"Yeni Mülteci Sözleşmesini Müslümanlar Yazmalı"

30.05.2016 10:25
"Yeni Mülteci Sözleşmesini Müslümanlar Yazmalı"
Fadime Özkan'ın mülteciler konusunda görüştüğü Mehmet Görmez Cenevre Sözleşmesinin işlemediğini, yeni mülteci sözleşmesini Müslümanların yazması gerektiğini vurgulamış.

Fadime Özkan / Star

120 noktada din hizmeti veren Diyanet, müslüman mülteciler konusunda net bir bakışa sahip. Diyanet’in yurt dışı hizmetlerini konuştuğumuz Prof. Dr. Mehmet Görmez, hizmet ufkunun 2006’da Afrika’ya açılımla başladığını hatırlatıyor:

Biraz zor bir geçiş oldu. Müşavirlik kadroları için mevzuatla mücadele gerekiyordu. Hariciyemiz pek çok kereler bu ülkelerde Din İşleri müşavirliğine gerek yok diyordu. Hâlbuki eğer 70’lerde Körfez ülkeleri 80’lerde İran bu ülkelere gidip mezhep taassubuna kapılmadan önce, İslam’ın evrensel mesajını doğru bilgisini götürme imkanına biz sahip olabilseydik, belki bugün daha farklı bir dünya olabilirdi.

Yaptığımız bilgi, hizmet, barış ve iyilik hareketi

Farklı roller biçiliyor bu tür hizmetlere, inanç diplomasisi ve dini diplomasi deniyor. Ama din, inanç ile diplomasi kelimesini yan yana getirmek ne kadar doğru tartışılır. Misyonerlik olarak değerlendirenler var. Ama bu çalışmaların hiçbiri misyonerlik değil. Bu çalışmaları uluslararası politika daha çok soft power/yumuşak güç olarak adlandırmak istedi. Biz kabul etmiyoruz. Biz dört kavramı esas aldık. Bir, doğru bilgi. İslam dünyasında doğru bilgi kaynaklarına ulaşmakta ciddi sorunlar ortaya çıktı. Onun için doğru bilgi önemli. İkincisi din hizmeti, insani hizmet. Üç, iyilik hareketi, dört, barış hareketi.

Misyonerler Müslüman mültecilere el attı

İnsanlık göç ve iltica olgusunu dikkate, ciddiye almıyor oysa çok büyük tramvalar trajediler yaşanıyor. Bunları yaşayanların yüzde 80’ini Müslüman. 60 milyon mülteciden söz ediliyor. Bu sadece Suriye’de ortaya çıkan bir gerçek değil. Afganistan, Suriye ve Somali öne çıkıyor göç veren ülkeler olarak. Öncesinde Irak, Filistin, Kafkasya, Tatarlar, Ahıskalılar Filistinliler, Boşnaklar var yeryüzünün sürgün milletleri olarak dünyanın her tarafına dağıldılar. Arap baharı ile İslam dünyasından başka dünyalara göçler arttı. Ülkemize 3 milyon insan sığındı. Avrupa’ya geçen Müslümanlara, bilhassa çocuklara gençlere  kiliseler ve bazı misyoner teşkilatları el atmaya başladı.

Camilerde ve sofralarda birarada olabilmek için

Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı olarak sadece Türkiye’deki göçmen kardeşlerimize hizmet vermekle yetinmeyip Avrupa’daki teşkilatlarımızla dünyanın muhtelif yerlerinden Avrupa’ya göçen Müslüman kardeşlerimize de hizmet verecek şekilde organize olduk. Ateşelerimiz Almanya’ya Hollanda’ya Fransa’ya Avusturya’ya, Belçika’ya göçen Müslümanlar için hizmetler geliştirdi. Hamdolsun bilhassa Almanya’da kardeş ailelerle -hedefimiz 25 bin aile- onları kendi camilerine, evlerine, sofralarına taşıyorlar. Cuma günleri mülteci kamplarından camilerimizde namaz kılmaları için onları taşımaya başladılar. Koruyucu aile sistemiyle yetim çocuklarına sahip çıkıyorlar. Zulme uğradığı ülkeden kaçtığı için yaşadığı travmaları var kardeşlerimizin. Bazıları denizlerde boğuldu,bazıları yollarda vefat etti. Mezar taşlarına yazacak isimlerini bile bulamadık.

Cenevre Sözleşmesi artık işe yaramıyor

Dünyanın ve Avrupa Birliği’nin göçmen sorununu çözmekten çok kendi ülkelerini göçmen dalgalarından korumaya yönelik çalışmalar üzerinde durduklarına hepimiz ibretle şahit oluyoruz. Bilhassa kitlesel göç hareketlerinde kadınlar, çocuklar ve yaşlılar üzerinde ayrıca durulması gerekiyor. Uluslararası kuruluşlar ve evrensel sözleşmeler bugünün dünyasına hitap etmiyor. Dünyanın mültecilerle, kitlesel göç hareketleri ile ilgili mevzuatına baktığımızda, 1951 Birleşmiş Milletler Cenevre sözleşmesi var. 67’de 69’da protokollerle yeniden yenilenmiş ama tamamı İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yerinden, yurdundan edilmiş 40 milyon insana yönelik bir mevzuat. Bugünün göçmenleri, mültecileri ile ilgili bir insanlık sözleşmesi, bir merhamet sözleşmesi yok. Doğrusu buna ihtiyaç var ve Müslümanların gündeminde böyle bir şeyin olmamış olması İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesinde dahi böyle bir birimin olmamış olması gerçekten çok üzüntü verici. Cenevre sözleşmesinden söz edilirken; bir Mekke, bir Kudüs bir İstanbul Sözleşmesinin yani İslam beldelerinde imzalanmış bir sözleşmenin olmaması Müslümanlar için üzüntü verici.

Göçler yeni yaralı bilinçler oluşturuyor

İltica ve göç meselesinde en önemli sorun kimlik ve aidiyet meselesidir. Tarih bilincinin kaybolmasıdır. Toplumsal bilincin ortadan kalkmasıdır. Bütün bunların göçmenlerde oluşturduğu derin yaralar, yaralı bilinçler oluşturuyor. Bu yaralı bilinçleri tedavi etmek, bu ölümcül kimlikleri sarmak, bu ölümcül kimlikleri ölümcül olmaktan kurtarıp içinde yaşadığı toplumla barış içerisinde yaşamasını nasıl sağlayabiliriz? Kitlesel göç hareketlerine karşı küresel din hizmeti, öncelikle kaybettikleri bu kimliğin inşasına başlanarak, o yaralı bilinç sarılarak yapılabilir. Göçmenlere, iltica eden mültecilere din hizmetlerini hassaten kimlik ve aidiyet bilinçlerini, tarih bilinçlerini yeniden inşa etmeleri konusunda yardımcı olmamız gerekiyor.

BİN SURİYELİ ALİM ŞU AN TÜRKİYE’DE

İslam dünyasından, Suriye’den bize sığınmış bin kadar dünya çapında alim şu an Türkiye’de. Suriye’den İran’dan, Yemen’den, Libya’dan... Libya’da bakanlık yapmış üç kişi şuan Kocatepe’nin yanında bir yerlerde. Akademik araştırma yapmış 300 alimle irtibat halindeyiz. İhtisas merkezlerimizde Suriyeli hocalar istihdam etmeye başladık. Bir yıldır eğitim merkezlerimizde kendi görevlilerimize Arapça öğreten Suriyeli hocalarımız var. Bu listeyi ilahiyat fakültelerimizle paylaştık ve dedik ki “şu hocaların doktoraları şu konularda. İhtiyacınız varsa -ki vardır, yüze yakın yeni ilahiyat fakültesi açıldı- değerlendirin”. Şu an Kilis’te altı hoca, Antep’te on hoca, Karabük’te beş hocamız var. Dolayısıyla zenginleşmeye başlamışız.

VATANDAŞLIĞA ALMALIYIZ

Bu listeyi Sayın Başbakanımıza ve Sayın Cumhurbaşkanımıza da götürdük, “bu alimleri vatandaş yapmalıyız” dedik. Başka ülkeler teklif getirebiliyor. Bazıları da gitti ne yazık ki. Kendi aralarında Suriyeli Alimler Birliği kurdular. Usame Rudayi hepsinin çok saygı duyduğu şahıs. Fatih’te yeri var. Bizden en çok istediği şey İstanbul’da ve Suriyelilerin yaşadığı bütün şehirlerde Arapça hutbe de okunacak camilerin olması. Biz de dedik ki “Cuma günü aynı safta namaz kılalım, ayrı yerlerde olmasın. Onun için Türkçe de Arapça da bilen hocalar tayin edelim. Arapça ve Türkçe hutbe okusunlar”. Edirnekapı Mihrimah Camide Suriyeliler ağırlıktadır. Hutbe iki dildedir. Cumadan sonra Usame Rıfai Hoca Suriyeli gençlerle sohbet eder. Avantajımız, Suriye’deki din anlayışı bizim bu topraklarda inşa ettiğimiz din anlayışından farklı değil mutedildir.

50 BİN MÜSLÜMAN DİN DEĞİŞTİRDİ

Almanya müşavirimiz Almanya’nın en yüksek rütbeli din görevlisinden şöyle bir konuşma aktardı. Diyor ki bu din adamı kişi; “Bizim atalarımız Şark’a, bu zor dünyalara ellerine İncil alarak hiçbir imkanları olmadığı halde zorluklar içerisinde, kıtlıklar içerisinde Hazreti İsa’nın mesajını yaymak üzere gidiyorlardı. Şimdi onların çocukları ayağımıza geliyor ama biz vazifemizi yapmıyoruz”. Halbuki Almanya müşavirimiz 18 yaşından aşağı 50 bin çocuk ve gencin din değiştirdiğini aktardı. Sadece Almanya’da ! Büyük oranda Suriyeli mülteciler, ayrıca tabi Afganistan ve Somali’den de çok sayıda mülteci var orada.

