Hacc’ı ifa adına mülahazalar

23.09.2013 14:35

Ali Ünal

Bid’atlar, virüs gibidir; her bid’at, bir sünneti, hattâ vacibi silerek, bazen bir farzı tesirsiz hale getirerek Din’in bünyesine yerleşir. Ne yazık ki, son asırlarda pek çok bid’at bu şekilde Din’in bünyesine yerleşip, Din’i şeklî âdetler manzumesine dönüştürürken, onlara karşı mücadele verme ve Din’i aslî ruhuna döndürme iddiasındaki püriten hareketler de, büyük ölçüde Din’i hem şeklen, hem rûhen değiştirip başkalaştırma çizgisinde yürümüştür. Bu iki taraflı menfî hareketten en fazla etkilenen ibadetlerden biri, belki birincisi Hacc olmuştur.

    Hacc, denebilir ki, manâ olarak bütün ibadetleri, hattâ bir açıdan İslâm’ın tamamını hâvî bir ibadettir. Mebrur Hacc, o ana kadar işlenen günahların affına vesile olabileceği gibi, bir hadis-i şerifte de, “Öyle günahlar vardır ki, ancak Arafat’ta vakfe ile mağfiret olunur.” buyrulur. Fakat ne yazık ki, ömürde bir defa farz olduğundan, özellikle Türkiye’de ömrün sonlarına doğru tehir edilen bir ibadettir Hacc. Oysa fakihlerin çoğunluğunun da tercihine göre, onun, imkân ele geçtiğinde, çocukları okutma, everme, kirada kalmaya gücü olan için ev ve araba sahibi olma gibi “ihtiyaç”lardan önce düşünülmesi ve yerine getirilmesi gerekir. Çünkü insan, Din ve dünya adına başka yerde bulamadığını Hacc’da bulur ve ne kadar yaşayacağımız konusunda da Cenab-ı Allah’tan garanti almış değiliz. Hacc, zaman zaman tezkiye ve yenilenme adına nafile olarak da öne alınabilir. Fakat, farz Hacc’ı yerine getirdikten, özellikle kıran veya temettu’ Haccı gibi Umre’nin de birlikte yapıldığı Hacc’ı ifa ettikten, haydi diyelim, bir defa Umre de yaptıktan sonra, eğer îlâ-yı Kelimetullah adına ciddî bir hizmet ifade etmeyecekse, özellikle günümüzde olduğu gibi İslâm ümmetinin çoğunluğunun muhtaç ve Hz. Muhammed (s.a.s.) gemisinin karaya oturmuş bulunduğu zamanlarda nafile Hacc ve Umre yerine îlâ-yı Kelimetullah’a destek olma öne alınmalıdır. Özellikle Hacc ve Umre’yi âdeta İslâmî-turistik bir seyahate dönüştürme, belki sevaptan çok sorumluluk getirir.

    Hadis-i şerifte “Hacc, meşakkattir.” buyrulur. Bu, elbette Hacc’ı zorlaştırmak gerekir manâsına gelmez. Fakat şurası da bir gerçek ki, günümüzde insanlar, rahatlarına çok düşkün hale geldiler; pek çokları, Hacc’ı da böyle çok rahat bir seyahat havasında yerine getirmek istiyorlar. Hem aynı tesirin altında, hem de maddî kazançta rekabet sebebiyle organizatör acentalar, sürekli daha rahat Hacc yaptırma peşinde oluyorlar. Bundan dolayı da, ruhsat ve kolaylık ciheti tercih edildiğinde, allâme Zâhidü’l-Kevserî’nin tesbitiyle dinsizliğin köprüsü olan mezhepler arasında telfike, yani Hacc’ın menasikini hangi mezhepte daha kolaysa onu tercih ederek yaptırma, böylece dem (koyun veya keçi kurban etme) gerektiren tercihlerde bulunma cihetine gidebiliyorlar. Diğer yandan, fıkhî bir kaide var: Bir emrin yerine getirilmesinde Şârî tarafından miktar belirtilmemişse onu bir defa yapmak, emri yerine getirme adına yeterlidir. Böyle davranmakla, sadece mesuliyetten kurtulmuş olunur. Oysa Kur’ân-ı Kerim’de Hacc’ın bazı menasiki konusunda tafsilat vardır. En azından, Kur’ân’ın böyle tafsilatta bulunduğu hususlarda dikkatli olmak ve onları Kur’ân-ı Kerim’de yer alan tafsilata göre yerine getirmeye çalışmak gerekir.

    Kurban’la da iç içe olan Hacc, Safa ve Merve’den kurbanlık hayvanlara kadar baştan sona Allah’ın şiarları, yani Allah’ın insanlar üzerindeki hakkı ve İslâm adına nişaneler, temsiller, mümessiller, sembollerle doludur. Allah’ın şiarları değiştirilemez ve onlara gerekli saygıyı göstermek, kalblerin takvasındandır; ve Allah, ancak müttakîlerden kabul eder. 

ZAMAN

 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim