'Almanak Türkiye 2006-2008 Güvenlik Sektörü ve Demokratik Gözetim' adıyla kitaplaştırılan araştırmaya göre Türkiye, güvenlik endişesinin kılcal damarlar gibi hayatın en ince ayrıntısına kadar yayılan bir anlayışla yönetiliyor. Güvenlik güçleri arasında en ağırlıklı yeri teşkil eden Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ülke yönetimini sivillerle her alanda paylaşan, siyasete gerektiğinde müdahale eden bir güç konumunda. Almanağın editörlerinden Ali Bayramoğlu, çalışmanın ışığında son düzenlemeyi şöyle değerlendirdi: "Askeri vesayeti kırıcı bir adım."
Almanak, dün kamuoyuna açıklandı. Projenin editörlüğünü yapan Ali Bayramoğlu güvenlik sektöründe TSK'nın demokratik sistem açısından oluşturduğu en önemli sorunun devlet alanı içinde en özerk sahayı kaplaması olduğunu söyledi. Bayramoğlu, denetime kapalı aşırı merkeziyetçi bir yapıya sahip olan TSK'nın kültürel, sosyal, askeri, idari ve hukuki bütün alanlarda etkili olduğunu vurguladı.
Avrupa Birliği'ne uyum için sınır güvenliğinin jandarmadan alınıp polise devredilmesi gerekiyor. Bayramoğlu, yapılan yasal düzenlemelere rağmen yeni kurulan 42 yeni ilçede jandarmanın, polis ile devir protokolü imzalamaktan kaçındığını belirtti. Bu ilçelerden biri Hrant Dink cinayetini işleyenlerin ikamet ettiği Trabzon'un Pelitli ilçesi. Jandarma Pelitli'yi 1999 yılından bu yana 'lüzum görmediği' için polise devretmiyor. Bayramoğlu'na göre ülkemizde ekonomik, politik, sosyal her konuda geliştirilen politikalar asayiş gözlüğüyle tanımlanıyor ve şekillendiriliyor. Türkiye'de yönetim şeklini belirleyen milli güvenlik konsepti içinde asker her şeyi çeken bir mıktanıs gibi. Bakanlıklar, güvenlik endişesiyle oluşturulan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ne bağımlı olarak yönetiliyor.
Almanak'ta konuyla ilgili önemli tespitler yer alıyor. Hale Akay'ın araştırmasına göre Genelkurmay başkanının Başbakanlık'a bağlılığı sembolik düzeyde kalıyor ve bu, denetim dışı olmasını ifade ediyor. AB sürecinde askeri yargıyla sivil yargı arasındaki alan tartışmasında sivil yargıya önem verilmesi, askeri mahkeme kararlarının temyiz makamının sivil yargı olması gerekiyor. Prof. Dr. Beril Dedeoğlu, 20. asrın sonunda NATO Soğuk Savaş konseptinin terk edildiğini buna rağmen Türkiye'ye bu durumun yansımadığını kaydediyor.
2008'DEKİ GÜVENLİK HARCAMASI 30 MİLYAR DOLAR
Nurhan Yentürk'ün hesaplamasına göre 2008 yılında Türkiye'deki bütün güvenlik güçlerinin yaptığı harcama 30 milyar dolar. 22 ilde geçici 57 ve 14 ilde gönüllü 12 bin olmak üzere 69 bin korucu faaliyet gösteriyor. Almanağın editörlerinden Ahmet İnsel, güvenlik politikalarının mali cephesinin Türkiye'de denetlenemediğine dikkat çekiyor. Son dönemde silah alımlarının komutanlar yerine Savunma Sanayii Müsteşarlığı'na bırakılmasının demokratik bir adım olduğunun da altını çiziyor. İnsel'e göre Almanak ulusal güvenlik uygulamasının fiilen nasıl toplumu kuşattığını ve bu işi düzeltmenin hiç de kolay olmayacağını gösteren bir çalışma. İnsel, "Bu çalışma Anayasa, yasa, kararnameler ve hatta yönergelerde ulusal güvenlik kavramının rol aldığını, topluma yön verdiğini gösteriyor." şeklinde konuşuyor. Okullarda verilen milli güvenlik dersleri için İnsel "Silah altına alınmadığı için askerin elinden kurtulan kızlara yönelik bir torna sistemi." diyor. Şartlı refleksin bu eğitim içinde oluştuğuna işaret eden İnsel, medyanın bu şartlı reflekse uygun tepki verdiğini savunuyor. Gazeteci Alper Görmüş ise medyanın polise şahin askere güvercin kesildiğini dile getiriyor.
Serap Yazıcı: Askerin alanını darbe anayasaları genişletti
Almanak'ın tanıtım toplantısına katılan anayasa hukukçusu Doç. Dr. Serap Yazıcı, Türkiye'de sivilleşme sürecinin gecikmesini asker-sivil ilişkilerinin demokratik modele uygun olmayan şekilde kurulmasına bağladı. Yazıcı'ya göre Türkiye'de yönetimin askeri ağırlıklı olmasının sebebi her askeri müdahaleyi izleyen anayasa yapımı sürecinde askerlerin yeni yetkili ayrıcalıklar elde etmeleri. Yazıcı, "Türkiye'de asker-sivil ilişkileri demokratik modele uygun hale getirilebilir mi?" sorusunu şöyle cevapladı: "Öncelikle anayasal ve yasal hükümlerle askere sunulan yetki ve ayrıcalıklar ortadan kaldırılmalı. İkinci olarak da bu zihni bir değişimle desteklenmeli. Toplumun önemli bir kesiminin her sorunda askeri sorunu çözmeye davet eden tutumundan vazgeçmesi gerekir. Seçilmişlerin sorunları çözebileceği anlayışını derinleştirebilirsek ve TSK'yı sorunları çözmeye davetten vazgeçersek, demokratikleşmenin önündeki engeli kaldırabiliriz."