Yermûk’un sessiz harabeleri ne anlatıyor?

Yermûk’un sessiz harabeleri ne anlatıyor?

Taha Kılınç, Yermûk Mülteci Kampı’nın Filistinlilerin sürgün ve mücadele tarihindeki yerini, savaşın bıraktığı ağır yıkımı ve harabeler arasında yeniden filizlenen hayatı aktarıyor.

Yeni Şafak / Taha Kılınç

Yermûk’u ziyaret

Geçtiğimiz perşembe günü -10 Eylül- sabah namazını Emevî Camii’nde kıldık. Yanımdaki iki dostuma “Sizi bugün savaşın yıktığı bölgelere götüreceğim” dedim. Şam Kalesi’nin yanına kadar yürüdük. Az sonra Suriyeli şoförümüz Muhammed, Salahaddîn Eyyûbî heykelinin önünden bizi arabasıyla aldı, yola çıktık. Bâbu’s-Sağîr Mezarlığı’nın kenarından geçerek güneye yöneldik. Yaklaşık 15 dakika sonra, bahsettiğim yerdeydik: Muhayyemu’l-Yermûk, yani Yermûk Mülteci Kampı.

Adını Hz. Ömer döneminde (636) Hâlid bin Velîd komutasındaki İslâm ordusunun Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ve muhteşem bir zafer kazandığı meşhur savaştan alan kamp, 1948’de İsrail’in kuruluşuyla birlikte Filistin topraklarından göç etmek zorunda kalan Arap mülteciler için 1954’ten itibaren kademe kademe tesis edilmiş. Başlangıçta Şam’ın Şeyh Muhyiddîn, Rukneddîn, El-Emîn, Mezze gibi semtlerine dağılan Filistinli mülteciler, şehrin güneyindeki bu alana topluca yerleştirilmiş. Kampa Yermûk ismini veren kişi de İsrail işgaline karşı mücadele tarihinin yıldız şahsiyetlerinden Kudüs Müftüsü Hacı Emîn el-Hüseynî.

Siyonist işgalden evvel kendi vatanlarında ve topraklarında özgür biçimde yaşayan Filistinliler, Şam’ın bu çorak bölgesinde iç içe gecekondulara sıkışmak zorunda bırakılmış. 1948’deki ilk dalgayla gelenleri daha sonra başka mülteciler de izlemiş: 1950’lerdeki katliamlardan kaçanlar, 1967’deki Altı Gün Savaşı’yla birlikte göç edenler, 1970’te Ürdün Krallığı Filistinli gruplara savaş açınca Şam’a sığınanlar, 1982’de İsrail Güney Lübnan’ı işgal ettiğinde gelenler ve diğerleri… Yermûk Mülteci Kampı’nın Filistinli nüfusu, 2000’lerin başında 160 bini aşmış. Etrafındaki mahallelerle beraber kampın toplam mevcudu ise 1,2 milyonu bulmuş.

Bu kadar insanın toplandığı bir yerde, elbette Filistin’deki her türlü siyasî ve askerî fraksiyon da yuva yapmış zaman içinde. Onlarla birlikte o fraksiyonların ideolojileri, müzikleri, kültürleri, toplantı ve konferans merkezleri, camileri, kulüpleri, dernekleri… Yayınlanan dergiler, gazeteler, burada ikamet eden meşhur önderler, onların destekçileri… Arkasından, onlara arka çıkan çeşitli devletlerin doğrudan veya dolaylı tesirleri… Derken Yermûk Mülteci Kampı, Ortadoğu’da Filistinlilerin toplandığı en canlı ve hareketli merkezlerden birine dönüşmüş. Beyrut’taki meşhur Sabrâ ve Şatillâ’yla bile kıyas edemeyeceğimiz bir yoğunluktan söz ediyoruz. Hem nüfus ve insan yoğunluğu hem de ideoloji ve fraksiyon yoğunluğu…

2011’de Suriye’de halk ayaklanması başladığında, Yermûk’un yönetimini elinde bulunduran Filistin Kurtuluş Örgütü ve diğer fraksiyonlar “tarafsız” kalma kararına varmış. Ancak Suriye ordusunun kampı bizzat kontrol etme girişimi bu süreci sabote etmiş, sonrasında Özgür Suriye Ordusu ve diğer silahlı grupların kamptaki varlığı sebebiyle, Yermûk, kelimenin tam anlamıyla savaş alanına dönmüş. 2012-2018 arasında devam eden Baas kuşatması sırasında insanların açlıktan öldüğü, ölmemek için kedi-köpek eti yemek zorunda kaldığı, keskin nişancıların sokaklarda sivilleri avladığı, korkunç acıların ve trajedilerin yaşandığı bir semt haline gelmiş Yermûk.

Kampa adımımızı attığımızda gördüğümüz manzara, şiddetli bir depremin harabeye çevirdiği bir şehirde neyle karşılaşılırsa, aynısıydı. Ancak yıkıntıların arasında hayat emareleri belirlemeye başlamıştı. Çocuklar okula gidiyordu mesela, dükkânlar açıktı, sokak aralarında bakkallar ve fırınlar işliyordu. İnsanoğlunun ölüme meydan okuyarak hayata tutunma azmi ne garip. Yermûk’u bugünkü haliyle görünce, insan bu açıdan da donup kalıyor hakikaten.

Kampın güney ucuna ilerledik. Az sonra Şühedâ Mezarlığı’ndaydık. Adından da anlaşılacağı gibi, burası Filistinli şehitlere ithaf edilmiş bir kabristan. 1950’lerden beri binlerce insan gömülmüş. Filistin davasının meşhur isimleri, Halîl el-Vezîr (Ebû Cihâd) başta olmak üzere nice namlı komutan, yıkıntıların arasında kıyamet sabahını bekliyor. Rus savaş uçakları burayı birkaç kere bombalamış. Ebû Cihâd’ın mezar taşının kırıkları baş ucunda duruyordu hâlâ. Mezarlığın ortasında da bombardımandan kalma iki büyük krater görülüyordu.

Suriye, Ortadoğu yakın tarihinin bütün dönemlerinin aynı anda izlenebileceği bir sahne. Emevî Camii’nin ışıltılarıyla beraber diğer detaylara da odaklanabilenler, yaşadığımız coğrafyanın temel kodlarına dair epey ayrıntıyı fark edecekler.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir