Fransa’da bir caminin altı ay süreyle kapatılmasına ilişkin karar, hükümetin İslami ibadet üzerindeki denetimini artırdığı yönündeki eleştirileri yeniden gündeme taşıdı. Eleştirmenler, Kur’an ayetleri ve İslami kaynaklardan yapılan alıntıların dahi “radikalleşme” gerekçesiyle soruşturma konusu yapılmasını, din özgürlüğüne yönelik ciddi bir tehdit olarak değerlendiriyor.
Paris’in kuzeydoğusundaki Aulnay-sous-Bois kentinde bulunan Attaqwa Camii’nin, şiddet ve terörizmi teşvik ettiği iddiasıyla altı ay süreyle kapatılmasına ilişkin kararın mahkeme tarafından onanması tepki çekti.
Montreuil İdare Mahkemesi, bu ayın başında Seine-Saint-Denis Valiliği tarafından temmuz ayında verilen kapatma kararının askıya alınması talebini reddetti. Chanteloup Camii olarak da bilinen Attaqwa Camii, kentin göçmen nüfusun yoğun olduğu güney kesimindeki bir mahallede bulunuyor.
Bir sosyal konut kompleksinin ortasında yer alan cami, dışarıdan bakıldığında bir apartman bloğunu andırıyor. Minare veya kubbesi bulunmayan yapıda onlarca kişinin ibadet edebildiği bir mescit ile camiyi yöneten Aulnay-Sud Kültür Derneği’ne (Acas) ait idari ofisler bulunuyor.
Caminin yakınında yaşayan 78 yaşındaki Salah, yapının 2010’lu yılların başında mahalle sakinleri tarafından gayriresmî bir mescit olarak oluşturulduğunu ve o dönemde ne sosyal konut idaresinin ne de belediyenin buna karşı çıktığını söyledi.
Salah, caminin kapatılmasından duyduğu üzüntüyü dile getirerek, her akşam yatsı öncesi akşam namazını burada kıldığını, ancak sağlık sorunları nedeniyle Aulnay-sous-Bois’daki diğer camilere yürüyemediğini belirtti.
20 yaşındaki Rayane ise Fransız makamlarının camiyi kapatarak mahalledeki bütün Müslümanları cezalandırdığını söyledi. “Şiddet içerikli konuşmalar yaptığını iddia ettikleri imamları neden doğrudan yargılamadılar?”
Kur’an ayetleri “radikalleşme” gerekçesine dönüştürüldü
Caminin kapatılmasına ilişkin valilik kararında, camide ve imamların sosyal medya hesaplarında “şiddet, nefret veya ayrımcılığı teşvik eden, terör eylemlerini yücelten ve bunların gerçekleştirilmesini teşvik eden” ifadeler, fikirler veya teorilerin yayıldığı öne sürüldü.
Montreuil İdare Mahkemesi ise valiliğin gerekçelerini kabul ederek kapatma kararının ibadet özgürlüğüne yönelik “ciddi ve açıkça hukuka aykırı bir müdahale oluşturmadığına” hükmetti.
Ancak Acas'ın avukatı Rafik Chekkat, kararın bazı bölümlerinin din özgürlüğüyle bağdaşmadığını savundu. Chekkat, Fransa’nın en yüksek idari yargı organı olan Danıştay’a başvuracaklarını açıkladı.
Avukata göre makamların Kur’an’dan yedi ayete ve İslam geleneğinin temel eserlerinden Riyâzü’s-Sâlihîn ile Kırk Hadis gibi eserlere yapılan atıfları kapatma gerekçeleri arasında kullanması son derece kaygı verici.
Chekkat, bu yaklaşımın kutsal metnin kendisini “radikalliğin göstergesi” haline getirme riski taşıdığını belirterek, laiklik ilkesinin bu olayda korunmadığını savundu.
Savunma ayrıca valiliğin, “kâfirler” için cehennem ve kabir azabından söz edilen vaazları da gerekçe gösterdiğine dikkat çekti. Savunmaya göre benzer dini öğretiler diğer dinlerin ibadet mekânlarında da bulunuyor.
Mahkeme ise valilik kararının yalnızca Kur’an alıntılarına dayanmadığını, dini metinlerden kaynaklanmayan başka ifadelerin yanı sıra camiye “radikalleşmiş kişilerin” devam etmesine ilişkin unsurların da kararın temelini oluşturduğunu savundu.
“Fransız laikliğinde otoriter bir dönüşüm”
Fransa’da daha önce üç caminin kapatılma kararının askıya alınmasını sağlayan avukat Sefen Guez Guez de mahkemenin yorumuna itiraz etti.
Guez Guez, kararın Kur’an ayetleri ve hadislerle ilgili ifadeleri temel almasını hukuki açıdan son derece ciddi buldu. Avukata göre valilik, vaazlarda kullanılan dini metinleri bağlamından koparıp kelimesi kelimesine yorumlayarak kapatma kararını meşrulaştırmaya çalıştı.
Üstelik kapatma kararında atıfta bulunulan bazı vaazların 2020 yılına ait olduğuna dikkat çeken Guez Guez, bunun hukuk devleti açısından ciddi soru işaretleri yarattığını söyledi: “Bir camiyi kapatmayı gerekçelendirmek için ne kadar geriye gidilebilir?”
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2017'de göreve gelmesinden bu yana çok sayıda Müslüman ibadethanesi faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldı.
Sonraki yıllarda hükümet, “İslamcı radikalleşmeyle mücadele” gerekçesiyle Müslümanların dini yaşamı üzerindeki idari denetimi genişleten bir yasal çerçeve oluşturdu. Ağustos 2021’de kabul edilen ve resmî adıyla “Cumhuriyet ilkelerine saygının güçlendirilmesine ilişkin yasa” olarak bilinen “ayrılıkçılık karşıtı yasa” da Müslüman toplumu damgaladığı ve temel özgürlükleri kısıtladığı gerekçesiyle eleştirildi.
Yasa, valilerin ibadethaneler üzerindeki yetkilerini genişleterek camilerin kapatılması için daha kapsamlı hukuki zemin oluşturdu; dini derneklere yeni yükümlülükler getirildi ve kapatma gerekçeleri genişletildi.
Bu düzenlemelerin ardından cami kapatmaları daha sık, daha sistematik ve idari açıdan daha kolay uygulanabilir hale geldi.
Dinler uzmanı ve CNRS araştırmacısı Franck Fregosi, 2025 tarihli “Fransa’da İslam’ı Yönetmek” adlı kitabında camilerin kapatılmasını, Fransız laikliğinde “otoriter bir dönüşümün” göstergesi olarak değerlendiriyor.
Fregosi, Fransız makamlarının camilerin iç işleyişine giderek daha fazla müdahale ettiğini, imamların ve cemaatin denetlenmesini dayatmaya çalıştığını belirtiyor. Ona göre bu politikalar, Fransa’nın sömürge dönemine kadar uzanan Müslümanların ibadet hayatını kontrol etme ve idari olarak gözetleme geleneğinin devamı niteliğinde.
Cami kapatmaları “siyasi” bir araca mı dönüşüyor?
2024’te dönemin İçişleri Bakanı Gerald Darmanin, Fransa’daki imamlar için yeni bir resmî statü oluşturulacağını duyurmuştu. Hükümet bu uygulamayla imamların yabancı devletler tarafından Fransa’ya gönderilmesine son vermeyi ve ülkedeki İslam’ı “yabancı etkilerden” ve radikal ideolojilerden korumayı amaçladığını savundu.
Ancak Fransa’daki Müslüman temsilciler, uygulamaların giderek ibadet hayatının devlet tarafından daha sıkı kontrol edilmesine dönüştüğünü belirtiyor.
Nimes Ulu Camii İmamı ve Fransa İslamofobiye Karşı Gözlemevi Başkanı Abdallah Zekri, Müslüman ibadethanelerinin hedef alınmasının ülkede büyüyen İslamofobik atmosferin bir yansıması olduğunu söyledi.
Zekri’ye göre camiler radikalleşme gerekçesiyle kapatılmadığında dahi imar düzenlemeleri gibi gerekçeler öne sürülüyor.
Avukat Guez Guez de belediyelerin Müslüman ibadethanelerini kapatmak için zaman zaman yangın güvenliği gibi gerekçeleri kullandığını savundu.
Fransa İçişleri Bakanlığı’nın resmî verilerine göre 2017’den bu yana 12 ibadethane radikalleşmeyle bağlantılı gerekçelerle idari olarak kapatıldı. Bunların çoğunluğunu camiler oluşturuyor.
Ancak gazetecilik araştırmaları, imar kuralları, sağlık ve güvenlik standartları veya erişilebilirlik gibi teknik ve idari gerekçelerle faaliyetleri durdurulan camilerin sayısının çok daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor. 2021-2022 döneminde yaklaşık 20 caminin geniş kapsamlı idari denetimler kapsamında kapatıldığı belirtiliyor.
Trouve Ta Mosquee adlı dernek ise geçici kapatmalar ve hakkında soruşturma yürütülen ibadethaneler de dahil olmak üzere, 2017’den bu yana kapatılan cami sayısının 89 olduğunu öne sürüyor.
Filistin meselesi de hedefte
Zekri, imamların ele aldığı Filistin ve işgalci İsrail’in Gazze’de yürüttüğü soykırım savaşı gibi konuların da Fransız makamlarınca aceleyle “nefret söylemi” kategorisine sokulabildiğini ve bunun yaptırımlara yol açtığını belirtiyor.
Mart 2025’te Bordeaux yakınlarındaki Pessac Camii Başkanı Nijerli Abdourahmane Ridouane, Filistin topraklarındaki işgalci İsrail politikalarını eleştirmesinin ardından “terörü övme” suçlamasıyla dört ay ertelenmiş hapis cezasına ve iki yıl Fransa’ya giriş yasağına çarptırılmıştı. Ridouane, aynı yılın sonunda Paris Temyiz Mahkemesi tarafından beraat ettirildi.
Buna rağmen Fransız makamlarının camiler ve Müslüman dini kurumları üzerindeki denetimi genişletmeye yönelik girişimleri sürüyor.
Haziran 2025’te Senatör ve eski İçişleri Bakanı Bruno Retailleau, Müslüman Kardeşler’in Fransa’daki sözde “sızması” üzerine hazırlanan bir raporun ardından ibadethaneler üzerindeki devlet denetimini artıran bir yasa teklifinin Senato’dan geçmesini sağladı.
Teklif, valilerin ibadethaneleri kapatma yetkisini genişletirken, ciddi bir kamu düzeni ihlali meydana gelmeden önce dahi önleyici kapatma kararlarının alınmasının önünü açıyor.
Bir diğer yasa teklifi ise yeni bir ibadethanenin inşası veya mevcut bir ibadethanenin genişletilmesi için valinin onayını zorunlu hale getirmeyi öngörüyor. Her iki teklif de henüz yasalaşmış değil.