
Siyonist araştırma merkezlerinin soykırımdaki gizli rolü
Mustafa Mansur, İsrail'deki akademik, resmî ve özel araştırma merkezlerinin ürettikleri strateji, istihbarat ve politika önerileriyle karar alma süreçlerini yönlendirdiğini aktarıyor.
Mustafa Mansur / Fokusplus
İsrailli Araştırma Merkezlerinin Savaş Suçlarının Planlanmasındaki Rolü
İsrail’deki araştırma merkezleri ve enstitüler farklı yapılara sahip. Bunların bir kısmı akademik kurumlara, yani üniversitelere bağlı. Tel Aviv Üniversitesine bağlı Moşe Dayan Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi, Ben-Gurion Üniversitesine bağlı Ben-Gurion İsrail ve Siyonizm Araştırmaları Enstitüsü ve Hayfa Üniversitesine bağlı Golan Araştırmaları Enstitüsü bunlar arasında yer alıyor.
Öte yandan bazı merkezler ve enstitüler de hükûmete bağlı çalışıyor. Knesset Araştırma ve Bilgi Merkezi, İsrail Bölgesel Dış Politikalar Enstitüsü Mitvim ve Meir Amit İstihbarat ve Terörizm Bilgi Merkezi bu gruba örnek gösteriliyor.
Bunların dışında özel kurumlara ya da kişilere bağlı, hükûmet dışı araştırma merkezleri de bulunuyor. Alma Araştırma ve Eğitim Merkezi, Kudüs’teki Van Leer Enstitüsü ve daha önce Tel Aviv Üniversitesine bağlıyken daha sonra mali ve idari olarak bağımsız hâle gelen İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü bu yapılar arasında öne çıkıyor.
Bu çeşitliliğe rağmen, söz konusu merkezlerin büyük bölümü iki önemli noktada ortaklaşıyor.
Birincisi, bu merkezler hazırladıkları çalışmalar ve sundukları tavsiyelerle İsrail’de karar alma mekanizmalarına fikir ve plan sağlıyor. Bu fikirler, karar alıcılar için bir yol haritası işlevi görüyor. Aynı zamanda hükûmete ve karar vericilere bilimsel, siyasi, hukuki ve medya ayağı olan stratejik bir zemin sunuyor. Böylece İsrail yönetimi, ekonomi, toplum, güvenlik ve özellikle askerî alanlarda aldığı kararları hem içeride İsrail kamuoyuna hem de dışarıda dünya kamuoyuna gerekçeleriyle anlatma imkânı buluyor.
İkincisi, bu merkezlerdeki araştırmacıların ve uzmanların büyük bölümü askerî ya da istihbari geçmişe sahip. Bu nedenle özellikle güvenlik ve askerî alanlardaki tavsiyeleri büyük önem taşıyor. Bu kişiler, sahip oldukları bilgilerle savaşların ne zaman başlatılacağına, nasıl yönetileceğine, düşmanın güçlü ve zayıf noktalarının nasıl değerlendirileceğine dair öneriler sunuyor. Ayrıca çalışmalarının sonuçlarını askerî komutanlara aktarıyor. İstihbari bilgileri de İsrail ordusunun Filistin içinde ve dışında suikast politikalarını uygulamasına katkı sağlıyor.
Bu yazıda, söz konusu üç ana kategori içinde yer alan bazı önemli araştırma merkezleri ve enstitüler ele alınacak. Seçimde merkezlerin önemi, geçmişi, araştırmalarının etkisi, askerî liderlerin tavsiyelerine gösterdiği ilgi ve bu tavsiyelerin sahada uygulanması dikkate alınacak. Bu tablo, özellikle Gazze ve Lübnan savaşlarında İsrail ordusunun işlediği savaş suçlarına bu merkezlerin ne ölçüde etkili biçimde dâhil olduğunu ortaya koyuyor.