Arzın genişti kulların daralttı

Bugünün göç ve ilticaları tarihteki hicretlere benzemiyor. Tarihteki hicretler daha tabii gerçekleşmiştir ve o hicretler dünyayı zenginleştirdi. İbn-i Haldun, “dünyayı muhacir kültürler ayakta tutar” der. Fakat tarihteki hicretlerle bugünün göç ve ilticaları aynı değil, sığınmacı kavramı, yabancı kavramı bilakis dünyamızı zayıflatıyor, güçlendirmiyor. Çünkü gittikleri yerlerde kendi kültürlerini, inanç değerlerini koruma ve yaşatma konusunda zaafa düşüyorlar.

Bazı insanlar kıyamet gününde Allah’a bunu mazeret ifade edecekler.

Cenabı Hak da onlara diyecek ki: “Siz neredeydiniz?”

Onlar cevap verecekler: “Biz dünyada mustazaf bırakılmıştık” (ezilmiştik).

Cenabı Hak onlara diyecek ki; “Allah’ın arzı geniş değil miydi, orada hicret etseydiniz ya.”

Bugünün mültecileri bu soruya muhatap olurlarsa muhtemelen Rabbimize diyecekler ki; “Rabbim kulların dünyayı çok daraltmışlardı. Arz genişti ama ulus devletler sınırlarıyla dünyayı öyle daralttılar ki hicret edecek yer bulamadım, vatansız kaldım”.

AVRUPA’DA GÖÇMEN NÜFUSU

- 2015 yılı mülteci sayısı: 244 milyon

- AB’ye iltica başvurusu: 1,004,345

- ALMANYA Mülteci sayısı: 1,1 Milyon (2016 başvurularına göre gelenlerin % 96’sı Suriye kökenli. İlk üç sırada Suriye, Afganistan ve Somaliler var.

- Mültecilerin ilk irtibata geçtikleri Türkler ve DİTİB dernekleri.

- FRANSA mülteci sayısı: 70 bin

- BELÇİKA 1200 - 1600

- DANİMARKA 10 bin

- Danimarka 1956’dan beri 200 bin

- İSVEÇ-NORVEÇ-FİNLANDİYA 42 bin

- AVUSTURYA 7 bin 200

Diyanet mülteciler için ne yapıyor?

En acil ihtiyaç olan yiyecek, giyecek ve barınma için bağış toplanarak mültecilere ulaştırılıyor.

- Gönüllü sağlık ekibi ile hizmet ve tıbbi malzeme yardımı. - Yetim çocukların eğitimi. - Acil ihtiyaçlar dışında mülteciler için şehir turları organize etmek, çocukları hayvanat bahçesi, oyun parkı gibi yerlere götürmek, çocukların ve yetişkinlerin uyumunu sağlamak. - Ücretsiz dil kursu vermek. - Oyuncak, ev eşyası ve giyecekler toplayarak ihtiyaçlarını karşılamak. - Mültecilerin uyumu için ev ziyafetleri, toplantılar veya Cuma namazları için otobüs veya arabalarla taşıma organizasyonları. - Mültecilere taşıma hizmeti sunarak devlet dairelerine, doktora, ev aramaya, iş bulmaya götüren ve refakat eden çok sayıda cemiyet var. - Kurban kardeşliği - “Halil İbrahim Sofrası” organizasyonları -Kur’an-ı Kerim, seccade, tespih, başörtüsü gibi ibadet için elzem malzemelerin mülteci yurtlarında veya Hayır Köprüsü için ayrılan mekânlarda dağıtılması

- Mültecilerin kendi dillerinde ilanlar hazırlanması ve özellikle çocuklar ve gençler için Kur’an-ı Kerim kurslarının mültecilere de açılması, kurs giderlerinden mültecilerin muaf tutulması.

Doğumları da ölümleri de bizim vazife alanımız

Müslüman mülteciler gittikleri ülkelerde travmalar yaşıyor. En büyük sorun kendi tarihi ve toplumsal kimliklerini koruyamamaları. Bu kardeşlerimizin göç ettikleri yerlerde doğumları, ölümleri, gömülmeleri sorundur. Yıkanmaları, kefenlenmeleri sorundur. Bunlar bizim hizmetlerimizi ilgilendiren boyutlardır.

ÇOCUKLARA KORUYUCU AİLE

Diyanet’in aciliyetine dikkat çektiği konuların başında koruyucu ailelik geliyor. Yakınlarını kaybeden, velisi olmayan küçük çocuklar koruyucu aileye, daha büyük çocuklar ise yurtlara veya destekleme yapılan evlere yerleştiriliyor. Koruyucu aile olmak isteyenlerin resmi başvurusu için Diyanet aracı oluyor. Camilerde cemaat koruyucu aile olmaya özendiriliyor. l Bilindiği üzere onbinlerce  küçük çocuk yanında ebeveyni olmaksızın Avrupa’ya gidiyor. Bu çocuklar yolculuk esnasında olduğu gibi Avrupa kentlerine ulaştıktan sonra da her türlü kötü muameleye ve suistimale maruz kalıyor. Hıristiyan ya da eşcinsel ailelere evlatlık olarak veriliyor.

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim