Tek parti dönemini Osmanlı ile aynı tarihsel çizgide okumak mümkün mü?

Tek parti dönemini Osmanlı ile aynı tarihsel çizgide okumak mümkün mü?

Mehmet Garip Tanyıldızı, post-post-Kemalizm tartışmasında tarihsel süreklilik tezinin Osmanlı ile Cumhuriyet arasındaki temel kopuşları ve Türk modernleşmesinin özgün niteliğini görünmez kıldığını ifade ediyor.

Mehmet Garip Tanyıldızı / Akşam

Süreklilik ve değişim

İlker Aytürk'ün 2015'te Birikim'de yayımlanan "Post-Post-Kemalizm: Yeni Bir Paradigmayı Beklerken" başlıklı yazısı üzerinden 10 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen devam eden ve uzun yıllar süreceğe benzeyen bir tartışma başlattı.

Konuyla ilgili, büyük kısmı Aytürk'ün tezini destekleyen farklı temalar ve disiplinlerle ilgili kaleme alınmış yazılar "Türkiye Çalışmalarında Yeni Arayışlar" altbaşlıklı "Post-Post-Kemalizm" adıyla derlenerek 2022'de kitaplaştırıldı.

Daha sonra ekserisi bu teze eleştirel yaklaşımların yer aldığı yazılardan oluşan "Kemalizmin Solu Aydınlanmanın Sağı: Post-Post-Kemalizm Tartışmaları" kitabı yayımlandı.

Bu noktada, kitaptaki, tartışmanın konusu ve tarafı olan İslamcı perspektiften eleştirilerin eksikliğini not düşmek gerektiğini belirtelim.

Post-post-Kemalizm tartışması yaşadığımız siyasal süreçle etkileşimli olarak büyüdü ve yakın zamanda da yine politik gelişmelerle bağlantılı bir şekilde yeniden gündeme geldi.

Aytürk'ün tezinin, bu tezi destekleyen argümanların, teze dayanak sunan önermelerin ve bunların yanında, teze dair eleştirilerin ciddiye alınarak kritik edilmesi içinde bulunduğumuz politik atmosferi etkileyen, hatta belirleyen kabullerin tashih edilmesi bakımından faydalı olabilir.

Burada, Aytürk'ün arzu ettiği yönde "yeni bir paradigma" beklentisinin aksine sonuçlar doğurabilecek bir faydadan söz ediyoruz.

Bu yüzden mesele her veçhesiyle ayrı ayrı ele alınmayı hak ediyor.

Aytürk'ün tezindeki en tartışmalı noktalardan biri tarihsel sürecin nasıl bir süreklilik ve değişim bağlamında okunduğu ve okunması gerektiği sorunsalı.

Aytürk, tek parti dönemi ve resmi ideoloji eleştirilerinde tarihsel sürekliliğin gözden kaçırıldığını veya görmezden gelindiğini öne sürüyor.

Ona göre, post-Kemalist paradigma (İttihat Terakki yönetimindeki dönemle birlikte) tek parti dönemini siyak ve sibakını dikkate almadan bir okuma yaparak Türkiye'nin sosyal ve siyasal hastalıklarına yanlış teşhis koydu, bunun neticesinde de yanlış tedavi önerisinde bulundu.

Belirtmek gerekir ki, özellikle tek parti dönemine yönelik olay ve kesit bazlı birtakım farklı okuma denemeleri olsa da Aytürk'ün "yeni" tarih yazımı çağrısında, post-Kemalist paradigmanın yanlış okuduğunu öne sürdüğü 1908-1945 aralığı yerine öncesine ve daha ziyade sonrasına odaklanmayı önermesi dikkat çekici.

Elbette, tarihi süreklilik ve değişim unsurlarını göz önünde bulundurmadan doğru değerlendirmek muhal, tarih içindeki dönemleri ve hadiseleri hüdayinabit gibi görmek abestir.

Tarihsel süreçler ne kırılma noktaları göz ardı edilerek kesintisiz bir süreklilik olarak ne de birbiriyle bağlantısız değişimler olarak okunabilir.

Post-post-Kemalizm tartışmasındaki kritik sorular tek parti döneminin önceki dönemden bir kopuş ifade edip etmediği ve sonraki dönem açısından temel belirleyici rol oynayıp oynamadığı sorularıdır.

İlker Aytürk, bu sorulara akademik müktesebatıyla şaşırtıcı derecede uyumsuz ve basit cevaplar veriyor.

Tek parti dönemine ilişkin eleştiri konusu olan otoriterliği, askeri ve bürokratik vesayeti, elitizmi, toplum mühendisliğini, güç kullanım biçimlerini Osmanlı, Selçuklu, Karahanlı, Gazneli, Uygur, Köktürk, Hun dönemleri ile benzeştirerek adeta antropolojik bir siyasal kültür eleştirisi yapmak demagoji değil de nedir?

Bu, belirgin bir biçimde modernite öncesi tarihteki mal hırsını, ezen-ezilen ilişkisini, zengin-fakir ayrımını modern endüstriyel kapitalizmle özdeşleştirme bayağılığını çağrıştırıyor.

Öte yandan Tanzimat, II. Abdülhamid, İttihat ve Terakki ve Cumhuriyet dönemlerini bile aynı torbaya koymak mümkün mü?

Türk modernleşmesi, evvela geleneksel kurumlar ile modern kurumların ikili yapıda bulunduğu, ardından modern kurumların geleneksel kurumların önüne geçtiği, en nihayetinde de geleneksel kurumların radikal seküler bir kopuşla ortadan kalktığı süreçleri haizdir.

Bu son rijit hamle ise apaçık bir dünya değiştirme kararıydı.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir