1. YAZARLAR

  2. Akif Emre

  3. Ütopyalar Tükenmeden…
Akif Emre

Akif Emre

Yazarın Tüm Yazıları >

Ütopyalar Tükenmeden…

06 Ocak 2009 Salı 14:48A+A-

Filistin'de İslam dünyasının kalbine saplanan acı, insanlığın vicdanını kanatan vahşet karşısında soğukkanlı kalabilmek ne mümkün. Bunca yıl içine kapatılan Anadolu insanı, 'nüfuz casusu' gibi kalem oynatanların İsrail propagandasına, resmi söylemin Arap düşmanlığına karşın derinlerde yatan kardeşlik bilinciyle ayağa kalktı. İstanbul'la Diyarbakır'ı, Konya ile Trabzon'u meydanlara döken ortak duyguyu anlamadan ne bu ülke anlaşılır ne de Filistin'de olup bitenler… Lahor'dan Londra'ya, Moro'dan Paris'e uzanan çizgide öfke selinden çok bir vicdanın ayağa kalkmasına şahit oluyoruz.

Dün Türkiye ayaktaydı. Bugün, aklımız Gazze'ye takılı da olsa da hepimiz işimizin başında hayatın günlük akışını sürdürmeye devam ediyoruz. İsrail ölüm kusmaya devam ediyor. Meydanları doldurmak, katliamı lanetlemek çözüm için yeterli olsaydı ne Irak işgal edilirdi ne Filistin Siyonist işgal altında kalmaya devam ederdi.

Aslında bölgeye yabancı unsur olarak girmesiyle daimi bir sorun kaynağı haline gelen İsrail'in bu tavrının yaptığı bazı hatırlatmalar var. Katliama karşı gösterilen tepkide ortaya konan, toplumun benliğinde yatan öfke, sevgi, isyan duygusunun iyi tahlil edilmesi gerekir. Bu ruha dokunduğumuzda ortaya çıkan duygudaşlık gerçekte bundan sonra ne yapılması gerektiğinin de işaretidir. Politik gerekçelerin unutturmaya çalıştığı fakat toplumun meydanlara çıkmasıyla hatırlattığı üç kategori çözüm için de yol gösterici olabilir.

Ütopyalarımızı elimizden almayın: Türkiye'de İslami hassasiyete sahip olmak siyasal ve toplumsal anlamda geleceğe ilişkin evrensel tahayyül sahibi olmak demektir. Ütopyaların ulusalcı paradigmalara karşı, alternatif bir duruş ve hissediş olarak somutlaşmasıdır. Kardeşlik duygularının evrensel ölçeğe taşındığı, zulme, haksızlığa karşı vicdani sorumluluğu her dem diri tutan bir dayanışma ruhudur bu. "Dini gerekçelere dayalı uluslar arası dayanışma döneminin bittiği"ne bizi inandırmaya çalışanların hayal dünyaları kısa sürede parçalandı. Tekrar ütopyalarımıza dönmekten başka çare yok. Meydanların haykırdığı en büyük gerçek bu; İslam kardeşliği söyleminin anlamsızlığına bizi ikna etmeye çalışan seküler-batıcı elitle muhafazakâr siyasetçilere reel politik anlamda bir ihtar…

Tarihsel hafızamızı diri tutalım: Meydanların yaptığı ikinci uyarı hafızamıza sahip çıkalım. Bugün İsrail'in temsil ettiği Batılı dünya sisteminin sömürgeci karakterinin değişmediği bir kez daha hatırlanmalı. Siyonist sömürgeciliğin ne tür yöntemlerle bugüne geldiğini unutarak, mağduriyet edebiyatından beslenen bir işgalin ne kadar acımasız olabildiğini sürekli hatırlamamız gerekir. Bu topraklarda bu denli tecrübeyi yaşamış olmak bize büyük hafızayı da veriyor olmalı. Genel anlamda Batıyla ilişkilerde özel olarak da İsrail'e yaklaşımda bu tarihi tecrübe bize ışık tutmuyorsa hafızasız bir topluma dönüştüğümüz anlamına gelir. İsrail'in yayılma stratejileri, devletin ve toplumun beslendiği ideolojik, sosyolojik ve dini kaynakları yok sayarak, romantik barış söylemlerinin ne kadar havada kaldığını hatırlamalıdır. Osmanlı mirasçısı bir toplum olarak, oradaki tecrübemizle İsrail'i bölgeye dayatan dünya sisteminin aynı zamanda bizim bölgeden izole edilişimizin sonucu ve aynı zamanda nedeni olduğunu unutmamayı gerektirir.

Gelecek umudu ve hazırlığı: "Kahrolsun Siyonist işgal" ya da "Filistin'in yanındayız" şeklinde haykırmak aynı zamanda uzun soluklu bir çabayı gerektirir. Yıllardır İsrail'in yaptığı her katliamda kitleler ayağa kalkar, sonra yaşananlarla baş başa kalır Filistin… Kitlelerin heyecanından ibaret kalan bir tepkinin, Filistin dayanışmasında İsrail açısından caydırıcı hiçbir etkisi olmayacaktır.

Çoğumuz için Filistin duyarlılığı Mescidi Aksa ile Kubbetüssahra'yı bir birine karıştıran bir duyarlılıktır. Bugüne dek İsrail'in uzun soluklu stratejik hesaplarından içindeki politik-dini farklılaşmalara, Filistinlilerin temel sorunlarından işgalin askeri ve jeoekonomik önceliklerine kadar yeterli bilgiden beslenmeyen bir tepkiden ibaret kaldı. Uluslararası anlaşmaların verdiği imkanlardan İsrail içindeki muhalif güçlere kadar tüm unsurları değerlendirecek sağlıklı bir enformasyon ağı çoktan oluşturulmalıydı.

Filistin duyarlılığı Kudüs duyarlılığı demektir. Kudüs'e sahip çıkamayan bir ümmet hiçbir zulmü önleyemez. Gazze'de ölenlerin ortadan kaldırılmak istenen HAMAS'a destek verdikleri için topyekun cezalandırılmak istendiği için cezalandırıldığını, HAMAS'ın da Kudüs duyarlılığını sürekli gündemde tuttuğu için boy hedefi haline getirildiğini görelim.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum