Genelkurmay Başkanı Başbuğ "Sabrımız taşarsa elimizde pek çok bilgi var. Bunları açıklamak zorunda kalacağız" dedi. Siyaset bilimciler ve hukukçular "Hemen açıkla" çağrısı yaptı.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un "Sabrımız taşarsa biz de bildiklerimizi halkla paylaşacağız. Elimizde pek çok bilgi var. Bunları açıklamak zorunda kalacağız" sözleri tartışma yarattı. Hukukçu ve siyasetçiler, yasadışı bir uygulamaya dair elde bir bilgi veya belgesi olan herkesin zaman geçirmeden yargıya gitmesi gerektiğini aksi takdirde suç işlemiş olacağını belirterek, Genelkurmay Başkanı Başbuğ'un da elindeki belgeleri açıklaması gerektiğini savundu.
SUÇ VARSA GEREĞİNİ YAPMALI
PROF: DR. HİKMET SAMİ TÜRK: Genelkurmay Başkanı, suç teşkil eden bir şey varsa onu işleme koymak durumunda. Elinde ne var bilemiyoruz. Hukuk ilgilendiren belgeleri paylaşmalı.
PROF. DR. MÜMTAZER TÜRKÖNE: Kendisi bir mahkeme kurmuş, hem savcı hem yargıç hüküm veriyor. Elinde bilgi belge varsa, bunu savcılığa verecek; yargının önünü açacak.
PROF. DR. YASİN AKTAY: Bir takım insanların suç işlediklerine dair somut deliler varsa, bu konuda hareket geçmek için sabrının taşmasını beklemek gerekimiyor.
A. FAHİR KAYACAN (Askeri Yargıtay Onursal Üyesi): Genelkurmay Başkanı'nın elinde ne olduğunu bilmiyoruz. Bazı şeyler, hukuk aleminde sonuç doğuracak anlamda olmayabiliyor.
BAŞBUĞ NE BİLİYORSA AÇIKLAMALI
PROF. DR. HÜSEYİN HATEMİ: Genelkurmay Başkanı 'sabrımız taşarsa' diye konuşmamalı. Hukuki yollara başvururuz demesi gerekiyordu. Tehditler çıkarılacak şekilde ifadeler doğru değil.
SACİT KAYASU (E. Savcı): Eğer elinde yürümekte olan bir davayı etkileyebilecek bilgi var ve saklıyorsa suçtur.
PROF. DR. MÜMTAZ SOYSAL: Orduda müthiş bir moral bozukluğu var. Genelkurmay subayları bir arada tutmakta zorlanıyor. Muhtıra olmasa da milleti uyaracak bir metin yayınlanabilir.
MUAMMER AYDIN (İstanbul Baro Başkanı): İlker Başbuğ Paşa gayet açık konuşmuş. Tartışmaya açık bir konu değil.
DENİZ BÖLÜKBAŞI (MHP Genel Başkan Yardımcısı): Genelkurmay Başkanı tehdit etmemeli ne biliyorsa açıklamalı.
Komutanlık hukuk önünde imtiyazlı kılmaz
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit'in önce intihar eden Albay'ın cenaze töreninde, sonra da Hürriyet gazetesinde üst üste yaptığı açıklamalarla, mahkemeye intikal etmiş sanıkları Deniz Kuvvetleri personeli olan iki ayrı soruşturmayı eleştirmesi hukukçuların tepkisini çekti. Oramiral Yiğit'in açıklamaları, yargıya baskı yapmak olarak yorumlandı. İşte hukukçuların tepkileri:
ŞAHİDİM DEYİP YARGIYA GİTSİN
KAZIM BERZEG (AİHM Avukatı): Yargının bu konuşmalarla etkilenmemesi lazım. Konu hakkında bilgisi varsa, ben şahidim diye dilekçe verir mahkemeye, uygun görürse ifadesini alır. Deniz Kuvvetkelir Komutanı olması hukuk karşısında imtiyaz kazandırmaz. Devam eden davalar hakkında yorumda bulunmamaları gerekir.
KONUŞMAK İÇİN SİVİLE GEÇMELİ
REŞAT PETEK (E.Başsavcı): Silahlı Kuvvetleri mensupları birer memurdur ve ülkenin iç ve dış politikalarını belirlemek gibi bir yükümlkülükleri ve hakları yoktur. Devlet politikalarının siyasi partiler içinde TSK'nın 43. maddesi siyasi beyanatta bulunmayı yasaklar. Rütbesi ne olursa olsun askerlerin siyasete müdahaleden bu tarz açıklamalar yapmaları için üniformalarını çıkarmaları gerekir. Deniz Kuvvetleri Komutanı yaptığı bu açıklamalarıyla yargıya darbe vurmuştur, bundan kaçınılmalıdır.
YARGIYA YÜRÜTMEYE MÜDAHALE
AYHAN ONGAN (Sivil Dayanışma Platformu Başkanı): Bu konuda TSK'nın kışlada milletin kendisine verdiği görevi icra etmesini bekliyoruz. Dünya'da ve Türkiye'de çok önemli gelişmeler ve açılımlar yapılırken TSK da bizim siyasilerimiz, esnaflarımızn, iş adamlarımızn önündeki engelleri kaldırmale ve dış güvenlik yönünde çalışmalar yapmalıdır. Ama bizim TSK üyelerimiz ne yazık ki kendi işlerini bırakıp siyasete karşıyor, yargıya, yürüttmeye müdahale etmeye kalkıyorlar. Bu demokratik hukuk devletine uymayan bir tavırdır.
