Tehdit ve Şiddetle Barış Sağaltma Siyaseti

16.10.2014 05:30
Tehdit ve Şiddetle Barış Sağaltma Siyaseti
Demirtaş, Esed rejimi ve İran’ın varil bombalarıyla, ABD ve müttefiklerinin Tomahawk füzeleriyle başaramadığını PKK-HDP’nin tükürükle başaracağını iddia etmekte.

Kenan Alpay / Haksöz Haber

ABD Genelkurmay Başkanı General Martin Dempsey'in başkanlığında Washington'da toplanan 22 koalisyon ülkesinin askeri liderleri IŞİD'e karşı girişilen askeri mücadelenin yetersiz olduğu konusunda ittifak etmişler. ABD Savunma Bakanlığı Pentagon yetkilisi Washington’daki zirveye katılan 22 ülke arasında derin bir konsensüs olduğuna dikkat çekmiş. Fakat aynı yetkili Suriye ve Irak başta olmak üzere bölgedeki zorlukların kökeninde etnik ve dini gerilim, dışlayıcı yönetim, hoşgörüsüzlük ve ekonomik mahrumiyetlerin yattığını da eklemiş.

Askeri işgal veya askeri saldırılar çözüm üretseydi on binlerce askerle, yüz binlerse ton bombayla 12 yıldır işgal altında ezdikleri, yakıp kavurdukları Afganistan’dan bir model ülke üretirlerdi. Afganistan, Irak ve Filistin’in yanı sıra Suriye’yi de yangın yerine çeviren küresel sistem ‘despotizmin’ adını ‘dışlayıcı yönetim’ olarak kodlamış ama asli ve öncelikli mücadelesini mahrumiyetler içerisindeki kitlelerin örgütlü isyanına tahsis etmekten de hiç tereddüt etmiyor. IŞİD’i bitirmek üzere toplanan zirveler askeri saldırılar, askeri saldırıları takip eden zirveler birbirini takip ediyor ancak sonuç yayılan yangın, büyüyen kan gölü ve derinleşen acı olarak yine bizim hanemize yazılıyor.

Provokasyonun Kronolojisi

Sanki mevcut sorunlar yetmezmiş gibi, PKK-PYD cephesinin Suriye başta olmak bölgedeki krizlerin üstüne tüy dikmek istercesine dayattığı Kanton Devletler çözümsüzlüğü derinleştirmekten başka hangi işe yarayacak acaba? Öteden beri silahla dayatmayı, provokasyonla şantaj yapmayı ve her an masayı devirip gitme söylemini adet edinmiş PKK-HDP cenahının şimdi aynı davranış kalıbını Kobani meselesi üzerinden tırmandırmasında şaşılacak bir şey yok. Şaşılacak bir şey yok desek de diğer taraftan bu şantaj-tehdit ve dayatmalarla yol alma imkânının sıfıra yakın olduğunu da akıldan hiç çıkarmamak lazım.

Esed rejimiyle anlaşmalı bir şekilde PKK-PYD tarafından ilan edilen Kobani Kanton Devleti’nin bekası adına Türkiye’den ağır silah ve(ya) silah geçişi için koridor açılması yolundaki ısrarlı hatta tehditkâr talep son krizin sebebiydi. PKK medyası ve paralelinde hareket eden sol-Kemalist ve liberal aktörler Rojava Devrimi’nin BM nezdinde de tanınmasına ramak kaldığını ve Türkiye’nin gecikmesinin ağır bedelleri olacağını çoktan işlemeye başlamışlardı bile.

40 insanın ölümüne, yüzlercesinin yaralanmasına ve binlerle ifade edilen yakıp yıkmalı gerilim ve saldırı atmosferi nasıl ortaya çıktı? Bu sebeple Kobani meselesi üzerinden Türkiye’de oluşturulmak istenen yakıp yıkmalı ve kanlı provokasyonun nasıl bir kronolojik seyir takip ettiğini hatırlamakta fayda var. İlk adım İmralı’dan geldiğinde tarih 5 Ekim’i gösteriyordu. Abdullah Öcalan’a bir bayram ziyareti gerçekleştiren kardeş Mehmet Öcalan çok gergin ve bir o kadar da tehditkâr ifadelerle ‘önderlik’in Kobani mesajını şu karışık cümlelerle kamuoyuna deklare etti.

Yazının Devamı >>>

Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim