Klişe Polemik ve Endişelerin Ufku

11.12.2014 02:34

Kenan Alpay

19. Milli Eğitim Şurası yine bildik-tanıdık ama son derece bıkkınlık verici polemikleriyle kamuoyunu epeyce meşgul etti. Daha kötüsü klişe polemikler üzerine kurulan bu gündem işgali epeyce devam edecek gibi. Şura’nın aldığı bir dizi tavsiye kararı hemen her vesileyle ‘ilerici-gerici, aydın-cahil” polemikleriyle maruf Kemalist iktidar sınıfları için yeni bir hareketlilik vesilesi oldu.

Tecrübeyle sabit olduğu üzere Türkiye’deki iktidar sınıfları ‘karşı devrim’ feryatları yükselterek hegemonyalarını sağlama almak konusunda son derece marifetlidir. İlaveten Şura’da alınan 179 tavsiye kararı karşısında takındıkları tutumla Kemalist iktidar sınıfları kadar onun sol-liberal hatta Kürtçü versiyonunun da çok derin endişelere gark olduğu ise ayrı bir ibretlik tabloydu elbette ki.

Ne Kürtçe Ne Osmanlıca!

Şura’da alınan tavsiye kararlarından biri de Osmanlıca’nın liselerde seçmeli ders olarak okutulması yönündeydi. Gerekli mi gereksiz mi, başarılabilir mi başarılamaz mı, hangi ihtiyacı karşılar hangi ihtiyaçları gölgeler gibi pek çok soru sormak mümkün hatta gerekli. Fakat seçmeli Osmanlıca dersi meselesinin bir anda ‘karşı devrim’in en ölümcül silahı olarak algılanması ve lanse edilmesinde ciddi bir problem var.

İkna Odaları gibi iğrenç bir psikolojik işkence düzeneğine imza atmış Nur Serter gibi Kemalist kadın fenomenlerinden sadır olacak fikirleri aklı başında kimse zaten fazla önemsemez. Serter’in yanında dizilen CHP’li kadın vekillerle birlikte seçmeli Osmanlıca tavsiyesinden aldığı mesaj şuymuş: “Arap alfabesini okullara zorunlu olarak sokmak ve Harf Devrimine karşı darbe yapmak. Bu Harf Devrimine yapılan darbedir.” Serter’de tecessüm eden bu mantık Tek Parti ve askeri cuntaların pratiklerinden bir adım olsun ileriye geçemeyecek kadar sığ, şaşı ama daha önemlisi düşmanlık hisleriyle dolu.

Peki ya, yıllar boyunca Boğaziçi Üniversitesi’nin liberal-sosyal demokrat siyaset bilimcisi olarak pazarlanıp CHP’ye transfer edilen Binnaz Toprak’ın “bunlar hayali projeler” deyip kestirip atmasına ne demeli. Eşi Zafer Toprak’ın son 200 yılda basılan Osmanlıca eserlerin hemen tamamına sahip olduğuyla övünürken Osmanlıca öğrenmeyi hem pedagojik hem de pratik açıdan anlamsız sayabiliyor. Yetmiyor bir de üstüne entelektüel-ilmi tecessüsü sabote eden şöyle bir cümle kurabiliyor: “Birinci Meclisin tutanakları yeni harflerle yayınlandı, niye eski harflerle okumamız gerekiyor?” Eskiyi kurcalamanın ne âlemi var, siz o işi bize bırakın hasetliği bakın nerede zirve yapıyor: “Her şeyden önce çocuklarımıza Türkçe, Matematik, fen bilimleri dersleri, yabancı dilleri öğretelim.”

İngilizce, Fransızca, Latince, İtalyanca, Almanca öğretmekte bir beis yok. Hatta bunların önceliği ve mecburiyeti var. Fakat Osmanlıca da dil mi be kardeşim, bırak Allah’ını seversen! Kürtçe yoktur, Osmanlıca lüzumsuzdur. Kemalist cumhuriyet her şeyin en ideali, en mükemmelidir. Aydın-akademisyen remi ideolojinin hegemonyasını pekiştirmek onu zayıflatacak her türden girişime karşı sıkı bir müdafaa hattı kurmak için seferber olmuş. Öyle ki aydın-akademisyenlerin Kemalist değerlere angaje olmuş bu ruh hali ‘terhis’ olmayı hiç ama hiç düşünmüyor.

Yok Kokteyl, Var Osmanlıca

Bilgi Üniversitesi’nin liberal-sol hocalarından, Taraf’ın duayenlerinden Murat Belge ise son sürecin aydın-entelektüel kesimler açısından devlet ve resmi ideolojiyle nasıl bir bağımlılık ve paralellik içinde konuşlandığının dramatik bir tablosudur adeta.

Eğitim Şurası’nda konuşulan mevzuların kuşatma altındaki Bizans’ın tartıştığı ‘meleklerin cinsiyeti’ kadar ‘absürt’ olduğunu iddia eden Murat Belge son derece şaşırtıcı bir mantık kurgusuna sahip. Seküler akıl dünyasından yazıp çizen diğerleri gibi Belge de Şura’yı Osmanlıca, karma eğitim ve Turizm Otelcilik Meslek liselerinde içki servisi dersinin kaldırılması ve öğrencilerin içki servisi yapılan yerlerde staja gönderilmesinin oylamayla reddedilmesini bağlamında kritik ediyor.

Fakat Murat Belge’nin kokteyl-Osmanlıca sarkacından elde ettiği sonuç kendisinin de yer aldığı seküler kesimler açısından şaşırtıcı değil belki ama herhalde korkutucu olmuş olmalı: “Bir şeriat devletinin kurumlarını kurmak üzere, adım adım ilerleyen bir çaba.” Darbe süreçlerinde dahi laik-Kemalist duyarlılığın yedekleyemediği Murat Belge gibi aklı başında, soğukkanlı, muhakeme yeteneği güçlü bir aydını Nur Serter veya Binnaz Toprak gibilere yakınlaştıran siyasal iklimi muhakkak derinlemesine analiz etmek gerekiyor.

Belge, Şura’da alınan tavsiye kararlarını “AKP’nin Osmanlıcılık ideolojisi” olarak niteliyor ve asla kültürel bir tercih olarak görmüyor. Üstüne meseleyi şuraya bağlıyor: “Kokteyl dersi kaldırılırken bu talep (Osmanlıca dersi) de telaffuz ediliyorsa, bunları aynı “şeriatçı plan”ın adımları olarak görmek kolay; “kolay”dan öte, hemen akla gelecek şey. Zaten öyle olduğu da tahmin ediyorum.”

Rakı sofrasından, kadın-erkek dans etmekten, yüzünü Batı’ya sırtını İslam’a dönmekten öteye gidemeyen modernleşme öyküsünün nihayete ermesi en büyük korku sebebi. Latin ya da Arap alfabesi meselenin merkezi mi? Kemalizm ve bütün varyantları dil, kültür, tarih ve en önemlisi din üzerinden iktidar mücadelesi veriyorlar. Ülke ve toplumu ipotek altında tutmak için ait oldukları dünya dışındaki değerlere özellikle de İslam’la ilgili-ilişkili bütün değer ve sembollere ‘hurda’ muamelesi yapıyorlar.

Önermeleri şu: Müzede ve mazide kalın! İyi de kim razı olur folklorik ve seyirlik bir nesne olmaya?

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim