Aynı çatı altında, birbirinden uzak hayatlar

Aynı çatı altında, birbirinden uzak hayatlar

Sema Yarar, dijitalleşme ve parçalanmış zamanın aile içinde duygusal uzaklığı artırdığına dikkat çekerek güçlü aile bağlarının iletişim, mahremiyet, kuşaklar arası anlayış ve birbirine ayrılan nitelikli zamanla yeniden kurulabileceğini savunuyor.

Aileyi Tek Bir Pencereden Değerlendiremeyiz

Sema Yarar / Doğru Haber

Aileyi güçlendirmekten söz ettiğimizde çoğu zaman aklımıza ekonomik şartlar, çocukların eğitimi, ebeveynlerin sorumlulukları ya da ev içindeki görev paylaşımı geliyor. Oysa aile yalnızca aynı çatı altında olmak değil; birbirini gören, duyan, anlayan, hisseden ve zor zamanlarda birbirine tutunabilen insanların ortak hayat alanıdır.

Bugün aile bireyleri olarak birbirimize gerçekten zaman ayırıyor muyuz?

En büyük sorunlarımızdan biri zamanın yokluğu değil, zamanın parçalanmış olmasıdır. Aynı evde yaşıyoruz fiziksel yakınlık var ama duygusal uzaklık büyüyor. Ekranlara kilitlenen bireyler birbirilerinden çok uzakta.

Oysa sağlıklı aile bağlarının ilk şartı nitelikli zamandır. Çocuğun anlattıklarını önemsemek, eşinin sessizliğini fark etmek, yaşlı anne babanın aynı hikâyeyi yeniden anlatmasını bir daha bir daha dinlemek… Bunlar basit görünen fakat aile bağlarını güçlendiren davranışlardır.

Aile içinde yeniden aynı dili konuşmayı öğrenmemiz gerekiyor. Aynı dili konuşmak, herkesin aynı düşünmesi değildir. Farklı düşüncelere rağmen birbirini dinleyebilmek, anlamaya çalışmaktır.

Bazen çocuk konuşmuyor değildir; biz dinlemiyoruzdur. Bazen eşimiz ilgisiz değildir; belki de uzun zamandır kendisini anlatabileceği güvenli bir alan bulamamıştır. Bazen yaşlılarımız anlaşılmaz değildir; biz onların dünyasına yeterince yaklaşmıyoruzdur.

Kendimize “Beni anlıyor musun?” sorusundan önce “Ben seni gerçekten dinliyor muyum?” sorusunu sormalıyız.

Aile, toplumun diğer kurumlarıyla sürekli etkileşim içerisindedir. Eğitim kurumu, medya, sosyal çevre, çalışma hayatı ve ekonomik şartlar ailenin ilişkilerini doğrudan veya dolaylı biçimde etkiler.

Okul, çocuğa yalnızca akademik bilgi veren bir kurum değil, aynı zamanda iletişim, sorumluluk, dayanışma ve birlikte yaşama kültürünün geliştiği bir ortam olmalıdır.

Dijital medya aile hayatının yeni gerçekliklerinden biridir. Teknolojiyi tamamen hayatımızdan çıkarmak mümkün değil, doğru da olmaz. Teknoloji çağında yaşıyoruz malum. Asıl mesele, teknolojinin aile ilişkilerinin önüne geçmesine izin vermemektir. Evde telefonsuz yemek saatlerimiz, ortak aile zamanlarımız olmalı.

Bir de mahremiyet bilinci olmalı çocukların, gençlerin, ailenin özel hayatlarını koruyan… başkalarının mahremiyetine saygı göstermeyi ve dijital ortamda her bilginin paylaşılmaması gerektiğini öğrenmeleri gereken. Mahremiyet yalnızca kapının arkasında başlayan bir sınır değildir; insanın bedenini, duygularını, ailesini ve özel hayatını koruyan önemli bir değerdir.

Bir başka önemli mesele ise kuşaklar arası iletişimdir. Büyüklerin tecrübeleri ile gençlerin enerjisi birbirinden koparıldığında aile önemli bir zenginliğini kaybeder. Gençler geçmişi anlamaya, büyükler ise değişen dünyanın gerçeklerini anlamaya gayret etmelidir. Aile, kuşakların birbirini yargıladığı değil, birbirinden öğrendiği bir okul olmalıdır.

Bütün bunların yanında toplumda giderek artan yalnızlık duygusunu da görmezden gelemeyiz. Kalabalıklar içinde yalnızlaşan bireylerin sayısı arttıkça aile daha da önemli hâle gelmektedir. Fakat aile de kendi içinde yalnızlaşırsa, insanın sığınabileceği en önemli sosyal destek alanlarından biri zayıflar.

Bu nedenle gerektiğinde bize yardımcı olabilecek kişilerden destek alabilir, fikir danışabiliriz. Bazen aile içinde yaşanan problemleri kendi içinde çözmek zor olabilir. Bu nedenle iletişim kanallarını yeniden açmanın en doğru yolu bilen birilerine sormaktır.

Sözün özü; aileyi tek bir pencereden değerlendiremeyiz. Aile; ebeveyn tutumlarından çocukların eğitimine, ekonomik şartlardan sosyal çevreye, dijital medyadan mahremiyet bilincine, kuşaklar arası ilişkilerden psikolojik desteğe kadar birçok unsurun kesiştiği canlı bir yapıdır.

Fakat bütün bu başlıkların merkezinde yine insan vardır.

Aileyi yeniden güçlendirmek istiyorsak belki de önce birbirimize yeniden dönmeliyiz. Telefonu bir kenara bırakıp göz göze gelmeli, “Nasılsın?” sorusunu gerçekten cevabını merak ederek sormalıyız.

Çünkü aileyi ayakta tutan yalnızca aynı evde yaşamak değil, aynı hayatın içinde birbirimizin sesini duymaya devam etmektir.

Ve belki de bugün aile için atılabilecek en büyük adım, birbirimize yeniden zaman ayırmaktır.

Çünkü zaman ayırmadığımız insana, bir süre sonra duygusal olarak da yer ayıramayız.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir