Anneyi tercihsiz, babayı çaresiz bırakan ekonomik düzen

Anneyi tercihsiz, babayı çaresiz bırakan ekonomik düzen

Sema Yarar, aileyi korumaya yönelik söylemlerin, ailelerin ekonomik güvencesini ve anne babaların çocuklarına zaman ayırabilmesini sağlayan şartlar oluşturulmadıkça karşılık bulamayacağını vurguluyor.

Anneliği Ekonomiye, Çocukları Zamana Teslim Ettik

Sema Yarar / Doğru Haber

Halkımız yıllardır nice sıkıntılar gördü. Yoksulluk yaşadı, felaketlerle mücadele etti. Ama her seferinde ayağa kalkmayı başardı. Her defasında yeniden ayağa kalkmasını sağlayan bazı temel değerleri vardı; inanç, aile ve kanaat… İnanç umudu, kanaat sabrı, aile ise insana hayata tutunma gücü verdi. Peki, bugün bizi ayakta tutan bu değerleri ne kadar koruyabiliyoruz? Daha da önemlisi, aileyi koruduğumuzu söylerken onu ayakta tutan şartları neden giderek zorlaştırıyoruz?

Bugün aile kurumunu güçlendirmekten söz ediyoruz. Aile yılı ilan ediyor, aile bağlarının önemini vurguluyor, çocukların geleceği için kaygılanıyoruz. Ancak bir ailenin en temel ihtiyacı olan ekonomik güvenceyi sağlayamıyorsak, anne ve babanın çocuklarına zaman ayırmasını kolaylaştıramıyorsak, bütün bu söylemler ne kadar karşılık bulabilir?

Aileyi yalnızca sözle savunmak yetmez; onu yaşatacak ekonomik ve sosyal şartları oluşturmak gerekir.

Ailenin sıcaklığını, çocukların güven duygusunu ve evin huzurunu besleyen en önemli unsurlardan biri annedir. Annelik yalnızca bir sorumluluk değil; emek, sabır, şefkat ve fedakârlıkla örülen, hiçbir maddi karşılıkla ölçülemeyecek bir değerdir. Bir çocuğun elinden tutmak, korktuğunda ona güven vermek, sevincini paylaşmak, karakterinin oluşumuna katkıda bulunmak, geleceğin insanını yetiştirmektir.

Elbette kadınların eğitim alması, meslek sahibi olması son derece önemlidir. Mesele kadının çalışıp çalışmama meselesi değil. Asıl sorun, bir annenin çalışıp çalışmama tercihinin ekonomik zorunluluklar tarafından belirlenmesidir. Bir kadın, ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için çocuğuna ayıracağı zamandan vazgeçmek zorunda kalıyorsa burada sorgulanması gereken, kadının çalışması değil, onu bu tercihe mecbur bırakan ekonomik düzendir.

Peki, bir anne çocuğuyla yeterince ilgilenemediğinde, bir baba ailesinin geçimini sağlamakta zorlandığında bunun bedelini kim ödüyor? En başta çocuklar, ardından aile ve nihayetinde bütün toplum…

Bugün kiralar, faturalar ve temel ihtiyaçların maliyeti karşısında ezilen aileler, yalnızca para yetiştirmeye çalışmıyor; aynı zamanda huzurlarını, umutlarını ve gelecek hayallerini de korumaya çalışıyor. Market rafları dolu olabilir, mağazalar ürünlerle taşabilir. Fakat insanların satın alma gücü yoksa bu bolluk kimin içindir? İmkânların var olması, onlara ulaşabilmenin mümkün olduğu anlamına gelmez.

Asgari ücretle çalışan bir babanın aldığı ücret, kendi temel ihtiyaçlarını karşılamakta bile yetersiz kalıyorsa ailesini nasıl geçindirecektir? Çocuk sahibi olmak ekonomik bir kaygıya, evlenmek ağır bir yükümlülüğe, yuva kurmak ise ertelenen bir hayale dönüşüyorsa burada yalnızca bireysel tercihlerden söz edemeyiz. Ekonomik şartların aile kurma ve çocuk yetiştirme üzerindeki etkisini görmezden gelemeyiz.

Bir babaya ailesini geçindirebileceği bir ücret veremeyen, bir anneyi geçim uğruna çocuğundan uzaklaştıran düzenin aile politikalarını yeniden düşünmesi gerekmez mi?

Kadın istihdamını artırmayı tek başına başarı ölçütü kabul etmek de aileyi korumak adına kadının çalışma hayatından çekilmesini çözüm olarak sunmak da eksik bir yaklaşımdır. İhtiyacımız olan, kadınların haklarını ve tercihlerini koruyan, anneliği değersizleştirmeyen, babaların sorumluluklarını yerine getirebilecekleri ekonomik şartları sağlayan bütüncül bir aile politikasıdır.

Bunun için ücretler, yaşam maliyetleri karşısında insanca geçinmeyi mümkün kılmalı; çocuklu aileler desteklenmeli; aile kurmak isteyen gençler ekonomik belirsizlikler karşısında yalnız bırakılmamalıdır.

Çünkü aileyi korumak, yalnızca anne ve babaya sorumluluk yüklemek değildir. Devletin, işverenlerin ve toplumun da bu sorumlulukta payı vardır.

Bir çocuğun sağlıklı yetişmesi yalnızca maddi imkânlara bağlı değildir. Sevgiye, güvene, ilgiye ve istikrarlı bir aile ortamına da ihtiyacı vardır. Hiçbir kreş, hiçbir kurum anne ve babanın çocuğuna duyduğu sevginin yerini bütünüyle tutamaz.

Aileyi gerçekten korumak istiyor muyuz? Ailenin tek başına bütün zorluklara dayanmasını beklemek ne kadar doğru?

Bir ülkenin gerçek zenginliği, yalnızca ekonomik büyüklüğüyle değil, o ülkede ailelerin ne kadar huzurlu, çocukların ne kadar güvende ve insanların geleceğe ne kadar umutla bakabildiğiyle ölçülür.

Aileyi korumak istiyorsak anneliği ekonomik zorunlulukların gölgesinde bırakmamalı, babayı geçim sıkıntısının altında ezmemeli, çocukları da sevgisizliğe ve ilgisizliğe mahkûm etmemeliyiz.

Çünkü bir toplumun geleceği yalnızca fabrikalarda, ofislerde ve üretim merkezlerinde değil; çocukların güvenle büyüdüğü, anne ve babanın huzurla yaşadığı yuvalarda da şekillenir.

Aileyi ayakta tutmak istiyorsak önce geçim derdini hafifletmeliyiz. Anneyi tercihsiz bırakmamalı, babayı çaresizliğe mahkûm etmemeliyiz.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir