Peter Oborne / Middle East Eye
Andy Burnham’ın İngiltere başbakanı olarak göreve başlamasının üzerinden iki aydan az bir süre geçti. O, sönük bir performans sergileyen selefi Keir Starmer’a kıyasla daha rahat bir üslup benimsedi.
Ancak, somut değişiklikler gerçekleştirememesi nedeniyle hoşnutsuzluk sesleri giderek artıyordu.
Salı günü, bu sesler susturuldu. İsrail yerleşim yerleriyle ticarete yasak getirerek Burnham, Brexit’ten bu yana İngiliz dış politikasında yaşanan en önemli değişikliğe öncülük etti.
Bu nedenle Salı günü, yerleşimci terörünü ve etnik temizliği kınaması için kendisine iki yıl süre tanınan Starmer için tam bir aşağılanma günü oldu. Oysa sert önlemler almak yerine hiçbir şey yapmadı ve İngiltere’yi bu suçun suç ortağı haline getirdi.
Burnham’ın durumu düzeltmesi yedi hafta sürdü.
İki yıl boyunca, sefil Starmer, İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarındaki varlığının hukuka aykırı olduğu sonucuna varan tarihi 2024 Uluslararası Adalet Divanı (UAD) kararına yanıt vermeyi bile başaramadı.
Bunun tam tersine, Burnham hükümetinin yerleşim yerlerine yaptırım uygulama kararı, İngiltere’yi bu tarihi UAD kararıyla uyumlu hale getirme yolunda önemli bir adımdır.
Tarihi hata
Bu ilkeli adım, iktidardaki İşçi Partisi ile muhalefetteki Muhafazakâr Parti arasında büyük bir ayrım çizgisi oluşturdu.
Muhafazakâr Parti lideri Kemi Badenoch, meclis kürsüsünde sergilediği canlılık ve özgüven nedeniyle haklı olarak övgü topladı; kendinden emin bir parlamento üyesi olarak ün kazandı ve sık sık donuk Starmer’ı gölgede bıraktı.
Ancak Burnham karşısında çok daha zorlu bir rakiple karşı karşıya kalıyor. Salı günü, yeni İşçi Partisi başbakanı Badenoch’u, liderliğini belirleyebilecek – ve potansiyel olarak mahvedebilecek – tarihi bir hataya sürükledi.
Bir İngiliz hükümeti yabancı bir ülkeyle ihtilaf yaşadığında, akıllı bir muhalefet İngiltere’nin yanında yer alır. Ancak Badenoch’un Muhafazakârları öyle değil.
Dışişleri Bakanı Ed Miliband’ın Salı günü Avam Kamarası’nda yaptığı açıklama, İsrail’den anında bir dizi hakaret, misilleme ve tehdit yağmuruna neden oldu.
Badenoch, deneyimsiz dışişleri sözcüsü Tom Tugendhat’ın İsrail’in argümanlarını tekrarlamasına izin vererek, bu adımın İngiliz ulusal güvenliğini tehlikeye atabileceği yönündeki tehditleri destekledi.
Bu çok tehlikeli bir durumdur. Badenoch ve Tugendhat, apartheid suçu işlediği için İsrail’in kendi insan hakları örgütü B’Tselem dâhil olmak üzere tüm büyük insan hakları örgütleri tarafından kınanan bir ülkenin tarafını tutuyorlar.
Partileri, uluslararası hukuku açıkça ihlal eden ve soykırım gibi en ağır suçu işlediği gerekçesiyle Uluslararası Adalet Divanı’nda soruşturma altında olan İsrail’i destekliyor.
Badenoch, Arjantin’in Falkland Adaları üzerindeki hak iddiasını desteklemekle tehdit ediyor gibi görünen bir ülkeyi destekliyor.
Uluslararası ittifak
İngiliz iç siyaseti açısından son derece önemli bir nokta daha var.
Burnham hükümetinin yerleşim yerleriyle ticareti yasaklama kararı henüz bir kamuoyu yoklamasında test edilmedi. Ancak geçmiş anketler, İngiliz halkının çoğunluğunun bu yasağı destekleyeceğini güçlü bir şekilde gösteriyor.
Salı günü Badenoch, Miliband’ın İngiltere’deki Müslüman seçmenlerin baskısına boyun eğdiği yönündeki İsrail’in saldırgan söylemini tekrarladı. Bu iddia pek mantıklı değil ve Badenoch’un Muhafazakâr Partisi bunu doğrulayacak hiçbir kanıt sunmadı.
İşgal altındaki Batı Şeria’da devam eden yerleşimci barbarlığı ve Gazze’deki katliamdan birçok İngiliz Müslüman’ın dehşete düştüğü kesinlikle doğrudur. Ancak kamuoyu yoklamaları, sadece Müslümanlar değil, İngiliz halkının bir bütün olarak İsrail’in şiddetinden dehşete düştüğünü göstermektedir.
Bana göre, Badenoch’un yerleşim yerleri yasağı konusundaki aceleci kararı, yakında onu iç politikada yalnız bırakacaktır.
Ve bu sadece yurt içinde değil. Salı günü Avam Kamarası’nda yaptığı konuşmadan bu yana, Burnham’ın yerleşim yasağını destekleyen uluslararası bir ittifakı ustaca bir araya getirdiği ortaya çıktı.
Bu koalisyona Kanada, Danimarka, Finlandiya, Fransa, İzlanda, İrlanda, Norveç, Polonya, Portekiz, İspanya ve İsveç dâhildir. Hatta Başkan Donald Trump yönetimindeki ABD’nin İngiltere’nin yeni tutumuna karşı rahat bir tavır sergilediğine dair geçici işaretler bile var.
Burnham ve Miliband’ın, Brexit’ten bu yana İngiltere’nin ilk büyük diplomatik zaferini elde etmiş gibi görünmeye başladığı hissediliyor.
Ayrıca şunu da belirtmek önemlidir: Miliband’ın açıklaması, İsrail Başbakanı BİnYamin Netanyahu’nun aşırı sağ koalisyon hükümeti tarafından gerçekten de düşmanlık ve dehşetle karşılanmış olsa da, ciddi ve bilgili İsrailli kesimler tarafından olumlu karşılanmıştır.
Eski Başbakan Ehud Olmert şöyle belirtti: “Batı Şeria’da büyük bir Yahudi terörist grubu tarafından yürütülen sürekli etnik temizlik çabalarının sonucu olarak, İngiliz hükümetinin bu kararı kaçınılmaz hale geldi… Yaptırımlar İsrail’e değil, teröristlere yöneliktir ve bu nedenle kaçınılmazdır.”
Dinlemeye başlamak
Bu arada, yerleşim yerlerinin genişlemesini titizlikle inceleyen, saygın ve geniş bir bağlantı ağına sahip avukat Daniel Seidemann, Birleşik Krallık’ın “İsrail’i terk ettiği” ya da “düşmanlarımızla güçlerini birleştirdiği” yönündeki suçlamaları reddetti ve X’te (eski adıyla Twitter) şu mesajı paylaştı: “İşgal sona erecek ya da işgal bizim sonumuz olacak.”
Seidemann sözlerine şöyle devam etti: “İsrail’in varlığı ve meşruiyeti için yerleşim yerlerinden daha büyük bir tehdit yoktur ve işgali yerleşim yerleri kadar sürdüren başka hiçbir şey yoktur. Bu nedenle, Birleşik Krallık’taki hükümet içindeki ve dışındaki dostlarımın, Birleşik Krallık’ın bugün İsrail’e ve İsrail halkına büyük bir hizmet ettiğini sürekli olarak akıllarında tutmalarını umuyorum.”
Olmert ve Seidemann’a katılan ve tıpkı onlar gibi Netanyahu’nun İsrail’i yıkıma sürüklediğinden korkan pek çok İsrailli ses var.
Birçok İngiliz Yahudi de aynı görüşte. Yachad UK, destek niteliğindeki bir açıklamada şunları belirtti: “Bu yeni politikalar işgali hedef alıyor. İsrail Devleti’nin meşruiyeti ile yerleşim projesi arasında net bir ayrım yapıyorlar.”
Şimdiye kadar, Badenoch, Starmer ve eski Başbakan Rishi Sunak gibi İngiliz liderler bu tür sesleri görmezden geldi.
Miliband ve Burnham ise dinlemeye başladı.
Sol kesimden, Miliband’ın paketinin çok geç geldiğine dair sert eleştiriler geldi. Bu tamamen doğru, ancak Burnham göreve geleli sadece yedi hafta oldu ve bu konuda suçlanamaz.
Bu paketin yeterince ileri gitmediği de doğru – ancak gelecekte alınacak önlemler sözü verildi. Burnham hükümetinin acilen, Palestine Action’a yönelik aptalca ve keyfi terörist tanımlamasını kaldırması gerekiyor.
Henüz başlangıç aşamasındayız. Ancak şimdiden şunu söyleyebiliriz ki, Miliband Salı günü bu yüzyılda bir İngiliz dışişleri bakanı tarafından yapılan en anlamlı konuşmayı yaptı.
* Peter Oborne’un yeni kitabı “Complicit: Britain's Role in the Destruction of Gaza” (Suç Ortağı: Gazze’nin Yıkımında İngiltere’nin Rolü), kısa süre önce Or Books tarafından yayımlandı. Oborne, 2022 ve 2017 yıllarında en iyi yorum/blog yazarı ödülünü kazandı ve Middle East Eye için yazdığı makalelerle 2016 yılında Drum Online Media Awards'ta yılın serbest yazarı seçildi. Ayrıca 2013 yılında British Press Awards'ta Yılın Köşe Yazarı ödülüne layık görüldü. 2015 yılında Daily Telegraph'ın baş siyasi köşe yazarı görevinden istifa etti. En son kitabı, Mayıs ayında Simon & Schuster tarafından yayınlanan “The Fate of Abraham: Why the West is Wrong about Islam” (İbrahim’in Kaderi: Batı’nın İslam Hakkında Neden Yanıldığı) adlı eserdir. Önceki kitapları arasında “The Triumph of the Political Class* (Siyasi Sınıfın Zaferi), “The Rise of Political Lying” (Siyasi Yalanların Yükselişi), “Why the West is Wrong about Nuclear Iran” (Batı’nın Nükleer İran Konusunda Neden Yanıldığı) ve “The Assault on Truth: Boris Johnson, Donald Trump and the Emergence of a New Moral Barbarism” (Gerçeğe Saldırı: Boris Johnson, Donald Trump ve Yeni Bir Ahlaki Barbarlığın Ortaya Çıkışı) yer almaktadır.
