1. HABERLER

  2. KURAN ÇALIŞMALARI

  3. Dinlerini Parça Parça Edenler…
Dinlerini Parça Parça Edenler…

Dinlerini Parça Parça Edenler…

Kur’an ve Mütevatir Sünnet temelli “sabitelerimiz”e veya “değişebilir çözümlemelerimiz”e dikkat etmeksizin dini alanla ilgili yorumda bulunmak tamamen nefsaniliktir, delilsizliktir veya Yahudilerin kelimeleri yerlerinden değiştirmesi gibi ölçüsüz tevilcil

A+A-

Dinlerini Parça Parça Edenler…

Hamza TÜRKMEN

Fıtri özelliklerden ve vahyi ölçülerden uzaklaşmaya ve uzaklaşanlara karşı yürütülen tevhid ve ıslah mücadelesi Hz. Adem’den bu yana sürmektedir. Tarihte de günümüzde de ed-din’in muhkem ölçülerini terk etme veya bu ölçüleri bulandırma gayretleri olmuştur. Hatta bu yabancılaşmayı veya sapmayı yaşayanlar kendilerini “ıslah ediciler” olarak (2/11) bile takdim edebilmişlerdir. Kur’an’da dinin asılları ve kavramları üzerinde oynayan aldatıcıların insanları Allah lafzıyla (17/64) bile aldatabilecekleri beyan edilmiştir. Bu tarz yaklaşımlar ed-dini parçalamaya veya ihmal etmeye çalışan tutumlardır. En’am Sûresi’nin 159. ayeti bu konudaki inhirafı beyan eden en önemli Rabbani bildirimlerden birisidir:

“Dinlerini parça parça edip, gruplara ayrılanlar ile senin bir ilgin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. İleride onlara ne yaptıklarını bildirecektir.”

İmam Şatibi, bu ayetteki “din” ifadesini önce akaid olarak algılamış, diğer alanlarda da “yakin” olarak  “ilim” anlamında değerlendirmiştir. Ayette belirtildiği gibi dinin parça parça edilmesi ise dinin tahrifi veya zayi edilmesi halidir. Ayrıca ayette dini parçalama hatasını işleyen inananların maruz kalacağı akibetin tehlikesine işaret edilmektedir.

Burada “gruplara ayrılanlar” ifadesi, iki kıraatle de okunmaktadır. İlki  “fe-ra-ka” dır ki “tefrik” köküne dayanır. Tefrik, bütünü oluşturan parçaları birbirinden ayırmaktır. İkinci olarak “fa-ra-kû” kıratı ile okuyanlar vardır ki o da bir şeyi terk etmek, ondan ayrılmak demektir.

Bu ayeti faraka veya farakû; yani ister dini parçalara ayırmak ister dinden uzaklaşmak şeklinde okuyalım, aslında bu ifadeyle ümmetin vahdet ipini bırakmaktan, iman kardeşliğini bulandırmaktan ve birbirlerine hasım haline gelmekten bahsedilmektedir.

Rabbimiz Âl-i İmran süresinde “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük azap vardır buyurmaktadır. Müfessirler ve dil bilginleri arasında dini parça parça edenlerin  Ehl-i Kitab ya da bid’atçı İslami fırkalar olabileceği üzerinde durulmuştur. Şatibi ise hitabın özel değil genel olduğunu belirtmektedir.

O zaman bu eksende Bakara Sûresi’ndeki Rabbimizin “Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına iman edip bir kısmını inkar mı ediniyorsunuz?” hitabı, delilsiz ve nefsani teviller yoluyla hidayeti terk eden Ehl-i Kitab’a da Müslümanlığını zedeleyen veya örtmeye çalışanlara da yöneliktir.

İlk dönem İslam tarihinden beri ümmeti dini hakkında gruplara ayrılanların dört önemli zaafını şöyle özetleyebiliriz:

1- Şura ve ehliyet umdelerini önemsemeyen iktidar-yönetme tutkusu. (Bu sapkın tutku Emevilerle beraber Saltanatçı yorum ve uygulamaları getirmiştir.)

2- Soy ve nesep taassubu. (Bu taassup Rasûlullah’ın (s) Veda Haccı’nda sakındırmaya çalıştığı kabileciliği, kavmiyetçiliği; ayrıca Emevi yönetiminde de  Arap-Mevali ayrımıyla Arap kavmiyetçiliğini kamçılamıştır. Ve bu müfsid tutum son iki asırdır olumsuz anlamda kavmiyetçilikten ulusçuluğa inkılap etmiştir.)

3- Usulu’d-din konusunda taklid ve mezhepçilik asabiyesi.

4- Allah’ın dini konusunda delilsiz ve keyfi rey kullanma yanlışı. (İlk dönemlerde bâtıni ve işârî kelam tartışmaları, Helen kültüründeki taşkın/sudur felsefesinin tercüme-telif yoluyla İslam Felsefesi olarak takdim edilmesi bu yanlışlığa örnektir.)

Tabii ki Kur’an’daki delaleti açık akaid umdeleri, yaşantımızla ilgili helaller ve haramlar; ayrıca Mütevatir Sünnet’teki örnek ibadet uygulamaları “rey” veya “keyfi rey” kapsamında değildir. Bu konular dışında kalan fikri ve ameli ihtiyaçlarımızla ilgili rey, içtihad veya yorumlar, Kur’an ve Sünnet’teki muhkem ölçülerle çatışmaması ve mutlaklaştırılmaması şartıyla çözümleri veya değişebilir sabiteleri oluşturur.

İşte Kur’an ve Mütevatir Sünnet temelli “sabitelerimiz”e veya “değişebilir çözümlemelerimiz”e (içtihadlarımıza) dikkat etmeksizin dini alanla ilgili rey’de, yorumda bulunmak tamamen nefsaniliktir, delilsizliktir veya Yahudilerin kelimeleri yerlerinden değiştirmesi gibi (4/46) ölçüsüz tevilciliktir.

Bu tür zaafları derinleştirmek için İslam düşmanlarının her zaman kurdukları fikri ve sosyal tuzaklar da oldukça önemlidir. Bu zaaflar delilsiz, Kur’an ve Sünnet’siz olarak nefsani arzuları tahrik etmek veya nass üzerinden yapılan aşırı rey veya yorumlarla da güçlenmek eğilimindedir. İslam düşmanlarının insanları vahiyden uzaklaştırmak veya İslami kavramlar konusunda tefrikaya düşürmek konusunda 19. yüzyıldan itibaren İslam dünyasına telkin ettikleri modernist proje ve tutumların önemli olan bazılarını sıralayabiliriz:

Yazının Devamı…

HABERE YORUM KAT

1 Yorum