
Tahran alevler içindeyken müttefiki Çin ne yapıyor?
“Bu koşullarda Çin için en iyi senaryo savaşın ‘ABD’yi meşgul edecek kadar sıcak’, ancak ‘enerji akışını kesmeyecek kadar soğuk’ kalması.”
Çin’in Ortadoğu satrancı: Tahran alevler içindeyken Çin ne yapıyor?
Ümit Alperen / Fikirturu
Muhtemelen bugünlerde Pekin’deki Zhongnanhai’ın (Çin hükümet merkezi Cong-nan-hay) pencerelerinden bakıldığında, Ortadoğu bir barut fıçısından ziyade, devasa ve riskli bir enerji koridoru gibi görünüyor. ABD’nin uçak gemileri İran’ın etrafını sarmışken, İsrail “beka” söylemini sertleştirirken ve İran füzeleri Ortadoğu semalarında gezinirken; Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in önündeki harita çok daha karmaşık.
Ortadoğu’da devam eden ABD ve İsrail’in İran’la savaşı, bölgesel bir güvenlik krizi olmasının yanı sıra; aynı zamanda büyük güç rekabetinin yeni bir sınama alanı. Bu çerçevede Çin’in yaklaşımı, ideolojik değil stratejik; duygusal değil jeoekonomik. Pekin’in temel önceliği savaşın tarafı olmak değil, bir “stratejik fırsat” ile “ekonomik kabus” arasında ince bir çizgi olarak gördüğü bu savaşın maliyetlerini minimize etmektir.
Diplomatik retorik: “Egemenlik” ve “diyalog” vurgusu
Çin Dışişleri Bakanlığı’dan yapılan açıklamalar, Pekin’in klasik “müdahalecilik karşıtı” pozisyonunu koruduğunu gösteriyor. Dışişleri Bakanı Wang Yi, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını kınarken, “egemen bir liderin alenen öldürülmesini” ve rejim değişikliğini kışkırtma girişimlerinin “kabul edilemez” olduğunu ifade etti. Ayrıca Pekin çeşitli düzeylerde yaptığı açıklamalarda da saldırıları “uluslararası hukukun açık bir ihlali” ve “orman kanunlarının dayatılması” vurgusu yapıyor.
Açıkçası bu açıklamalar, dış politikasını diğer ülkelerin içişlerine karışmama, egemenliğe ve toprak bütünlüğüne saygı üzerine kuran Çin için şaşırtıcı değil. Ayrıca Çin, ABD ve İsrail’in İran saldırısını diplomatik düzlemde bir yandan gayri meşru olarak ilan ederken, diğer yandan “BM Şartı’na dönüş” çağrısı yapması, Batı-merkezli uluslararası düzen için dikkat çekici. Ek olarak, İran’ın Körfez ülkelerine düzenlediği füze ve İHA’larla yaptığı saldırılarını da failin ismini vermeden egemenlik ihlali olarak niteliyor. Böylece Pekin, Ortadoğu’daki rakip ülkelere dengeli yaklaşımını da korumayı sürdürdüğünü gösteriyor.
Ancak Pekin’in bu söyleminin, kınamasının arkasında derin bir endişe yatıyor. Çin için İran, sadece bir enerji kaynağı değil, aynı zamanda ABD’nin bölgedeki mutlak hegemonyasına karşı en kritik “stratejik dengeleyici”. İran’da mevcut rejimin devrilmesi, kaosa sürüklenmesi veya Batı yanlısı bir rejimin kurulması, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne vurulacak en büyük darbe olacaktır.
Çin-İran ilişkileri: “Kapsamlı” değil “sınırlı stratejik ortak”
İran, Çin’le Ocak 2016’dan beri “kapsamlı stratejik ortak” olsa da müttefik değil. Tahran’ın Çin’le “kapsamlı stratejik ortaklık” kurması, Temmuz 2023’te Şanghay İşbirliği Örgütü’ne, Ocak 2024’te BRICS’e tam üyesi olması Pekin-Tahran ilişkileri çerçevesinde kurumsal bir zemine oturmuştu.
Mart 2021’de “kapsamlı stratejik ortaklık” çerçevesinde, Çin-İran arasında 25 yıllık siyasi, ekonomik, güvenlik işbirliği antlaşmasını imzalanması diğer dikkat çeken bir gelişmeydi. 25 yıllık işbirliği antlaşmasının ekonomik boyutu 400 milyar dolar olarak uluslararası medyada yer alsa da bu miktar tamamen gayrı resmî bir varsayım üzerinden hesaplanmıştı. Ayrıca bu antlaşma doğrudan bir yatırım değil “çerçeve antlaşmalardı”. Dolayısıyla uluslararası alanda ve ülkemizde tartışıldığı gibi Çin-İran arasında reel anlamda stratejik ortaklık kurulduğunu göstermiyordu. Çin’in Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkelerine yaptığı yatırım milyar dolarlar iken, İran’a yaptığı yatırım milyon dolarla hesaplanıyor.
Çin’in Ortadoğu politikası, siyasi sorunları göz ardı ederken, ortak ekonomik çıkarlara odaklanan bölgesel bir denge üzerinden şekilleniyor. Pekin sadece Ortadoğu’da İran’la değil, diğer bölge ülkeleriyle ve hatta 7 Ekim 2023’te başlayan İsrail-HAMAS savaşına kadar Tel Aviv’le de kapsamlı ekonomik ilişkiler geliştirmişti.
Çin için İran, enerji tedarikçisi olması, Körfez’de ABD etkisini sınırlaması, Tayvan gibi meselelerde kaldıraç görevi görmesi nedeniyle önemli bir aktör. Fakat İran için Çin çok önemliyken, Çin için İran vazgeçilmez değil. Ayrıca Çin’in İran’a yatırım konusunda istekli ama çekingen davranmasının temel nedeni; yaptırımlar ve Pekin’in Tahran’dan daha çok Vaşington’u dikkate alması.
Dolayısıyla, Pekin için ana mesele İran’ı savunmak değil, bölgesel dengeyi ve istikrarı korumak. Doğrudan İran’ın lehine bir pozisyon alması ve silah tedarikinde bulunması, Pekin’in Körfez ülkeleriyle, ABD’yle ve hatta İsrail’le ilişkilerini zedeleyebilir.
Her ne kadar, dünya medyasında Çin’in İran’a silah tedariki yaptığı yönünde haberler çıksa da bunlar somut delillerle kanıtlanabilmiş değil. Not etmek gerekir ki, Çin liderliği kendisiyle doğrudan bağlantısı olmayan bir çatışmada yukarıda bahsedilen çerçeve diplomatik retorik dışında karışmayı istemez.
ABD’nin “stratejik dikkat dağınıklığı”: Pekin’e gizli hediyesi
ABD 2010’ların başından itibaren “Asya Ekseni”, “Hint-Pasifik Stratejisi” politikalarıyla Ortadoğu’dan elini çekmeye çalışırken, bu savaşla birlikte Ortadoğu’da yeniden bataklığa batmak için uğraş vermesi, Çin’e risklerle beraber stratejik fırsatlar sunuyor. Her şeyden önce İran savaşı, Vaşington’un dikkatinin Tayvan’dan, Güney Çin Denizi’nden uzaklaşması anlamına geliyor.
Pekin’dekiler, ABD’nin Ortadoğu’da savaş için harcadığı her doların, ateşlediği her Tomahawk füzesinin ve bölgedeki her uçak gemisinin, Tayvan Boğazı ve Güney Çin Denizi’nden eksilen bir güç birimi olduğunun farkında. ABD Ortadoğu’da bataklığa saplandıkça, Pasifik’teki caydırıcılığı aşınacak, Çin de bölgesinde daha rahat nefes alacak.
ABD, Çin’e bu fırsatı sadece başlattığı savaşlarla değil, uluslararası hukuku, Batı’nın kaldıysa “değersel söylemlerini” yerle yeksan ederek, güç politikasıyla konuşarak da sağlıyor. Bu çerçevede, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısı, Çin’in “çıkarlarını” korumak için askerî güç yolunu da açıyor. Örneğin, Çin Trump’ın argümanlarını uygulamak isterse, Pekin, kendini savunma, egemenlik ve topak bütünlüğünü sağlama gerekçesiyle Tayvan’a saldırabilir.
ABD’nin Çin’e bir diğer hediyesi de diplomasi alanında güvenilirliğini kaybetmesi. Kendisini “rasyonel ve barışçıl” bir güç olarak konumlandıran Çin, 2023’te İran-Suudi Arabistan arasındaki arabuluculuğuyla, Filistinli grupları Pekin’de bir araya getirerek bölgede ve kürede prestij kazanmıştı. Gelinen noktada, Pekin Batı’nın Ortadoğu’daki savaş yanlısı tutumu nedeniyle “kaosun mimarı”, kendisini ise “istikrarın garantörü” olarak konumlandırıyor. Bu çerçevede Çin medyasında ABD’nin Cenevre nükleer müzakerelerini sürpriz bir saldırı gerçekleştirmek için bir “duman perdesi” olarak kullandığı yönünde haberler yer alıyor. ABD’nin “konuş ve vur” taktiğinin hem Küresel Güney’de hem de Çin’de Batı diplomasisinin güvenilirliğine kalıcı olarak zarar verdiği açık. Muhtemelen bundan sonraki süreçte hem Çin hem de diğer ülkeler ABD’yle yaptıkları müzakerelerin ne kadar geçerli olduğu konusunda hep bir şüpheleri olacak.
Enerji güvenliği: Ejderha’nın aşil topuğu
Ancak madalyonun diğer yüzü oldukça karanlık. Çin’in Ortadoğu politikasının temel iki önceliği var. İlki, enerji güvenliği yani Hürmüz Boğazı’dan petrol ve gaz akışını sağlamak. İkincisiyse, bölgesel istikrar. Bölgesel istikrar, enerji güvenliğinin yanı sıra “radikal İslamcılığın” canlanması ve bunun Pakistan, Orta Asya üzerinden Çin’e uzanmasıyla ilgili.
Çin, uzun bir süredir dünyanın en büyük petrol ithalatçısı ve bu petrolün büyük bir kısmı Körfez’den geliyor. İran’ın ihraç ettiği petrolün yaklaşık yüzde 80’i Çin’e gidiyor. Bu, Çin’in toplam deniz yoluyla İran’dan ithalatının yüzde 10-13’üne tekabül ediyor. Ayrıca Çin’in toplam ithal ettiği petrolün yüzde 45-50’si, doğalgazının ise yüzde 30’su Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. İran’ın vurulması ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla petrol fiyatları hızlı bir şekilde artmaya devam ediyor. Bu, Çin ekonomisi için ciddi bir maliyet artışı demek. Artan enerji fiyatlarıyla küresel düzeyde alım gücünün azalması, tedarik zincirlerinin bozulması, deniz ticaret yollarındaki istikrarsızlık kaçınılmaz olarak dünyanın en büyük ihracatçısı Çin’in mallarına olan talebi olumsuz etkileyecek.
Enerji güvenliğe ek olarak, Çin’in küresel projesi Kuşak ve Yol Girişimi’nin (KYG) en kritik kavşak noktalarındaki limanların ve demiryollarının füzelerin ve uçakların tehdidi altında olması diğer bir jeoekonomik risk teşkil etmekte. Hatırlanacağı üzere, KYG’nin ana güzergahlarından Çin-Rusya hattı Ukrayna’da devam eden savaş nedeniyle âtıl kalmıştı. Bu durumda, KYG için en güvenilir hat Hazar Denizi üzerinden Azerbaycan-Türkiye güzergahı görünüyor.
Çin için en iyi ve en kötü senaryo ne?
Çin’in İran savaşına tepkisi beklenildiği gibi ölçülü ve dengeli oldu. Pekin, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısını anlamlı bir şekilde caydıramayacağının ve etkileyemeyeceğinin farkında. Bu durum, Çin’in kendisini küresel bir güç olarak görmesine rağmen sert güç devreye girdiğinde olayları şekillendirme yeteneğinin sınırlarını gösteriyor. Artık savaş başladı, ne kadar devam eder bilinmiyor. Savaş sonlansa da bölgesel ve küresel etkilerinin ne olacağı henüz net değil. Bu koşullarda Çin için en iyi senaryo savaşın “ABD’yi meşgul edecek kadar sıcak”, ancak “enerji akışını kesmeyecek kadar soğuk” kalması.
Diğer yandan düşük bir ihtimal de olsa, İran’da Batı yanlısı bir rejim değişikliğin yaşanması, Çin’in bölgedeki çıkarlarının ağır bir darbe alması, enerji güvenliğinin ABD’nin insafına terkedilmesi anlamına gelir. Savaşın uzaması, kontrolden çıkması Çin’in Ortadoğu’da ilmek ilmek ördüğü jeoekonomik ağları yerle bir edebilir. Bu, Pekin için en kötü senaryo olsa gerek. Ezcümle, Çin bu savaşta “açık” bir taraf değil, olmayacak da. Pekin’in “bekle-gör” yaklaşımıyla gözlemci ve faturacı rolünde kalmayı tercih etmesi muhtemel.
Peki, bu savaştan kim kârlı çıkacak? Çin, ABD, İsrail, Rusya, Türkiye, İran… Şahsi ve subjektif görüşüm, kısa vadede birileri kazanmış gibi görünebilir. Fakat bu savaşın kazananı olmayacak. Kaybedeni ise ilk günden beri belli: en başta hangi coğrafyadan olursa olsun anı ve geleceği çalınan çocuklar. Kanıt mı? Tarih.



HABERE YORUM KAT