Abdülaziz et-Tarifi'den Suriye'deki Direnişçilere Çağrı

23.02.2015 00:36
Abdülaziz et-Tarifi'den Suriye'deki Direnişçilere Çağrı
Suudi Arabistanlı, Suudi rejimi muhalifi alim Abdulaziz bin Merzuk et-Tarifi Suriye'deki Esed rejimi muhalifi gruplara birlik çağrısını ve tavsiyelerini içeren bir mektup yayınladı.

Suudi Arabistanlı, Suudi rejimi muhalifi alim Abdulaziz bin Merzuk et-Tarifi Suriye'deki Esed rejimi muhalifi gruplara birlik çağrısını ve tavsiyelerini içeren, Suriye muhalefetini destekleyen kamuoyunda büyük beğeni toplayan mektubunu okurlarımıza sunuyoruz

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla;

Bu Şam’da Ehl-i Suğur ‘a  –hudutlarda nöbet tutan mücahitlere- yazılmış kısa bir mektuptur. Nitekim yardım edilmesi onların hakkı olduğu gibi, nasihat edilmesi de onların hakkıdır.

Ben -kardeşlerime- derim ki!

1- Birlik olmak üzerinize vaciptir. Eğer hak olan her hususta birleşemiyorsanız, sakın bazılarınızın eksiklikleri sebebiyle ayrışmayın. Bidat ve masiyet olan şeyler birliğinizi bozmasın. Çünkü sizler küfre karşı durmaktasınız. Muhakkak ki tarihte Müslümanlar -batınî- Abidine tabi olanlara karşı, komutanları harici olduğu halde savaştılar. İbni Teymiyye (rh), kendisi ile birlikte bidat ehli olduğu halde Tatarlara karşı savaştı.

2- Fırkalaşma ve ayrışma ile çok olanlar hezimete uğrarlar. Birleşme ve toplanma ile ise az olanlar yardım görürler. Düşmanı öldürmeden önce, nefislerinizin isteklerini ve hevalarınızı öldürün, yoksa zafere ulaşamazsınız. Heva düşmanlık terazilerini tersine çevirir ve nefisler, sahibine yardım ettiğini zannederek, hevanın isteklerine yardım eder. Azıcık günahlar, kalpleri ayırır. Allah’ın Resulü (sav) şöyle demiştir: “ Ya –namazda- saflarınızı düzeltirsiniz ya da Allah kalplerinizi ayırır.” Namazda safların düzeltilmesine boyun eğilmediğinde kalplerin farklılaşmasına sebep oluyorsa, cihatta ve düşmanla karşılaşıldığında safların bozulması nelere mal olur! Eğer kalpler farklılaştıysa, bunun sebebini kötü amellerde araştırın.

3- Muhakkak ki sizler seçilmiş bir makamdasınız ve –aynı zamanda- denenme makamındasınız. Cennetin mertebelerinin en yücesi, Allah yolunda savaşan mücahit için olduğu gibi, cehennem ateşinin kendisi ile tutuşturulacağı ilk kimse de nefsinin istekleri için savaşandır.

4- Emir olma sevdasından sakının. Resulullah (sav)  bencillikten sakındırmıştır. Sizin gayeniz Allah’ın dinine yardım etmek olsun, cemaatinizin ve grubunuzun başta olması değil.

5- Lakaplar (Grupların veya cemaatlerin isimleri) sizi kandırıp ta bunun üzerinden dostluk ve düşmanlık yapmayın. Çünkü Yüce Allah tugaylarınıza, bayraklarınıza ve cemaatlerinizin isimlerine bakmaz. Bilakis kalplerinize ve amellerinize bakar. (Cemaat veya grup) İsimleriniz her ne kadar yüksek bir şerefe ulaşsa da, herhangi bir isimden dolayı hasımlaşmayın. Çünkü sizin (cemaatlerinizin veya gruplarınızın) isimleri hiçbir zaman “Rasulullah” kelimesinden daha şerefli olmayacaktır ki; Resulullah, Hudeybiye Anlaşması’nda Müşrikler bundan dolayı problem çıkardıklarında, “Resulullah” kelimesini kendi eli ile silmişti. Bu hakkı ve ümmetin maslahatını gözettiği içindi.

6- Bugün isimleriniz, ne kadar çeşitli olsa da, kardeşlerden birini diğerine, cemaatlerden birini başkasına üstün kılmaz. Kendisi sebebiyle dostluk ve düşmanlık yaptığınız, ilkeler koyduğunuz isimlerle kendinizi isimlemeyin. Sizden bir grup hürler (Ahrar) oldu diye diğerleri köle olacak değil. Sizden bazıları yardım edilmiş olduğu için (Nusret) geri kalanlar terk edilmiş değil. Sizden birileri devlet (ed-Devle) olduğunda, insanlar tabiler ve asiler olarak kısımlandıracak değildir. Bu isimlerden size fayda veren tek şey, kendisi ile tanıştığınız, sizi -bir çatı altında- toplayıp, dağıtmayan harfleridir. Dikkate alınacak ise amellerinizdir. Yoksa "Hizbullah"a isminin Hizbullah olması Allah katında hiçbir fayda vermeyecektir.

7- Cemaatini veya grubunu dostluk ve düşmanlığın merkezine yerleştirmek hiçbir kimse için caiz değildir. Bunlar, biatin sadece kendilerine edileceğine ve emirliğinde sadece kendilerine ait olduğuna inanırlar. Diğer Müslümanlara aldırış etmeksizin, kendilerini bu şekilde görenler, Yüce Allah’ın haklarında şöyle dediği kimselerdendir; “Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur.” [6/159] İbni Abbas (ra) bu ayeti okuduğu zaman şöyle demiştir; “Allah müminlere cemaati birlik olmayı emretmiştir. ayrılığı ve fırkalaşmayı yasaklamıştır. Onlara, kendilerinden öncekileri helak eden şeyin ancak Allah’ın dininde tartışmak ve münakaşa etmek olduğunu haber vermiştir.”

İhtilafla ve tartışma ile yardım gider. “Tartışıp çekişmeyin yoksa korkuya kapılırsınız da gücünüz gider.”[8/46]  Ebu Katade (rh) bu ayetinde tefsirinde “İhtilaf etmeyin yoksa korkuya kapılırsınız da yardım sizden gider.” demiştir.

8- Sizler bu şekilde cemaatler halinde savaşırken, hiçbirinizin umumu biati –yani bütün Müslümanların emiri olma hakkını- kendisinde görüp, bunun gerekleri olan şeyleri tekeline alması doğru değildir. Buradaki biat ancak cihat, savaşmak, sabretmek, sebat etmek islah etmek gibi –sınırlı- şeyler üzerine yapılan biattir. Hiçbir kimseden, umumi biati kendi cemaatine has kılıp ta kendi –emirini- “Emirü’l Müminin” olarak isimlendirmesi kabul edilemez. O ancak askerlerin, ordunun veya gazvenin emiridir. Genel emirlik –halifelik- hakkında söz sahibi olan, müminlerin şurasıdır. Yoksa müminlerin bazı fertleri değildir. Bu şekilde lakaplar tartışmaya, savaşa, fitneye ve şerre sebep olacak tekelleşmedir. –Müminlerin şurası olmadan- Velayetü’l-Kübra –genel emirlik veya halifelik- ancak Allah’ın Resulünden sahih olur. Çünkü arzda o ve onunla birlikte olanlardan başka hiçbir Müslüman, ondan daha hayırlı ve bu işe daha layık hiç kimse yoktu. Bunu kendine has kıldıysa, o Allah’ın nebisidir. Hiç kimseye bağlı değildir. Bilakis herkes ona bağlıdır.

9- Bazılarınızın bazılarının boyunlarını vurma hakkı yoktur. Kanlarınız hususunda Allah’tan korkunuz. Şeytanın öldürmeyi caiz gösterme ve meşrulaştırma girişimlerine karşı dikkatli olunuz, yoksa uşaklık, casusluk ve kıtali terk etme gibi zanlarla birisini helak edersiniz. Yüce Allah, ümmetin işlerini ifsat eden ve kuvvetini bölen zandan sakındırmıştır. “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.” [49/12] Masum bir Müslüman’ı öldürme hususunda emire itaat etmek caiz değildir. Her kim masum birini öldürmek gibi bir haramı emrederse, itaat edilmesi, biat etmesi hatta savaşmak üzere biat edilmesi bile caiz değildir. Eğer ona biat ettiyse, biati bozulmuştur. Zahiri haram gibi gözüken hiçbir emre, caiz olduğunu yakinen bilinceye kadar itaat etmek hiçbir kişi için caiz değildir. Eğer bilmiyorsa, bilen kimseye sorsun ki Rabbine, haram bir mal veya –masum bir- kan ile varmasın. Cehaletle veya başkasının tevili ile ahiretini ifsat etmesin. Yüce Rabbimiz her nefsi kazandığı şey ile hesaba çekecektir. “Herkes kazandığına karşılık bir rehindir.”[74/38] Şirkten sonra, haram olan kanı dökmekten daha büyük bir günah yoktur.

