1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Müslümanın hicreti sadece mekân değiştirmek değildir
Müslümanın hicreti sadece mekân değiştirmek değildir

Müslümanın hicreti sadece mekân değiştirmek değildir

Yaşar Değirmenci, hicretin mekânsal bir göçten öte, Müslümanın hakikate yönelişini ve ahlaki dirilişini temsil eden sürekli bir bilinç olduğunu ifade ediyor.

14 Haziran 2026 Pazar 18:02A+A-

Müslümanın Hicreti ve Hicret Şuuru

Yaşar Değirmenci / Yeni Akit

 

“Ummana uzman olunmaz” diye bir söz vardır. “Hicret” de çok yönlü incelenip kafa yorulması gereken İslam Tarihinde ayrı bir yeri olan, medeniyetimizin de takvimidir. 

Hicri yılbaşını karşılarken farklı açılardan, çok yönlü ve günümüze taşıyıp şuurlu bir hicret yazısıyla okuyucularımı buluşturmak istiyorum. 

Sevgili Peygamberimizin hayat tarzını bir bütün olarak anlamadan, Kur’an’ı da İslâm’ı da, dünyayı da, dünyanın sorunlarını da anlayamaz, kavrayamaz ve anlamlandıramayız. Dolayısıyla İslâm’ın insanlığa nasıl bir hayat ve dünya tasavvuru sunduğunu; bu tasavvuru nasıl hayata geçirdiğini, bu tasavvura hangi hâl ve şartlarda, hangi zorlu zamanlarda nasıl hayatiyet kazandırdığını da göremez ve kavrayamayız.

Hicret; Müslümanların içinde yaşadıkları toplumla temasa geçtikleri anda karşılaştıkları zorlukları, kuşatmayı, yok etme taarruzlarını göğüsleyebilmek için giriştikleri bir varoluş, direniş ve kaderlerini ve geleceklerini kendi ellerine alma mücadelesinin nasıl verileceğinin ve hayata nasıl geçirileceğinin formülüdür. Hicret, hayata geçirme usulünü veren bir silkiniş eyleminin ve sürecinin adıdır. 

Peygamber Efendimiz, dünyevî bir lider olmadı. Önce kendisi Mekke’den gidip, tehlikelerden, zulümden kurtulmadı. Arkadaşlarını Habeşistan’a âdil hükümdar Necaşi’ye gönderdi. Arkadaşlarının can güvenliğini teminat altına alıyordu. Hicret, imkanların bittiği yerden, imkanların üretildiği yere intikaldi. 

“Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadet. Düşmanlarım bana ne yapabilir ki. Ben cennetimi yüreğimde taşıyorum” diyen Allah Dostları “hicret ruhu” taşıyan muhacirlerdi. 

Hz. Adem’den, sapkın bir toplumdan hicret edip yepyeni bir toplum temeli atan Hz. Nuh’a. Muhacirlerin atası Hz. İbrahim’den, gerçek adını hiç kimsenin bilmediği fakat “hicretin” adının yerini aldığı Hacer’e. Kölelikten sultanlığa hicret eden Hz. Yusuf’tan, Mısır’dan Filistin’e bir farklı “hicret yürüyüşü” gerçekleştiren Hz. Musa’ya. Tarihin bütün Allah’ın nurunu taşıyan nur yüzlü adamları ve kadınları, her biri farklı bir hicretin muhaciri olmuşlardı. 

Bizden öncekilerin yaşamadığı en dehşetli gurbeti, modern zamanların insanları yaşadı. Bu; modern oyuncaklarla oyalanan, hipnotize edilmişçesine insanlığından sürülüp çıkarılan, âdeta iç dünyalarında bir “hicret” bekleyen toplum ne zaman maddi-manevi muhacir olacak? Bütün insanlık, insanlığının garibi oldu. Yani insan insanlığından “göç” etti.

Şimdi bir hicret seferberliği olmalı. Önce, Kur’an’ın “Aranızda hayra çağıran, iyi doğru ve güzeli emredip kötü, yanlış ve çirkinden sakındıran bir topluluk bulunsun” dediği o topluluk kendine hicret etmeli. İmkanların bittiğini sandığı “bozgun” diye adlandıracağımız bir ruh halinden, gönülleri feth eden bir ruh haline hicret. Günahtan sevaba, kötülükten iyiliğe, alçaktan yüceye, değersizden değerliye, evden sılaya, dünyadan ukbaya hicret.

Hicret; Müslümanların Müslümanca var olma kaygılarını yok etmeye kalkışanlara karşı muhkem ve sarsılmaz bir direniş, bir silkiniş, bir diriliş ruhu geliştirebilmek, bu ruhu her daim canlı ve diri tutabilmek demektir.

Hicret, yalnızca bir yerden başka bir yere göç etmek değildir. Hicret, Allah ve Resulünün rızasını her şeyden üstün tutma idealidir. Hakka yönelmenin ve hakikate sımsıkı bağlanmanın gayretidir. Nefsin gayr-ı meşru istek ve arzularından, şeytanın bitmek bilmeyen vesveselerinden uzaklaşıp salih ameller ve güzel ahlakla dolu bir ömür geçirme azmidir.

Hicret, hata ve günahlardan tövbe edip Yüce Rabbimizin engin rahmet ve mağfiretine sığınma çabasıdır. Haramlardan helallere, kötülüklerden iyiliklere doğru adım atma kararlılığıdır. Peygamber Efendimiz “Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların zarar görmediği kişidir. Muhacir ise, Allah’ın yasaklarını terk eden kimsedir” buyurarak bu hususa dikkatlerimizi çekmektedir.

Müslümanın hicreti; kibirden tevazua, öfkeden merhamete, bencillikten diğerkâmlığa, zulümden adalete, karamsarlıktan umuda doğru yol almasıdır.

Müslümanın hicreti; yalan, iftira, fitne ve gıybet gibi dilin afetlerinden uzaklaşıp; doğruluğu, kardeşliği ve muhabbeti kuşanmasıdır.

Müslümanın hicreti; nefsini ve neslini, sapkın fikirlerden, bâtıl ideolojilerden ve yanlış yönelişlerden koruması; dinine, değerlerine, kültürüne ve örfüne uygun bir ömür sürmesidir.

Müslümanın hicreti; alkol, zina, faiz, rüşvet, stokçuluk ve karaborsacılık gibi huzur ve güveni zedeleyen haramlara tevessül etmemesi, helallerle yetinmesidir.

Müslümanın hicreti; kul ve kamu hakkını ihlal edecek her türlü günahtan uzak durması; sözüne, davranışlarına ve işine dikkat etmesidir.

Müslümanlara düşen; hicri yeni yılda, hicretin anlam ve önemini yeniden kavramaları, içinde bulundukları dönemi doğru okumaları, hayatlarının muhasebesini yaparak geleceğe yön vermeleri olmalıdır. İslam kardeşliğini esas almaları, birbirlerine kenetlenmeleri, maddi ve manevi imkânlarını birbirleriyle paylaşmaları olmalıdır.

İdrak edeceğimiz 1448 Hicri yılımızın; mazlumların yüzlerinin gülmesine, insanlığın huzura ermesine, birlik, beraberlik ve kardeşliğimizin pekişmesine vesile olmasını Yüce Rabbimizden niyaz ediyoruz.

HABERE YORUM KAT