Akademik merkezler kapsamında Tel Aviv Üniversitesine bağlı Moşe Dayan Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi ele alınacak. Hükûmete bağlı merkezler içinde, İstihbarat Mirası Merkezine bağlı Meir Amit İstihbarat ve Terörizm Bilgi Merkezi değerlendirilecek. Hükûmet dışı özel araştırma merkezleri içinde ise iki örnek üzerinde durulacak: Alma Araştırma ve Eğitim Merkezi ile İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü.
Moşe Dayan merkezi ve karar alıcılarla kurulan bağ
Moşe Dayan Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi’nin kökleri, 1959 yılında İsrail Mizrahi Hareketi’nin desteğiyle kurulan Reuven Şiloah Enstitüsüne dayanıyor. Reuven Şiloah, Mossad’ın başkanlığını yapmış bir isimdi. Enstitü, 1966 yılında Ramat Aviv kampüsünün resmî açılışından kısa süre sonra Tel Aviv Üniversitesiyle birleşti.
1983 yılında Tel Aviv Üniversitesi, Moşe Dayan Merkezini kurdu. Bu yeni merkez, Şiloah Enstitüsünün bütün faaliyetlerini ve Orta Doğu meseleleriyle ilgilenen arşiv birimlerini bünyesine kattı.
Merkez, kurulduğu günden itibaren akademik araştırma dünyası ile karar alıcılar ve politika yapıcılar arasındaki bağı güçlendirmeyi hedefledi. Aynı zamanda İsrail’de ve İsrail dışında akademi ile hükûmet ve güvenlik kurumları arasında bir köprü görevi üstlenmeyi amaçladı.
Merkezin vizyonu, çağdaş Orta Doğu’yu anlamak için akademik ve uygulamalı bilginin bir arada sunulduğu bir kaynak olmak üzerine kurulu. Başka bir ifadeyle merkez, akademik bilgi ile pratik deneyimi birleştirmeyi hedefliyor. Bunu yaparken de kendi uzmanlık alanlarında çalışan farklı disiplinlerden uzmanların bakış açılarını sürece dâhil ediyor.
Merkezin misyon metninde de bu yaklaşım açıkça görülüyor. Buna göre Moşe Dayan Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi, Orta Doğu ve Afrika’daki güncel gelişmeler ve eğilimler hakkında uzmanlaşmış ve zamanında analizler sunarak İsrail’e hizmet ediyor.
Merkez, 12 kişilik bir yönetim kurulu tarafından yönetiliyor. Bu kurul, İsrail toplumunun farklı alanlarından gelen kamusal figürlerden oluşuyor. Kurulun başında, yedek yarbay rütbesine sahip Zalman Shoval bulunuyor. Shoval, 1990-1993 yılları arasında İsrail’in ABD Büyükelçisi olarak görev yaptı.
Merkezin şu anki direktörü ise Tel Aviv Üniversitesi Orta Doğu ve Afrika Tarihi Bölümü öğretim üyesi Prof. Amos Nadan. Nadan, merkezin önemini ve sağladığı bilgilerin rolünü özellikle 7 Ekim 2023 olayları üzerinden anlattı.

2025 yılında düzenlenen Moşe Dayan’ı anma gecesinde yaptığı konuşmada, merkezin sahip olduğu önemli bilgilerin daha geniş çevrelere ulaşması hâlinde 7 Ekim’de yaşananların önlenebileceğini savundu.
Nadan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “7 Ekim’de bir saha turu yaptık. 7 Ekim’den çıkardığımız ders şu oldu: Eğer Dayan Merkezi’nde bulunan önemli bilgiler daha geniş bir alana açılmış ve bunları dinleyecek kulaklara ulaşmış olsaydı, ülkedeki durumumuz çok daha iyi olabilirdi. Bu nedenle şu anda araştırmacı sayısını ve çeşitliliğini artırmaya, akademik yayınların ve genel kamuoyu ile karar alıcılara yönelik yayınların kapsamını genişletmeye, Arap ülkelerinde akademisyenlerle ve diğer aktörlerle yürüttüğümüz aktif katılımı güçlendirmeye çalışıyoruz. Buna ek olarak, içeriğini açıklamadan duyurabileceğimiz önemli bir faaliyet başlattık. Bu faaliyet, çeşitli kurumlardan karar alıcılar ve üst düzey yetkililerle yapılan bir dizi beyin fırtınası oturumundan oluşuyor.”
Meir Amit merkezi ve istihbarat çalışmaları
Meir Amit İstihbarat ve Terörizm Bilgi Merkezi ise İstihbarat Mirası Merkezine bağlı. Bu merkez, İsrail istihbarat topluluğunun, yani askerî istihbarat, Mossad ve Şin Bet mensuplarının hayatını kaybeden üyeleri için kurulan ulusal bir anma alanı niteliğinde. Bu fikrin temeli 1979 yılında ortaya atıldı, 1983 yılında ise istihbarat topluluğunun mirasını ve değerlerini aktaran bir merkez olarak hayata geçirildi.
Meir Amit İstihbarat ve Terörizm Bilgi Merkezi 2002 yılında kuruldu. Merkez, adını 1921 doğumlu olan ve 2009’da hayatını kaybeden Tümgeneral Meir Amit’ten alıyor. Amit, Mossad’ın en kritik dönemlerinden biri kabul edilen 1963-1968 yılları arasında kurumun başkanlığını yürüttü.
Merkezin amacı, özellikle terörizm ve istihbarat alanlarında bilgi toplamak, bu bilgileri incelemek ve yayımlamak. Merkezin ele aldığı başlıca araştırma konuları arasında Filistinli örgütler, bu örgütlerin ideolojileri, askerî kapasiteleri, siyasi ve medya faaliyetleri yer alıyor.
Bunun yanında Filistin Yönetimi, Gazze Şeridi’ndeki Hamas hükûmeti, İsrail-Filistin çatışması, Hizbullah, başta DEAŞ ve El Kaide olmak üzere küresel cihat örgütleri, terörün finansmanı ve pazarlanması, teröre destek veren ülkeler, özellikle İran ve Suriye, İsrail’i gayrimeşrulaştırma kampanyaları, antisemitizm, İsrail’e ve Yahudi halkına karşı teröre ve nefrete teşvik, İran ve İran’ın terörizm ile İsrail’e yönelik politikaları da merkezin çalışma başlıkları arasında bulunuyor.
Merkezin araştırmacıları, Orta Doğu’da ve bölge dışında faaliyet gösteren örgütlerin, teröre destek veren ülkelerin, saldırıların, altyapıların, silahların, örgüt finansmanının ve bu örgütlere bağlı medya organlarının farklı yönlerini takip ediyor.
Meir Amit İstihbarat ve Terörizm Bilgi Merkezi, aynı zamanda istihbarat konularında da araştırmalar yürütüyor. Bu çalışmaların ana başlıkları arasında istihbarat metodolojisi, istihbarat ve karar alma süreçleri ile İsrail istihbarat topluluğunun mirası bulunuyor.
Merkez, periyodik makaleler ve kapsamlı çalışmalar yayımlıyor. Ayrıca İsrail’de ve İsrail dışında istihbarat araştırmacılarını ilgilendiren farklı metodolojik konular üzerine yılda iki kez mesleki bir bülten çıkarıyor. Bunun yanında istihbarat konularında atölye çalışmaları ve seminerler düzenliyor, her yıl uluslararası bir konferans gerçekleştiriyor.
Bu tür istihbari çalışmaların rolünü gösteren en açık örneklerden biri, İsrail ordusunun yürüttüğü hedefli operasyonlar. Hamas, Hizbullah ve İranlı liderlere yönelik suikastlarda görüldüğü gibi, bu çalışmalar İsrail ordusunun bazı isimleri hedef alan operasyonlarında önemli bir zemin oluşturuyor.
Alma merkezi ve kuzey sınırı odaklı çalışmalar
Hükûmet dışı ya da özel merkezler arasında öne çıkan ilk örnek, Alma Araştırma ve Eğitim Merkezi. Merkez, 2014 yılında yedek yarbay Sarit Zehavi tarafından kuruldu.
Merkezin internet sitesinde yer alan bilgilere göre Zehavi, Lübnan, Suriye ve İsrail’in ulusal güvenlik sorunlarına odaklanan çok sayıda pozisyon belgesi ve dönemsel rapor hazırlıyor. Zehavi, İsrail ordusunda 15 yıl görev yaptı ve askerî istihbarat alanında uzmanlaştı. Ayrıca Ben-Gurion Üniversitesinden Orta Doğu Çalışmaları alanında yüksek lisans derecesine sahip.
Zehavi’nin çalışmaları, 2021 yılında Jerusalem Post gazetesi tarafından en etkili 50 Yahudi isim listesine seçilmesini sağladı.
Merkezin internet sitesinde Alma’nın tanımı ve görevleri de yer alıyor. Buna göre Alma, kar amacı gütmeyen ve partiler üstü bir kuruluş. Görevi ise İngilizce konuşan kitlelere Orta Doğu hakkında derin jeopolitik bilgi sunmak.
Merkez ayrıca İsrail’in Lübnan ve Suriye ile olan kuzey sınırı boyunca farklı gözlem noktalarında saha brifingleri veriyor. Bunun yanında İsrail sınır çatışmalarındaki gelişmelere ilişkin günlük araştırma ve analizlere dayanarak dünyanın farklı yerlerinde konferanslar ve atölyeler düzenliyor.
Araştırma ekibinin bütün üyelerinin İsrail’in kuzey sınırındaki yerleşimlerde yaşaması, merkeze özel bir avantaj sağlıyor. Bu sayede merkez, sınır bölgelerinde yaşamanın çatışmadan nasıl etkilendiğine dair mesleki birikim ile doğrudan saha gözlemini bir araya getirebiliyor.
Merkezin çalışmaları aynı zamanda kültürel iklimdeki değişimi ve komşu ülkelerdeki gelişmeler ışığında İslam toplumlarındaki güncel eğilimleri de ele alıyor. Özellikle bu gelişmelerin, İsrail ordusunun İsrail’in çalkantılı kuzey sınırı boyunca karşılaştığı güvenlik sorunlarını nasıl etkilediğine odaklanıyor.

Alma Merkezi’nin 27 Mayıs’ta yayımlanan son araştırma yazısı ise sivil altyapının hedef alınmasına ve bunun sonucunda sivillerin öldürülmesine açık bir teşvik niteliği taşıyor. Yazının başlığı şöyle: “Hizbullah’ı Gerçekten Ne Acıtır?”
Söz konusu yazı, yürütme konseyinin denetimi altında faaliyet gösteren sivil altyapının hedef alınması çağrısı yapıyor. Yazıya göre bu altyapı, Hizbullah’ın sivil omurgasını oluşturuyor. Şii tabanını destekliyor, ayakta tutuyor ve Hizbullah’ın askerî faaliyetlerini yürütmesine imkân sağlıyor.
Yazıda ayrıca Kasım’ın şu denklemi ortaya koyarak korkutmaya ve caydırmaya çalıştığı belirtiliyor: Bu altyapıya yönelik herhangi bir saldırı fiilen iç savaşa yol açar.
Ancak yazıya göre Kasım’ın tehdidi aynı zamanda belirleyici noktayı da ortaya çıkarıyor. Yazarlar, Kasım’ın açıklamalarının Hizbullah’ı zayıflatmaya dönük çabaların nereye yoğunlaştırılması gerektiğini gösterdiğini savunuyor.
İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü
Son olarak İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü ele alınabilir. Bu enstitü, 1973 Ekim Savaşı’nın sonuçlarından biri olarak ortaya çıktı. Savaşın ardından Tel Aviv Üniversitesi, güvenlik çalışmaları alanında bir merkez kurma kararı aldı.
O dönemde üniversite içinden ve dışından birçok kişi, İsrail’in 6 Ekim 1973’te yaşadığı sürprizin nedenlerinden birinin, hükûmet politikasının üzerine kurulduğu varsayımları değerlendirebilecek ve İsrail güvenlik aygıtının planlama ile uygulama süreçlerini sorgulayabilecek devlet dışı bir kurumun bulunmaması olduğunu düşünüyordu.
Böyle bir araştırma merkezi o dönemde mevcut olsaydı, savaşı ihtimal dışı gören istihbari değerlendirmelere yol açan varsayımları sorgulayabilirdi. Bu görev, askerî istihbarat başkanlığı yapmış olan yedek tümgeneral Aharon Yariv’e verildi.
Merkezin adı zaman içinde birkaç kez değişti. İlk olarak 1978’in başlarında Stratejik Araştırmalar Merkezi adıyla faaliyet göstermeye başladı. 1983 yılında merkezin adı Jaffee Stratejik Araştırmalar Merkezi olarak değiştirildi. 2006 yılında ise bugünkü adı olan Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü adını aldı.
Mali ve idari bağımsızlığı arttıkça enstitü Tel Aviv Üniversitesinin dışına çıkarak Tel Aviv’de Hayim Levanon Caddesi 40 numaradaki yeni merkezine taşındı. Kısa süre içinde güçlü bir mesleki itibar kazandı. Mevcut araştırma programlarını genişletti ve Çin, Rusya, Körfez ülkeleri gibi alanları kapsayan yeni programlar başlattı.
Enstitü ayrıca ulusal güvenlik kavramını da genişletti. Bu kavrama sosyal dayanıklılık, hukuk savaşı, siber alan, enerji ve benzeri somut olmayan alanları da dâhil etti.
İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsünün ortaya çıkan gelişmelere ve bölgesel olaylara ilişkin değerlendirmeleri, yerel ve uluslararası medya için neredeyse temel bir ihtiyaç hâline geldi. Aynı durum İsrailli ve uluslararası strateji uzmanları ile politika yapıcılar için de geçerli oldu.
Bu durum, enstitünün Pennsylvania Üniversitesinin her yıl yayımladığı Küresel Düşünce Kuruluşları Sıralaması’nda Orta Doğu ve Kuzey Afrika düzeyinde ilk sırada yer almasını sağladı. Sıralamada, Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki 102 araştırma merkezi ve enstitü değerlendirildi. Bu kategori Top Think Tanks in the Middle East and North Africa (MENA) başlığı altında yer aldı.

Enstitünün şu anki başkanı yedek tümgeneral Tamir Hayman. Hayman, İsrail ordusunda 34 yıl görev yaptı. General rütbesiyle yürüttüğü son görev askerî istihbarat direktörlüğüydü. Bundan önce ise askerî kolejlerin komutanlığını ve Kuzey Kolordusu komutanlığını üstlendi.
Hayman, Mayıs 2024’te göreve başladığında yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
7 Ekim olayları, bütün alanlarda öncelikleri değiştirme zorunluluğunu yeniden tanımladı. Ulusal güvenlik, kişisel güvenlik, direnç kapasitesi ve toplumsal dayanışmanın, karşı karşıya olduğumuz artan güvenlik sorunlarıyla mücadelede temel unsurlar olacağını kesin biçimde gösterdi. Bu alanlar, önümüzdeki yıllarda enstitünün araştırma çalışmalarının merkezinde yer alacak.
Tamir Hayman’ın bu açıklaması ve İran ile Lübnan sahalarında devam eden savaş çerçevesinde, İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsünün veri merkezi, İran ve Lübnan sahalarındaki askerî harekata ilişkin anlık güncellemeler sunmaya özen gösteriyor.
Genel durum tablosu, seçilmiş verilerin yer aldığı özel bir gösterge panelinden oluşuyor. Bu panel, sahadaki gerçekliği ortaya koyan interaktif bir haritayla birlikte sunuluyor. Veriler, açık kaynak istihbarat değerlendirmelerine ve medya raporlarına dayanarak sürekli ve mümkün olan en yüksek doğrulukla güncelleniyor.



HABERE YORUM KAT