
Uluslararası toplum, diplomatik önemini hızla yitirmektedir
İsrail diplomatik görünüşü ortadan kaldırırken, uluslararası toplum hangi rolü oynayacak?
Ramona Wadi’nin Middle East Monitor’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
İsrail Savunma Bakanı İsrail Katz, soykırımı bir zırh olarak kullanan sömürgeciliğin mevcut haliyle, denetimsiz bırakıldığında neler yapabileceğine dair net bir örnek sundu. Bu hafta Pazartesi günü Katz, İsrail’in Lübnan, Suriye ve Gazze’de işgal ettiği topraklardan çekilmeyeceğini açıkladı. Sunulan yüzeysel gerekçe, “sınırı ve İsrailli toplulukları cihatçı unsurlara karşı savunmak”tı. Bu, Batı’nın karşı çıkmayacağı bir güvenlik söylemidir.
Ancak asıl neden, toprak hırsızlığıdır. Katz ayrıca İsrail ordusunun mevcut toprak işgalini “7 Ekim katliamından alınan önemli bir ders” olarak nitelendirdi.
Katz, “Mevcut tüm baskılara ve gelecekte ortaya çıkabilecek baskılara rağmen IDF’nin Lübnan’dan çekilmesine karşı çıkıyoruz” diye açıkladı ve ABD Başkanı Donald Trump ile üst düzey ABD yetkililerinin İsrail’in tutumundan haberdar olduğunu da belirtti.
Katz’ın açıklaması, hiçbir diplomatik çabanın İsrail’in sömürgeci genişlemesini durduramayacağı veya tersine çeviremeyeceği mesajını verdiği için tüm uluslararası toplumu alarma geçirmeliydi.
Ayrıca, uluslararası toplumu, tek geçerli diplomasinin İsrail’in anlatıyı belirlediği bir diplomasi olduğu konusunda uyarmalıydı. Bu durum on yıllardır böyleydi, ancak soykırım, yakın zamana kadar daha çok gölgede kalan bu gerçeği daha da pekiştirdi.
Gazze’deki soykırım gerçekleşene kadar uluslararası toplum, dağınık ama tutarlı bir şekilde devam eden zorla yerinden edilme olaylarına odaklanarak ve anlatıyı insani yardıma çevirerek harekete geçiyormuş gibi davranabiliyordu. Daha fazla Filistinli etnik temizliğe maruz kalırken bile, İsrail’i kınamanın – elbette sadece sözde – bir eylem planı olduğunu iddia edebiliyordu. Gazze’deki soykırım her şeyi değiştirdi.
Katz ayrıca bu soykırımı, İsrail’in sömürgeci genişlemesi açısından bir dönüm noktası olarak nitelendiriyor. Uluslararası toplum Gazze için insani ateşkesleri tartışmakla meşgulken, İsrail bu bölgeyi sömürgeleştirme planlarıyla uğraşmaya devam etti. ABD’nin 20 maddelik planı açıklandığında, uluslararası toplum Gazze’nin yeniden inşasına ve bu süreçte üstleneceği role odaklanmıştı; oysa pek çok ülke Barış Kurulu’na katılmayı reddetmişti. Bu arada İsrail, Gazze’deki Sarı Hat’ın ötesine yayıldı ve Netanyahu kısa süre önce bir sonraki hedefin toprağın yüzde 70’ini ele geçirmek olduğunu açıkladı.
İsrailli yetkililer ayrıca, Lübnan’daki toprak fetihlerini kolaylaştırmak için Gazze’yi yerle bir eden taktiklerin aynısını kullandıklarını açıkça övündüler. İsrail ordusu da güvenlik endişeleri bahanesiyle Lübnan’da Gazze’deki Sarı Hat’a benzer sınır çizgileri kullanıyor.
Ancak, yeterince kurulamayan bağlantı, tüm sömürgeci toprak gaspının İsrail’in genişlemesiyle nasıl iç içe geçtiğidir. İsrail’in Lübnan’daki eylemlerini Gazze ile ilişkilendirmek yeterli değildir. En önemlisi, İsrail’in şu ana kadar tüm uluslararası toplumu “Büyük İsrail” kavramının rehinesi haline getirmiş olmasıdır.
Eskiden bu bir ideoloji ve kademeli genişlemeydi. İsrail şimdi bu süreci soykırıma ve uluslararası toplumun soykırımı kabul etmesine doğru kaydırdı. Bu arada, uluslararası toplum dönemsel endişelerinden ve insani yardım paradigmasından uzaklaşmamıştır. Katz, ne mevcut ne de gelecekteki diplomatik çabaların İsrail’i durduramayacağını açıkça belirtmiştir. İsrail diplomatik görünüşü ortadan kaldırırken, uluslararası toplum hangi rolü oynayacak?
* Ramona Wadi, bağımsız bir araştırmacı, serbest gazeteci, kitap eleştirmeni ve blog yazarıdır. Yazıları, Filistin, Şili ve Latin Amerika ile ilgili çeşitli konuları kapsamaktadır.


HABERE YORUM KAT