Başbuğ'dan moral turu
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Deniz Kuvvetleri personeline moral ziyareti yaptı. Önceki gün akşam Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit ile Gölcük Donanması'nda geçiren Orgeneral Başbuğ, burada askerlere moral verdi. Başbuğ'un bu ziyaretinin son günlerde ölüm olaylarıyla sarsılan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personeline destek anlamı taşıdığı bildirildi. Başbuğ daha sonra helikopterle Karamürsel'e geçti. Genelkurmay Başkanı, bu ziyaretinin ardından İstanbul'a döndü.
Kaynak: Star
Ahmet Altan: Hadi Açıkla Başbuğ
Böyle olmaz. Kalkıp da "elimizde belge, bilgi var, sabrımız taşarsa açıklayacağız" diyemezsiniz, bu şantaj anlamına gelir çünkü. Ordunun içindeki darbe planlarını açıklayan gazete biziz. Sizin sabrınız ister taşsın ister taşmasın, biz yeni belgeler bulduğumuzda gene açıklarız. Doğrusu da budur zaten.
Siz, ordunun içinde darbe hazırlıkları yapılmasını yadırgayıp, bunların yayımlanmasını yadırgıyor ve sabrımız taştığında bunları yayımlayanlarla ilgili "bilgi ve belgeleri" açıklayacağınızı söylüyorsunuz.
Hadi açıklayın bakalım. Elinizde bizimle ilgili bir tek belge ya da bilgi varsa halka açıklayın, savcılığa verin. Bizim gibi yapın, suç olan belgeyi halka gösterip yargıya tesim edin.
Yapamazsınız.
Sizin elinizde bizim "gizli" yada "yasadışı bir iş yaptığımız gösterecek bir tane belge yoktur, olamaz. Öyle lafı dolaştırmıyorum ben, gayet açık, gayet net söylüyorum, hodri meydan, açıklayın da görelim. Biz sizin bildiğiniz o "kullanışlı" medyaya benzemeyiz, böyle şantaj kokan laflarla üstümüze gölge düşürülmeye kalkışılmasına da izin
vermeyiz.
Hem biraz tutarlı olun. "Kendi halkını düşman gören ordu olur mu diyen yazanlar var" diyorsunuz. Onlardan biri benim.
Darbe yapan, darbe hazırlayan, halkın iradesini hiçe sayan ordu, "halkının" düşmanıdır. Sizin iddianıza göre, bu lafı Latin Amerika ile ilgili bir makale yazan bir "Amerikalı" bulmuş ve bu cümleyi Türkiye'ye "getirmişler". Ne Latin Amerikalıların ne de bizim, darbeci ordunun halka düşmanı olduğunu öğrenmesi için Amerikalı birinin yazısını okumasına gerek var, onlar da bize bu gerçeği ölümlerle, işkencelerle, zindanlarla öğrendik. Ama beni asıl şaşırtan, bizi "Amerikalıların lafını" kullanmakla suçlayıp, arkasından da "bizim askeri eğitim sistemimiz Amerika'dan alınmıştır" demeniz oldu. Bizim kullandığımız bir cümle bir Amerikalının lafına benzediği için biz "dışarıyla bağlantılı" oluyorsak "bütün eğitim sistemini" Amerika'dan alan ordu ne oluyor? Siz, ne dediğinizin farkındamısınız?
Bir de "bilgi sızıntılardan" yakınıyorsunuz "sızıntı" değil, sizin sorununuz ordunuzun içinde "darbe planları" yapılması, vahim olan onların duyulması değil, vahim olan onların hazırlanması. Göreviniz, o darbe planlarını yayımlayanları tehdit etmek değil, o darbe planlarını yapanlarını cezalandırmak.
Bunu niye yapmıyorsunuz?
Bir de "parlamento, refarandum yoluyla, demokratik süreçleri işleterek üniter yapıyı değiştirmeye karar verirse "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bunun yanında olmayacağını söylüyorsunuz.
Bakın general, dünyanın hiçbir ciddi devletinde bir Genelkurmay Başkanı bunu söylemeye cüret edemez, "üniter ya da federatif" yapı bir "yönetim tarzıdır", bunun nasıl olacağına halk ve parlamento karar verir, ordu buna uyar.
Bir ülkenin "yönetim tarzının" nasıl olacağına ancak "muz cumhuriyetindeki" ordular karışır, ciddi ülkelerde bu ordunuz işi değildir.
Eğitim sisteminiz aldığınız Amerika "federatif" sistemle yönetilir, oradaki ordu buna karışabilir mi?
Size dostça tavsiyem böyle konuşmaktan vazgeçin. Bu konuşmalarınızla bizi bir "aşiret devleti" gibi gösteriyorsunuz.
Yönetime karışmayın, darbecileri yakalayın, elinizdeki belgeleri açıklayın. Sağlam, güvenilir, hukuka saygılı bir ordumuz olsun. Böyle bir ordu kurmak, tehdit etmekten daha büyük bir onu getirir bir generale. (Taraf)