Yargı oligarşisi ve darbecilik…

Yargı oligarşisi ve darbecilik…

“Türkiye'nin en büyük sorunu, yargıya egemen olan oligarklar; yargının statükocu, dünyayı kavramaktan uzak ve yobaz zihniyet dünyası. Öyle bir dünya ki bu, hâlâ 1960 model bir darbe özlemi içinde.”

Danıştay Başsavcısı ve aynı zamanda Emin Çölaşan'ın eşi Tansel Çölaşan'ın açıklamaları üzerinden üst düzey yargı yetkililerinin kafa yapısını gözler önüne seren İhsan Dağı, Zaman gazetesindeki yazısında yargı mensuplarının darbe özlemciliğini yorumluyor. Darbenin suç olduğunu ve suçu övmenin de suç olduğunu belirten Dağı, en üst düzey yargı mensuplarının bu kadar açık bir suç işlemelerinin ülkedeki oligarşik düzenin göstergesi olduğunu ifade ediyor. Dağı, yazısında halkı aşağılayan darbecilere en güzel cevabı yine halkın her darbe sonrasında yapılan seçimlerde verdiğini de hatırlatıyor.

İhsan Dağı'nın bugünkü yazısı:

 

Devrimcilik mi darbecilik mi?

Budur işte; adalet kimlere emanet! Köşesinde, aklına esenleri yazan bir gazeteci yok karşımızda, bir üst mahkemenin Başsavcısı duruyor, Tansel Çölaşan...

Konuşması hukuku ayaklar altına sermekle birlikte, Türkiye'nin en önemli meselesinin de altını çiziyor: Adli sisteme egemen olan militan, ideolojik bakış. Türkiye değişiyor; değişmeyen, yargının statükocu, dünyayı kavramaktan uzak ve yobaz zihniyet dünyası. Öyle bir dünya ki bu, hâlâ 1960 model bir darbe özlemi içinde. Aynı zihniyetin kendini sürekli yeniden ürettiği bir oligarşi içinde bu kafalar içe gömüldükçe gömülüyor. Türkiye'nin en büyük sorunu, yargıya egemen olan oligarklar...

Yargının bu 'meziyeti'ni bilenler, son yıllarda demokrasi ve milli iradeden kaçış ve hatta kurtuluş yolu olarak ülkeyi bir 'yargıçlar devleti'ne dönüştürmeye çalışıyorlar. Bunların kafalarındaki devlet modeli cumhuriyet bile değil, basbayağı oligarşi; bürokratik oligarşi. 'Bunlar idam edildiğinde toplumsal bir coşku vardı' diyecek kadar, kendilerini idamların cezbesine kaptıranlar konuşuyor. Halkın elli yıllık suskunluğunu, sessizliğini, olgunluğunu bile anlamaktan acizler...

Halkın elli yıldır, darbeye yakın duran siyasetçileri cezalandırmasından da bir şeyler öğrenmemişler. Bunlar ne demokrat, ne modern; dertleri ne hukuk, ne adalet, çağdışı bir ideolojinin arkasına gizledikleri çıkarları ve güçleri... Demokrasiye yenilenler direniyor, direnecekler de. Bu kafa, Mendereslerin 1950'lerde önünü açtığı sosyal, siyasal ve ekonomik dinamikler tarafından tarihin dışına sürükleniyor. Biliyorlar bunu. Menderes düşmanlıkları bundan. İşte tam da aynı nedenle, bu bürokratik zümrenin zulmünden milleti kurtaran süreci başlatmış olmalarından dolayı da millet, Menderes'i sevdi, seviyor. Nasıl olmuşsa, Menderes'in idamını 'coşku'yla karşılayan halk, bir ay sonra gidip DP geleneğinin devamı olduğunu ancak ihsas edebilen AP ve YTP'ye vermişti oylarının %49'unu. Darbecilerin, iktidarı devretmeye hazırlandıkları İnönü'nün CHP'si ise ancak % 37 oy alabilmişti, 1957 seçimlerinin bile gerisine düşerek. Başsavcı gibi halkın idamlara sevindiğini sanan darbeciler, bu sonuç karşısında Meclis'i açmamayı düşünmüş, nedense o kadarına da cesaret edememişlerdi. Halkın sabrını taşırmaktan mı korkmuşlardı, ne?

İşte böyle, halkın tercihlerini ve tepkilerini anlamamakta direnen darbeciler ve onların yargıdaki, siyasetteki, medyadaki uzantıları hâlâ aynı yerdeler, demokrasi tarafından terbiye edilmeye bile yanaşmıyorlar...

27 Mayıs bir 'devrim'miş. Toplum orduya görev vermiş. Devrimden sonra güzel bir cumhuriyet kurulmuş. Ama 'kendi menfaatine düşkün Türk toplumu', darbecilerin bu iyiliğini anlamamış tabii... Ne de olsa 'halk okumaz'mış...

Kimin okumadığı Başsavcının bu sözlerinden çok net anlaşılıyor. Aşağıladığınız bu halk, dünyayı öyle güzel okuyor ki, bu ülkede bürokratik oligarşinin devrinin tamamlandığını çok iyi biliyor.

Cevabını tahmin edebiliyorum ama bir sorum olacak bu Başsavcı'ya; bugün de böyle bir 'devrim'e ihtiyaç var mı sizce? Birkaç soru da savcılarımıza; Anayasa'yı zor kullanarak kaldırmak veya değiştirmek suç mudur? Darbeler anayasanın zor kullanılarak ortadan kaldırıldığı tecavüzler değil midir? Dolayısıyla darbe, suç mudur? Peki, bu ülke yasalarına göre suçu ve suçluyu övmek suç mudur? Darbeciler ve darbe çığırtkanları neden kovuşturulmaz o zaman? Hani bazılarının bir aralar çok sevdiği biçimde sorarsak: Demokrasiyi demokrasi düşmanlarından kim koruyacak?

DYP Genel Başkanı Soylu'yu tebrik ediyorum, Başsavcıyı istifaya çağıran açıklamasından dolayı... Demokratlar, darbeciler kadar cesur olmadıkça demokrasiyi kurumsallaştıramayız. Başsavcıda ifadesini bulan anlayışa karşı sığınılabilecek tek kapı, demokrasidir. Demokrasi, hukuksuzluğa, adaletsizliğe ve zorbalığa karşı en iyi rövanştır.

İhsan Dağı / Zaman 

 


Bu da Sabah yazarı Emre Aköz'ün konuyla ilgili yazısı:

 

Allah Söyletiyor

 

Dünkü Bakanlar Kurulu toplantısı beş saate yakın sürdü. Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek birçok konuda açıklama yaptı. Bunlardan birine dikkatinizi çekmek isterim...

 

Danıştay Başsavcısı Tansel Çölaşan, bir sempozyumda konuşurken, 27 Mayıs 1960'taki askeri darbeyi, hem gerekçeleriyle, hem de sonuçlarıyla olumlayan, öven, kutlayan bir konuşma yaptı.


Çölaşan'ın konuşmasının can alıcı bölümlerinden biri Başbakan Menderes ve iki arkadaşının idam edilmesinin " toplumsal bir coşku " ile karşılandığı şeklindeydi.


Doğrudur: Toplumun bir kesiminde böyle bir coşku oldu. Ama bu dar bir kesimdi. Vatandaşların çoğunluğu ise idam kararını nefretle karşıladı.
Sonuçta ne oldu? Demokrat Parti'nin devamı sayılan Adalet Partisi darbeden birkaç yıl sonra rakiplerini ezdi geçti. Adnan Menderes artık anıt mezarda yatıyor. 27 Mayıs darbecileri ise silindi gitti.

***

Gelelim bugüne... Cemil Çiçek, Tansel Çölaşan'ın konuşmasıyla ilgili şunları söyledi:
"Eğer böyle bir açıklama yapılmışsa son derece yanlıştır. Hukuk adamlarının, hukukun dışında olan bir durumu tasvip etmesi hiç uygun olmayan bir durumdur. Hele bir de bu açıklamayı yapan yargı mensubuysa bu çok daha vahimdir. Kim bu ülkede bir çözüm arıyorsa bu hukukun içinde olmalıdır. 27 Mayıs gibi konuyu böyle yorumlamak hatadır. Konuşacaklarsa da emekli olduktan sonra konuşabilirler."
Cemil Çiçek hukukçular açısından güzel söylemiş. Ancak bir noktanın altını çizmek istiyorum.
Çölaşan'ınki gibi açıklamalar... Sadece hukuk açısından değil... Tarih açısından yanlış, vicdan açısından sorunlu ve yaralayıcıdır.
Bu tip konuşmaların tek bir iyi yanı vardır. O da " şerrin içindeki hayır " yani kötünün içindeki iyi kabilindendir.
O da şu...
Devletin belli konumlarına gelmiş, yetki ve sorumluluk sahibi insanların "aslında" nasıl bir zihniyete sahip olduklarını görüyoruz.
Mesela kimi rektörler "Türbanlıya hak ettiği notu vermeyiz" dediğinde... Ben hem kızmış ve üzülmüş... Hem de "İşte faşist zihniyetleri apaçık ortaya çıktı" demiştim.
Bu da benzeri bir durum...
Eğitimden sonra, yargının da hangi zihniyetin elinde olduğu apaçık ortaya çıkıyor. Tek tesellimiz, yıllardır anlatmaya çalıştığımız zorbalığın, bu tip ifşaatlarla kanıtlanmasıdır. Tam bir "Allah söyletiyor" vaziyeti.

