1. HABERLER

  2. ÇEVİRİ

  3. Siyonist soykırımın anatomisi
Siyonist soykırımın anatomisi

Siyonist soykırımın anatomisi

İsrailli Amerikalı bir psikiyatrist olan Yoav Litvin, Siyonist toplum ve devletin sorunlarına dikkat çekerken Siyonistlerin "normalleşme" ihtimali için yapılması gerekenleri sıralıyor.

21 Aralık 2023 Perşembe 14:00A+A-

Yoav Litvin / Al Jaazera

Siyonist soykırımın anatomisi

7 Ekim'de Hamas savaşçıları Gazze hapishanesinin çitlerini aşarak en az yedi İsrail askeri tesisine ve çevredeki 20'den fazla yerleşim yerine koordineli bir saldırı başlattı. Saldırıda 1000'den fazla sivil ve askeri İsrail vatandaşının yanı sıra onlarca yabancı uyruklu da öldürüldü. Yaklaşık 240 kişi de esir alındı. Hazırlıksız bir şekilde içinde yakalanan İsrail ordusu, saldırıya çılgınca karşılık verdi, Hamas’ın kuşattığı bölgelere ayrım gözetmeksizin ateş açtı ve bu süreçte Hamas savaşçılarıyla birlikte İsrailli esirleri de öldürdü.

Hamas'ın benzeri görülmemiş saldırısının ardından İsrail mdeyası, korku ve öfkeyi kışkırtmayı amaçlayan bir yanlış bilgilendirme kampanyası başlattı ve doğrulanmamış vahşet propagandası yaymaya başladı.  Bebeklerin "toplu halde kafalarının kesildiği", "yakıldığı" ve "çamaşır ipine asıldığı" hikayelerini içeren kampanya, İsrail halkının yaşadığı şokun soykırımcı bir kabileciliğe dönüşmesine yardımcı oldu ve dikkatleri İsrail'in saldırıya zemin hazırlayan siyasi, istihbari ve askeri hatalarından uzaklaştırdı.

Yalanlar üzerine kurulu kampanya aynı zamanda hükümetin yedek birimlerin kitlesel seferberliği için önemli halk desteği toplamasına da yardımcı oldu ve bu da Gazze Şeridi'nin geniş çaplı kara işgalini mümkün kıldı. İsrail, başta Washington olmak üzere Batı'daki emperyal destekçilerinin koşulsuz askeri, siyasi ve diplomatik desteğini aldıktan sonra, Hamas'a karşı koymak ve esirleri kurtarmak bahanesiyle Gazze'de bir "kitlesel suikast kampanyası" şeklinde tanımlanabilecek süreci başlattı.

On hafta sonra, Gazze'nin büyük bir kısmı yıkılmış, yaklaşık 20,000 Filistinli ölmüş ve birçoğu hala enkaz altında ve dünya gerçek zamanlı olarak bir soykırımın ortaya çıkışını izlemeye devam ediyor. Bu olayları davranışsal-nörobilimsel bir mercekle incelemek, genel olarak Siyonist yerleşimci sömürgeci dinamiğine ve İsrail'in Gazze'deki mevcut soykırım eylemlerinin arkasındaki özel motivasyonlara dair öngörü sunabilir.

Siyonist propagandanın temelleri

Tarihsel travmaya tepki olarak Yahudiler antisemitizme karşı derin bir korku duymaktadır. Bu korku, 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında çeşitli coğrafyalarda özerk Yahudi öz savunma gruplarının oluşmasına yol açmıştır.

Avrupalı bir sömürgeci hareket olan Siyonizm bu dinamiğin potansiyelini fark etti. Yahudilerin güvenlik ve öz savunma özlemlerini beyaz üstünlükçü, mesihçi ve faşizan ideolojilerle sentezledi. Bu sentez, Yahudi güvenliğini bölgenin yerli halklarının yerinden edilmesi yoluyla Filistin'de dışlayıcı bir anavatanın inşasıyla eşitleyen yeni, milliyetçi bir Yahudi kimliği doğurdu.

Yerleşimcilerin sömürgeci çabaları tipik olarak hedeflenen bölgeyi “ıssız” olarak ve mevcut sakinlerini ise herhangi bir toprağa layık olmayan insanlık dışı barbarlar olarak tasvir etmeye dayanır. Bu tasvir, Siyonistlerin Filistin'deki Yerli nüfusu ahlaki kaygılar olmadan yerinden etmelerine olanak tanıdı ve İsrail'in kuruluşunu bir halkın yok edilmesi olarak değil, "ormanda bir villa" inşası olarak tasvir etti.

Toprak ve kaynak hırsızlığı üzerine kurulu İsrail toplumunda, "kendini savunma" ("İsrail Savunma Gücü "nde olduğu gibi) kisvesi altında saldırganlık en başından beri ödüllendirilmiş ve pekiştirilmiş ve sonuç olarak hayatın rutin bir parçası haline gelmiştir. Siyonist liderler, Yahudi halkının geçmiş ve şimdiki olumsuz deneyimleriyle ilişkili korkuyu yeniden canlandırarak ve travmayı ele geçirerek, yerleşimci nüfusun saldırgan, yayılmacı, hegemonyacı, soykırımcı politikalara sürekli desteğini sağlamış ve yolsuzluklarını ve diğer suç girişimlerini kamu denetiminden bu sayede korumuştur.

Siyonistler, İsrail'in baskıcı otoritesini korumak ve topraklarını genişletmek için fırsatçı bir şekilde sömürgeci ideolojisini Yahudilik ile birleştirdi. İlahi takdire atıfta bulunan radikal, aşırı sağcı yerleşimciler Filistin topraklarındaki tepeleri ele geçirmeye, orada yaşayanları kovmaya ve yasadışı karakollar kurmaya teşvik edildi. Bu karakollar daha sonra İsrail ordusu tarafından tahkim edilmiş ve nihayetinde Siyonist devlet tarafından "yasallaştırılmıştır".

Şiddet içeren toprak hırsızlığını meşrulaştırmanın ötesinde, Siyonizm ve Yahudiliğin birleştirilmesi, Siyonizm'e veya İsrail'in Filistinlilere yönelik politikalarına yönelik her türlü eleştiriyi Yahudilere yönelik bir saldırı olarak eşitleyerek direnişi gayrimeşrulaştırmaya hizmet etmektedir. Ayrıca, emperyal güçler tarafından desteklenen işgalci yerleşimciler ile işgal altındaki Filistinliler arasındaki siyasi mücadeleyi eşitler arasında sözde eski bir dini "çatışma" olarak göstererek sömürgecilik karşıtı direnişi engellemeye çalışmaktadır.

Siyonizmin liberal kanadı, hareketin gerici çekirdeğini aklamaya ve gerçek hedefleri olan yayılmacılık ve apartheid'ı gizlemeye hizmet etmektedir. Liberal Siyonistler yanıltıcı bir şekilde Siyonizmi demokratik, ilerici değerler ve insan haklarıyla uyumlu bir ideoloji olarak tasvir etmekte, barış, adalet ve Orta Doğu'ya tam entegrasyona yönelik algı operasyonu oluşturmaya çalışmaktadır.

Korku ve soykırım coşkusu

İsrail, 7 Ekim'e kadar kuruluş amacını sürdürdü ve bir yandan işgal doktrinini uygularken, diğer yandan da İsrail'in 2005'te kuşatma altındaki Filistin bölgesinden "çekilmesinden" bu yana Gazze'ye yönelik periyodik saldırılarla "çim biçme" olarak tanımlanan soykırımın örtülü ve açık biçimleri uyguladı. Siyonist İsrailliler ise Gazze’de yaşanan vahşet devam ederken daha fazla konfor için Batı ve işbirlikçi Arap rejimleriyle normalleşmeye çalıştılar.

Korku, insanlıktan çıkarıcı propaganda, saldırganlığın ödüllendirilmesi ve yoğun ayrımcılığın zehirli karışımı, İsraillilerde Filistinlilere karşı empati eksikliği yarattı. Gazze çatışmasının "nefsi müdafaa" olduğunu iddia etmelerine rağmen İsrailli liderler açıkça Filistin toplumunu bir bütün olarak suçlamakta ve esasen sivillerin toplu cezalandırılmasını onaylamaktadır. İsrailli liderler her gün Filistin kültürüyle alay etmekte ve Filistinlilerin işkence görmesini, yerlerinden edilmesini ve yok edilmesini alkışlayarak rahatsız edici bir soykırım zihniyetini ortaya koymaktadır.

7 Ekim'de, Siyonistlerin liberal/demokratik bir çerçeve içinde özenle inşa ettikleri aşamalı soykırım cephesi çöktü ve İsrail'in soykırımcı ve faşizan özü ortaya çıktı. İsrail'deki ve ötesindeki Siyonistler bu maskaralığın sona ermesinin yasını tutmak yerine, Filistinlileri herhangi bir kısıtlama ya da gösteriş olmaksızın öldürme ve yok etme özgürlüğüne kavuşmalarını kutladılar. Bu gelişme sadece Filistin halkı için bir yok etme tehdidi oluşturmakla kalmayıp bütün dünyayı tehdit eden bir ayrımcılık dalgası başlatabilir.

İsraillilerin saldırganlık bağımlılıklarını kırabilmeleri için bir yeniden programlama ve sömürgesizleştirme sürecinden geçmeleri gerekecektir. Bu da ülkelerinin tarihi ve doğası hakkındaki gerçekleri kabul etmelerini, samimi bir şekilde hesap vermeyi taahhüt etmelerini, Filistinlilerin insanlığını tanımalarını ve onların acılarıyla empati kurmalarını gerektirecektir. İşgalci bir yapı olan Siyonizm bir kez parçalarına ayrıldığında, etkin bir şekilde ortadan kaldırılabilir ve empati yoluyla yeniden insanlaştırma ve uzlaşma sürecinin önü açılabilir. Özgürleşme, uzlaşma ve İsrail'in soykırımcı şiddetine son verilmesi ancak ırkçılık ve sömürgecilik karşıtı değerlerle uyumlu, kararlı ve tereddütsüz bir anti-Siyonist çerçeve içinde başarılabilir.


Bu yazı saldırılarda hayatını kaybeden merhum Filistinli şair Refaat Alarer'e ithaf edilmiştir.

Yoav Litvin, İsrailli Amerikalı bir psikoloji/sinir bilimi doktoru, yazar ve fotoğrafçıdır. Makale Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.

HABERE YORUM KAT