Neden artık rahatsız olmuyoruz?

Bir zamanlar Müslüman rahatsız olurdu.
Haramdan rahatsız olurdu.
İsraftan rahatsız olurdu.
Zulümden rahatsız olurdu.
Hatta şüpheden bile.
Şimdi her şey yerli yerinde gibi.
Hayat akıyor, ibadetler yapılıyor, sözler söyleniyor.
Ama içimizde bir şey eksiliyor.
Ve garip olan şu:
Bu eksilme rahatsız etmiyor.
Asıl soru burada başlıyor:
Neden artık rahatsız olmuyoruz?
Bir: İhtiyaç anlayışımız değişti.
Eskiden ihtiyaç belliydi.
İhtiyaç giderilir, gerisi infak edilirdi.
Bugün ihtiyaç büyüdü, infak küçüldü.
“Yiyin, için; fakat israf etmeyin” uyarısı hâlâ duruyor.
Ama lüks evler, pahalı arabalar, sınırsız tatiller sorgulanmıyor.
İsraf, helali sınırsızlaştırmak olduğu hâlde
biz bunu konuşmaktan bile kaçıyoruz.
Ve bu kaçış bizi rahatsız etmiyor.
İki: Tebliğ var, şahitlik zayıf.
Bir ayet paylaşınca görev bitmiş sayılıyor.
Bir vaaz kesiti vicdanı rahatlatıyor.
“Niçin yapmadıklarınızı söylüyorsunuz?” sorusu
eskiden içimizi titretti.
Şimdi başkaları için okunuyor.
Söz var, hayat yok.
Tebliğ var, bedel yok.
Bu çelişki sıradanlaştı.
Ve biz buna rahatsız olmuyoruz.
Üç: Sorular gençlerden geliyor, huzursuzluk bizden.
Bir zamanlar rahatsız eden yazarları okurduk.
Bizi sarsan cümleleri severdik.
İçimizi daraltan sorularla büyüdük.
İman, o daralmayla genişlerdi.
Şimdi o soruları gençler soruyor.
Ve biz huzursuz oluyoruz.
“Zamanı değil” diyoruz.
“Usulünce” diyoruz.
“Şartları bilmiyorsunuz” diyoruz.
Aslında susturduğumuz gençler değil.
Kendi gençliğimiz.
Kendi itirazımız.
Kendi rahatsızlığımız.
Çünkü gençlerin sorduğu sorular
imanı değil,
bizim konforumuzu tehdit ediyor.
Ve biz konforumuz bozulmasın diye
hikmeti değil,
suskunluğu öğretiyoruz.
Bu çelişkiyi görüyoruz.
Ama artık bu da bizi rahatsız etmiyor.
Dört: "İktidar" olduk ama alternatif olamadık.
Modern kurumları kopyaladık.
Adına “İslami” dedik.
Ruhunu sormadık.
Takva konuşuluyor ama hayat tüketim üzerine kurulu.
Bu çelişkiyi görüyoruz.
Ama kalbimiz rahatsız olmuyor.
Beş: Rızık anlayışımız bozuldu.
Bir zamanlar rızık Allah’tandı.
Şimdi rızık korku oldu.
“Geçim korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin” uyarısı
bıçakla değil, planlamayla geçersiz kılındı.
Bu ayeti okuyoruz,
hayatımızı ona göre kurmuyoruz.
Ve içimiz yine rahatsız olmuyor.
Altı: Keyif kutsandı, heva normalleşti.
“Canım istedi” artık tartışılmaz.
Hevasını ilah edinen insan tarifi
eskiden bizi korkuturdu.
Şimdi başkaları için geçerli sayılıyor.
Heva direksiyonda, takva arka koltukta.
Ve biz buna “denge” diyoruz.
Rahatsız olmadan.
Yedi: Çelişkili dindarlık sıradanlaştı.
Bir elinde Kur’an dersi,
diğer elinde sigara.
Duman başkasını boğuyor.
Ama buna zulüm denmiyor.
“Kur’an’da var mı?” deniyor.
Hesap bilinci zayıflıyor,
ama huzur bozulmuyor.
Çünkü artık rahatsız olmuyoruz.
Sekiz: Zulme karşı duyarlılık eşiğimiz çöktü.
On binlerce insan katledildi.
Bir soykırımla.
Göz göre göre.
Ve bu hâlâ devam ediyor.
Ama sokakta arabamızı park edecek yer bulamadığımızda
duyduğumuz rahatsızlık kadar
içimizi daraltmadı bu zulüm.
Demek ki kalbimiz hâlâ atıyor.
Ama neyin için attığı değişmiş.
Ve bu da bizi rahatsız etmiyor.
Belki sorun modernizm değil.
Belki sorun, alışmamız.
Haramla yan yana durmaya,
israfla yaşamaya,
zulme bakıp geçmeye alıştık.
Alışan insan sorgulamaz.
Sorgulamayan insan rahatsız olmaz.
Belki de en büyük kayıp iman değil.
En büyük kayıp, utanma eşiğimiz.
Çünkü insan günahkâr olabilir,
ama rahatsızsa hâlâ diridir.
Rahatsız olmayan, artık savunma yapmaz.
Savunma yapmayan, değişmez.
Değişmeyen ise fark etmeden alışır.
Kur’an hâlâ okunuyor.
Zulüm hâlâ sürüyor.
İsraf hâlâ büyüyor.
Eksilen iman değil belki.
Eksilen sızı.
Ve sızımayan kalp,
kendini sağ sanır.
On binlerce insan katledilirken rahatsız olmadık.
Bu yazıdan da olmayın.
Zaten mesele satırlar değil.
Mesele, kalbimizin neye alıştığı.
Neye sustuğu.
Neyi görüp yoluna devam ettiği.
Bazen moral bozulmalı.
Çünkü bozulmayan moral,
çoğu zaman bozulmuş bir vicdanın huzurudur.
İyi hissetmek her zaman iyiye işaret değildir.
Bazen iyilik,
insanın içinin daralmasıyla başlar.
Kalp sızımıyorsa,
ya çok güçlüdür
ya da artık hissetmiyordur.
Ve biz uzun zamandır
hissetmemeyi “denge”,
alışmayı “hikmet”,
susmayı “olgunluk” sandık.
Şimdi biraz huzursuz olalım.
Biraz içimiz bozulsun.
Biraz rahatsız olalım.
Çünkü insan,
ancak rahatsız olduğunda yön değiştirir.
Ancak canı acıdığında durur.
Ancak utandığında toparlanır.
Bu satırlar düzeltmek için değil.
Uyandırmak için.
Ve evet—
bırakın biraz moralimiz bozulsun.
Bozulsun ki,
yeniden doğru yerden toparlansın.





YAZIYA YORUM KAT