 

Emre Aköz / Sabah

 


 

Hakan Albayrak da bu konuyu yazdı:

 

Darbeyi öven, soluğu mahkemede alsın!

Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir hukuk devleti, öyle mi? Öyleyse şu sözlerin sahibi olan devlet memuru derhal memuriyetten atılmalıdır:

"Bizde bir devlet yapısı var… Bir şekilde belli bir mesafe katettik. Maalesef ordunun her 20-25 yılda bir siyasilerin elinde yozlaşan sistemi tekrar rayına oturtmak uğruna müdahalesiyle oluştu bunlar. İnşaallah bir daha o noktalara gelinmez. Ama Demokles'in kılıcı gibi perde arkasında bu iç güvenlik ve iç istikrara dayalı misyonumuz bence devam ediyor."

Konuşma, bir "Eğitim ve Öğretim Komutanı"na ait.

Subay adayları / genç subaylar bu komutanın elinde nasıl bir eğitim-öğretimden geçiyor, varın siz hesap edin.

* * *

Seçimle gelen hükümetler askeri cuntalar tarafından silah zoruyla devrilmiş, milletvekillerine ve hükümet üyelerine dünyanın işkencesi yapılmış, halkın sevgilisi olan bir başbakan ve iki bakan idam edilmiş, bu mezalimin her an tekrarlanabileceği mütemadiyen hissettirilerek seçilmiş hükümetlerin saygınlığı yerlerde süründürülmüş, askeri müdahale tehdidi canlı tutularak sistem istikrarsızlaştırılmış, sivil otorite zafiyete düşürülmüş, terörle mücadeleden iktisadi hayata kadar her konuda dayatmalarda bulunularak demokratik hukuk devleti yozlaştırılmış, ama sayın komutan "siyasilerin elinde yozlaşan sistemi rayına oturtmak"tan bahsediyor!

Askeri idareciler Kürt dilini sokaklarda bile yasaklamış, Diyarbakır Cezaevi'nde Kürt kimliğini ezeceğiz diye milleti bir köpeğin önünde selam durmaya zorlamış, insanları tahrik etmiş, binlerce Kürt'ü PKK saflarına itmiş, milyonlarca Kürt'ü PKK sempatizanlığına sevk etmiş, ülkeyi bölünmenin eşiğine getirmiş, ama sayın komutan "iç güvenlik ve iç istikrara dayalı misyon"dan dem vuruyor!

Sistemi korumak veya kurtarmak adına yapılan askeri darbelerin demokrasiyi nasıl 'spastikleştirdiği', hukuk devletini nasıl tahrip ettiği ve terörü nasıl azdırdığı ayan beyan ortada değil mi? Öyleyse, "Demokles'in kılıcı gibi perde arkasında bu iç güvenlik ve iç istikrara dayalı misyonumuz bence devam ediyor" cümlesinde geçen "misyon"dan kasıt, aslında iç güvenlik ve iç istikrara kasıt olsa gerek!

* * *

Ne olacak şimdi? Bu komutanın askeri darbe müdafaası yanına kâr mı kalacak? Demokratik hukuk devletine askeri müdahalenin (yani anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmenin) belli durumlarda meşru ve dahi zorunlu olduğunu ileri süren bu komutan cezasız mı kalacak? Bu komutanı (ve benzerlerini) memuriyetten atmak, ayrıca da yargı önüne çıkarmak için harekete geçilmeyecek mi?

Derhal harekete geçilmeli! Ortada bir mevzuat engeli varsa, o engel derhal kaldırılmalı! Askeri darbeyi savunan subayların memuriyetten atılıp sivil mahkemelerde "anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye teşebbüs" veya en azından "suç olan bir fiili övmek"ten yargılanmalarına imkân verecek bir yasal düzenleme mutlaka yapılmalı! Darbe şakşakçılığı sözkonusu olduğunda, yüksek yargı üyelerinin 'dokunulmazlığı' bile otomatikman kalkmalı. 27 Mayıs Eşkıyası'nı baş tacı eden Danıştay Başsavcısı Tansel Çölaşan'ın kulakları çınlasın…

Bunlar yargılanmıyor da, bir askeri darbe teşebbüsünü ifşa eden Nokta dergisinin sorumluları yargılanıyor. Demokratik hukuk devletinde bu ne yaman çelişki?

Hakan Albayrak / Yeni Şafak

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir