendinizden ödün vererek ortaya koyduğunuz tüm bu susma, görmeme gayreti sizi bu çoğunluğu oradan buradan devşirme ve belki de bundan ötürü bu denli pervasız kadroların hedefi olmaktan kurtarmaya tek başına yeterli olmayacaktır. İktidar cenahındaki aklı başında, ahlaki hassasiyetlerini yitirmemiş herkesin başını defaatle öne eğdiren bu kadro hiçbir şeye aldırmadan ali kıran baş kesen tavırlarıyla bildiklerini okumaya devam edecek gibi görünüyor. Yukarıdan aşağıya belirlenen söyleme iştirak etmemeniz bu yavuz hırsızları harekete geçirmek için yeterli. Yani bu noktada size dayatılan şey “konuşma yasağı değil, söyleme mecburiyeti”. Kendisini de tasfiye etmeden durmayacak olan tasfiye makinesi çalıştırılmış, geri dönüş imkanını ortadan kaldırarak ilerlenen bir yola girilmiş bir kere…

Ahlaki düşüklükleri bir tarafa bu kişiler hangi yetenek ve kabiliyetlere sahip ki kendilerine adeta iktidarın sesi/sözcüsü olma görevi tevdi edilmiş durumda diye soracak olsak şöyle bir manzarayla karşılaşıyoruz: İçeride tasfiye edilecek unsurlara karşı her türlü tetikçiliği yapmakta mahir bir görüntü sergileyen bu aparatçikler iktidarın hakkını dışarıya/düşmana karşı savunma, halkı yönlendirme ve ikna etme süreçlerinde üstlendikleri işleri ellerine yüzlerine bulaştırıyor. Yani ahlaki seviyesizlik, zihnî yetersizlikle at başı gidiyor.

Söylemin Doğruluğundan Önce Söylemi Dile Getirenin Güvenilirliği

İktidar medyasının izlenme, okunma, takip edilme durumu ortada. Dahası propaganda yapan kişiler itibarsız, güven duyulmayan kimseler olunca söylediklerinin halka bir şekilde ulaşması da aslında propagandası yapılan söylemin esas sahiplerinin aleyhine oluyor. Yani bu örnekte olduğu üzere bir söylemin muhatap bulması bazen o söylemin taşıyıcılarının kimliğinden ötürü söylemi güçlendirmeyip aksine zayıflatabiliyor.

Örneğin bu isimlerin büyük çoğunluğu Gülen yapılanmasının güçlü olduğu zamanlarda ateşli bir şekilde Gülen yapılanmasını savunuyordu. Hocaefendi aşağı Hocaefendi yukarı ortalıkta dolaşıyor, Hocaefendileri ne zaman ağlasa onunla beraber ağladıklarını söylüyorlardı, dahası birçoğunun bu yapılanmayla organik ilişkileri vardı. Hükümet-Gülen kavgasında hükümetin ağır basmasıyla beraber müthiş bir manevrayla iktidarın yanında mevzilendiler ve o günden bugüne önlerine geleni FETÖ’cülükle suçluyorlar. Fethullah Gülen’e methiyeler düzdükleri, “Hizmet Hareketi”ni yere göğe sığdıramadıkları tüm gazete yazıları, televizyon programları ortadayken şimdilerde daha önceki hallerine hiçbir açıklama yapma, izah getirme ihtiyacı duymadan Gülen yapılanmasıyle ezelden beri mücadele eden yılmaz savaşçı pozlarındalar. Şimdi kendilerinden başka herkes potansiyel FETÖ’cü, kendileri de bunu ortaya çıkarma görevini üstlenmiş savcı durumunda. Bunun benzeri sayısız tutarsızlıkları, kimlikleri haline gelmiş kirlilikler, düşman belledikleri kişi ve kurumlara karşı her yolu mubah gören aşırılıkları iktidarı destekleyen toplumsal kesimlerin nezdinde bu yapı mensuplarını itibarsız bir konuma düşürüyor. Hal böyleyken iktidarın kendi tabanında dahi güven duyulmayan bu isimlerle diğer toplumsal kesimlerin desteğini elde etmek nasıl mümkün olsun? İktidarı destekleyen sağduyu sahibi kimseler bile ismi Pelikan yapılanmasıyla anılan isimler bir söylem geliştirdiklerinde bu söylemin doğruluğu, yanlışlığından önce hangi hesapla bunun yapıldığını anlamaya çalışıyor. Çoğu zaman sırf ravi sika olmadığı için hiç metnine dahi bakmadan aktarılan rivayetin mevzu olduğuna hükmedilebiliyor.

Neye El Atsalar Yüzlerine Gözlerine Bulaştırdılar

Bu Pelikan çetesi 16 Nisan referandumu öncesi ellerinin altındaki muazzam büyüklükteki medya gücüyle başkanlık sisteminin ülke için ne kadar gerekli olduğunu halka anlatmak görevini üstlendiler, sözüm ona sosyal medya çalışmaları yürüttüler, sonuç? Sonuç, MHP desteğine rağmen kıl payı ile kazanılan bir seçim, İstanbul ve Ankara’da ‘hayır’ oyunun önde çıkması şeklinde oldu. 24 Haziran genel seçimlerinde yine MHP’yle ittifaka rağmen yine kıl payıyla birinci turda biten cumhurbaşkanlığı yarışı ve kaybedilen meclis çoğunluğu… 31 Mart seçimlerinde yaşanılan yenilgi, sonrasında İstanbul seçimlerini yeniletme için verdikleri uğraşlar ve alınan ağır hezimet... Ama tüm bu yenilgilerde büyük rollere sahip ekibin herhangi bir özeleştirisini, sorumluluğu üstlenme anlamına gelecek bir söz veya fiilini duyan, gören var mı? Tam aksine olanca pişkinlikleriyle konuşmaya, onu bunu karalamaya, her konuda ahkam kesmeye devam ediyorlar.

Hedefleri bir gün ülkenin başbakanı, bir gün bir gazeteci veya bir işadamı diğer bir gün bir milletvekili veya bir bakan olabiliyor. Elbette tüm bu makam sahipleri, meslek grupları layüsel bir konuma sahip falan değil. Ancak bu yapı tarafından hedef tahtasına oturtulan isimlerin aleyhlerinde yapılanlar da eleştiri, beğenmeme, değişmelerini istemekten ibaret değil; bunun çok ötesinde bir organize suç örgütü faaliyeti. Daha geçtiğimiz ay önce Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ü, ardından Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ı hedef aldılar. Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’na karşı henüz başbakanlık görevini yürüttüğü 2016 yılında yayınladıkları isimsiz Pelikan bildirisiyle adlarını duyuran bu yapı daha sonra sayısız gazeteci, kanaat önderi ve işadamını hedef tahtasına oturtmuştu. Davutoğlu’cu oldukları gerekçesiyle ya da farklı ithamlarla AK Partili milletvekillerinden yine Aydın Ünal, Mustafa Yeneroğlu gibi isimlere karşı karalama kampanyaları yürüttüler, yürütmeye devam ediyorlar.

Organize suç örgütü faaliyeti diyoruz çünkü mesela tıpkı bir mafya örgütlenmesi gibi yaptıkları icraatları hukuki sonuç doğuracağı için kamuoyu önünde sahiplenmiyorlar ama biz yapmadık da demiyorlar ki cümle âlemin gözü korksun, namları yürüsün. Sadece iki şeyi şiddetle reddediyorlar: -Kabul etmeleri halinde hukuki sonuçla karşılaşma ihtimali bulunan- organize hareket ettikleri ve -yüz kızartıcı suç kapsamında değerlendirdikleri için olsa gerek- yaptıkları işlerden çıkar devşirdikleri iddialarını.

Resulullah, kendisinden aktarılan bir rivayette “İnsanların peygamberlerden öğrendikleri sözlerden biri de: ‘Utanmadıktan sonra dilediğini yap!’ sözüdür.” (Buhârî, Enbiyâ, 54; Ebu Dâvûd, Edeb, 6) diye buyuruyor. Dağdan gelip bağdakini kovarken aynen böyle yapıyorlar; utanmıyorlar ve dilediklerini yapıyorlar. Kavgada yumruk sayılmaz mantığıyla her türlü rezilliğe başvururken de böyle yapıyorlar; utanmıyorlar ve dilediklerini yapıyorlar. Her başarısızlıktan sonra başarısızlığın esas müsebbipleri arasında kendileri olmasına rağmen kendileri dışında herkesi okka altına götürüp günah keçisi ilan ederken de utanmadıkları için dilediklerini yapabiliyorlar. Tabii ki bunu öz güçleriyle değil kendilerini istihdam eden patronlarının gücü sayesinde ve nispetinde yapıyorlar. Rüzgar farklı yönden esmeye kalkarsa bu isimlerin yarın öbür gün başka patronların elinde ne tür hizmetlere koşulabileceklerini de bugünkü patronlarının en azından düşünmesi gerekir.

HABERE YORUM KAT

2 Yorum