İbni Ömer (ra)’dan sahih olarak rivayet edilen hadiste; Resulullah (sav), Halit b. Velit (ra)’ı emir olarak tayin edip Cezime’ye gönderdi. Onları İslam’a davet etti. Fakat onlar “أسلمنا” “Biz Müslüman olduk” demeyi güzel ifade edemedikleri için,“صبأنا، صبأنا”  “Dinimizi değiştirdik” demeye başladılar. Bunun üzerine Halit b. Velit esirlerin öldürülmesini emretti. İbni Ömer şöyle dedi. “Allah’a yemin olsun ki ben ve benimle beraber olan bir kimsede esirini öldürmedi.” Medine’ye Rasulullah’ın yanına geldiler ve Halit b. Velit’in yaptığını anlattılar. Rasulullah (sav) ellerini kaldırarak iki kez şöyle dedi; “Ey Allah’ım! Sana Halit’in yaptığı şeylerden beri olduğumu bildiriyorum”

Onlar, iş kendilerine karışık geldiği zaman Halit b. Velit’in emrine isyan ettiler. Onların bu yaptığı aslî kafir olan kimselerin kanları hakkındadır. Peki, aslı İslam olan kimselerin kanı nasıldır?

10- Tartışma halinde, Yüce Rabbimizin emrettiği gibi hemen Allah’ın hükmüne razı olunuz. “Hakkında ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah’a aittir.” [42/10] “Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah'a ve elçisine döndürün. Şayet Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.”[4/59] Allah’ın hükmüne rıza göstermek iman, ondan kaçmak ise nifaktır. İki kişi veya iki cemaat ihtilaf ettiklerinde, torpil ve kayırma töhmetini ortadan kaldırmak için, onların dışında üçüncü bir kişiye mahkeme olsunuz. Rasulullah (sav)’den şöyle bir hadis gelmiştir; “Davacı ve zanlıların şahitlikleri caiz değildir.” başka bir hadiste ise “Kardeşine düşmanlık güdenin, yalancı şahitliği bilinenin, ev ehline tabi olanın-hizmet edenin-, nesebini veya köleliğini başkasına nispet edenin şahitliği caiz değildir.” Bu manada birbirini destekleyen birçok hadis gelmiştir. Şahitlik hakkında böyle ise, hüküm vermede evleviyetledir.

11- Dillerinizi koruyunuz. Birbirinizin haysiyeti hakkında konuşup gıybet yapmanız. Bu ancak birbirinize olan kininizi artırır. Bir kimse kardeşi hakkında gıybet yapmaya devam etmesi, ona karşı kin ve nefretini artırmaktan başka bir şey yapmaz. Böylelikle, kardeşi hakkında kötü zanları kabullenmeye ve kesin olan hayırları inkâr etmeye başlar.

12- Enbiyaların varisleri âlimler hakkında iyi zanlar besleyiniz. Onlara müracaat etmek ve onların sözleri ile hareket etmekle kıymetlerini muhafaza ediniz. Onlara karşı hüsnü zan besleyerek, onların sözlerini en güzel yerlere yorunuz. Âlimlerin mürekkeplerinin hakka yardımdaki tesiri çok büyüktür. Seleften bir grup şöyle demiştir; “Âlimlerin mürekkepleri mizanda şehitlerin kanından daha ağırdır.”

13- Ümmet bir birine merhamet etmedikçe, merhamet olunmaz. Allah’ın mücahitleri sevmesi ve onlara yardım etmesi, onların müminlere rahmet etmesi ve onlara karşı alçakgönüllü olmasına bağlıdır. Yüce Allah’ın şu sözünde zikrettiği haslet, şüphesiz ki mücahitlerin özelliklerindendir: “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihat ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah'ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah'ın lütfu ve ilmi geniştir.”[5/54]

Yardım ve desteği, yalnızca Allah’tan isteyiniz. O bizim Mevla’mızdır ve O ne güzel Mevla, ne güzel yardımcıdır.

Şeyh Abdülaziz et-Tarifi

17/Zilkade/1434

Kaynak: IncaNews

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim