Ölüm kapıyı çalmadan önce hazırlık yapmak

Ölüm kapıyı çalmadan önce hazırlık yapmak

Esma Akbalık, ölümü beklemek yerine ona hazırlanmış bir hayat sürmenin, insanın dünyadaki en önemli sorumluluğu olduğunu hatırlatıyor.

Ve bir gün ölüm kapını çaldığında...

Esma Akbalık / Doğru Haber

Evet ölüm tıpkı davetsiz bir misafir gibi, bir gün ansızın hepimizin kapısını muhakkak çalacak.

Öyleyse gönül evimiz her daim derli toplu olmalı ki, gelen misafire karşı mahcup olmayalım.

Nedense, herhangi bir ortamda ölümden söz edilince herkes sūkût ediyor.

Sanki ölümün adını anmazsak gelmeyecekmiş gibi…

Sanki mezarlıklardan başımızı çevirirsek, ölüm bizi görmeyecekmiş gibi yaşıyoruz.

Tabiri caizse ölümden kaçıyoruz.

“Fe eyne tezhebun” Nereye bu kaçış!

Oysa ölüm, bizim unuttuğumuz bir hakikati hiç unutmuyor.

Bir gün kapımızı çalacak.

Ne yaşımıza bakacak ne hazırlığımıza…

Ne “daha yapacak çok işim vardı” diyecek ne de “biraz daha kalayım” yakarışımızı dinleyecek.

Çünkü ölüm, ertelenmeyen tek randevumuzdur.

Ve insanın bu dünyadaki en büyük yanılgısı da şudur:

Kendisine uzun bir ömür verilmiş gibi yaşar.

Oysa bize verilen uzun bir ömür değil, ömürdür.

Kaç yıl olduğu bize söylenmemiştir.

Belki yarın…

Belki bu gece…

Belki de şu an okuduğunuz bu satırların ardından.

Bir gün odamızda bıraktığımız eşyalar başkasına kalacak.

Telefonumuz susacak.

Mesajlarımız cevapsız kalacak.

Dolabımızdaki kıyafetler başkasının elinde olacak.

Kurduğumuz sofralarda bir sandalye eksik duracak.

Ve bizi sevenler, adımızı geçmiş zamanla anacak:

“Çok iyi bir insandı…”

“Ne güzel gülerdi…”

“Keşke biraz daha kalsaydı…”

İşte insanın dünyadaki bütün telaşını susturan yer burasıdır.

Keşke…

Ölümden sonra en ağır kelime belki de budur.

Keşke annemi daha çok arasaydım.

Keşke babamın gönlünü daha fazla alsaydım.

Keşke çocuklarımın yüzüne bakarken telefonumu elimden bıraksaydım.

Keşke kırdığım kalbi tamir etseydim.

Keşke Rabbime daha çok secde etseydim.

Keşke dünyayı kazanmak için uğraştığım kadar ahiretimi kazanmak için de uğraşsaydım.

Fakat ölümden sonra “keşke”lerin kapısı kapanır.

Çünkü hayat, amel etme yurdudur.

Ölüm aslında hayatın düşmanı değildir.

Ölüm, hayatın ne kadar kıymetli olduğunu bize hatırlatan sessiz bir öğretmendir.

Bir mezarın başında durduğunuzda anlarsınız:

İnsanın yıllarca peşinden koştuğu makamlar oraya gelmiyor.

Para gelmiyor.

Şöhret gelmiyor.

Alkış gelmiyor.

İnsanların ne söylediği gelmiyor.

Geriye yalnızca insanın Rabbiyle arasındaki hakikat kalıyor.

İşte o zaman anlıyoruz:

Biz bu dünyaya biriktirmek için değil, hazırlanmak için gönderilmişiz.

Bir gün bütün bavullarımız burada kalacak.

Ve biz, yalnızca yaptıklarımızla yola çıkacağız.

Ne garip değil mi?

Ölülerimizin ardından saatlerce ağlıyoruz.

Fakat onların bize bıraktığı en büyük mesajı birkaç gün sonra unutuyoruz:

“Sıra sende.”

Mezarlıklar aslında sessiz değildir.

Her mezar sessiz birer vaizdir.

Her mezar insana bir şeyler söyler.

“Ben de senin gibi yürüyordum.”

“Ben de yarın için plan yapıyordum.”

“Benim de yetiştirmem gereken işlerim vardı.”

“Ben de daha yaşayacağımı sanıyordum.”

Sonra bir gün…

Toprak üzerime kapandı.

Öyleyse ölümden korkmaktan önce, ölüme nasıl gideceğimizi düşünmeliyiz.

Çünkü ölüm kaçınılmazdır.

Fakat ölümün bizi hangi hâlde yakalayacağı bizim bugünümüze bağlıdır.

Bir kalp kırgınlığıyla mı?

Bir kul hakkıyla mı?

Bir tövbe kapısının önünde mi?

Yoksa Rabbine dönmüş, gönlünü temizlemeye çalışan bir kul olarak mı?

Belki de bugün ölümü hatırlamak için en güzel gündür.

Çünkü ölüm bize “yarın”ı garanti etmez.

Ama bize bugünü düzeltme fırsatı verir.

Ey insan!

Bir gün seni sevenlerin omuzlarında taşınacaksın.

Bugün üzerinde yürüdüğün toprağın altına konulacaksın.

İnsanların sesi uzaklaşacak.

Adımlar çekilecek.

Toprak kapanacak.

Ve sen, dünyadan ayrılırken yanında yalnızca Allah için yaptıklarını götüreceksin.

O hâlde daha vakit varken…

Kırdığın gönülleri onar.

Helallik iste.

Annenin elini öp.

Babanın gönlünü al.

Bir yetimin başını okşa.

Bir garibin duasına gir.

Geceleri Rabbine birkaç dakika daha fazla yönel.

Günahından utan ama Allah’ın rahmetinden ümidini kesme.

Çünkü ölüm, bütün kapıları kapatan bir son değil; Allah’a dönüşün başlangıcıdır.

Ve belki de mesele, ölümün ne zaman geleceği değildir.

Asıl mesele şudur: Ölüm kapıyı çaldığında, biz Rabbimizin huzuruna çıkmaya hazır mıyız?

Bugün hâlâ nefes alıyorsak…

Hâlâ tövbe edebiliyorsak…

Hâlâ bir gönül alabiliyorsak…

Hâlâ secdeye kapanabiliyorsak…

Demek ki Rabbimiz bize hâlâ bir fırsat daha veriyor.

Öyleyse ölümü beklemeyelim.

Ölüme hazırlanmış bir hayat yaşayalım.

Çünkü insanın bu dünyadaki en büyük kazancı, çok uzun yaşamak değil;

Allah’ın huzuruna yüzü ak varabilmektir.

Ve bir gün…

Bütün sesler susup, bütün yollar bitip, bütün insanlar geride kaldığında, geriye yalnızca bir hakikat kalacak:

“Ey huzura kavuşmuş nefis! Rabbine dön…”

İşte insanın asıl yolculuğu o gün başlayacak.

Ey Rabbimiz bizlere razı olacağın bir hayat ve yine razı olduğun bir hal üzere, şehadetle sana kavuşmayı nasip eyle!

(Amin ya Rabbel Alemin)

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir